şükela:  tümü | bugün
  • istanbul üniversitesi bilim tarihi bölümünden mezun, üniversite yıllarından beri aktif olarak, şu anda genel başkanlığını üstlendiği tkp saftarında mücadele eden samimi, inanmış bir kardeşimizdir.

    kardeşimizdir diyorum çünkü aynı yaşlardayız, aynı sıralarda aynı yıllarda beraber saf tuttuğumuz türkiyenin genç kuşağının bir parçasıdır.

    tkp ,9. kongresinde sanırım dünya sol tarihinde görülmemiş bir iş yaparak "ölene kadar başkanlık" uygulaması yerine devir teslim yapmıştır.

    yine kongrede tkp kuruluş dönemini tamamladığını artık ayağa kalkmak gerektiğini söylemiş; bu minvalde kurulus döneminde önemli bir pay sahibi olan kuşağa partiyi emanet etmiştir.

    bekleyip göreceğiz artık, yoksa beklemesek mi.
  • edebiyat fakültesi'nin en meşhur solcularından biriydi vaktinde. sözünü hiç sakınmamasına ve oldukça sert mizacına karşın (yine de ironiden anlar, gülmeyi bilirdi) partisine ve düşüncesine en uzak adamların bile sohbetinden, dostluğundan keyif aldığı bir devrimciydi. o zamanlar yaşı oldukça genç olmasına rağmen aldığı sorumlulukların altında ezilip şişinmeyen, tkp'lilerin bu konudaki kötü ününün aksine gözünü budaktan sakınmayan, herşeyden önemlisi kendi kafasıyla düşünmeyi bilen ve çok okuyan bir adamdı bir de çok net hatırladığım birkaç olaydan çıkarsadığım kadarıyla çok adaletliydi.
    umarın vitrine konulmuş biri değildir de gerçekten partisine başkanlık yapar. bir umut belki o zaman partisi de eski tutarlılığına yeniden kavuşur.
  • türkiye cumhuriyeti'nin işçiler emekçiler tarafından kuruldugunu beyan etmis halkin gazetesi-sana da iki cift lafim olacak-birgun'e. kurt meselesi ile ilgili soyledikleri falan artik yazmiyorum yani. hayatimin yuzde 25'ini uyumakla geciriyorsam-ki bence daha fazlasini alir uyku- diger yuzde 25'ini de tkp uzerine konusmakla geciriyor olabilirim. o yuzden buraya daha fazla yazamiycam zaten sinirim bozuk bilgisayarim coktu galiba. ama sosyal sovenizm nedir, ne degildir (bakin sozlukte her bir bokla ilgili entri var, sosyal sovenizm'le ilgili yok, niye dersen, sosyal-sovenizm damarlarinda akan kandir o yuzden cevabini verebilirim ama vermeyebilirim de) diye merak edeniniz var ise oturup su soylesiyi okuyun bence.

    http://www.birgun.net/…20&year=2009&month=02&day=26

    ps. (herseyi ben post edemem, lutfen inisiyatif alin suserlar)
  • tkp başta olmak üzere, örgütlerde-derneklerde "mahir çayan bıyığı" modasını başlatmıştır. dün taksim meydanı 70'lerden kalmaydı. fena da değildi.
  • ertuğrul özkök'ün bugünkü köşe yazısından yola çıkarak “açıkcası özkök’ün tkp’nin artan etkisini hissettiğini ve bununla ilgili erken uyarı sinyali işlevi görecek bir yazı kaleme aldığını düşündüm” demiş.hangisi daha komik karar veremedim ben.

    günümüzde ulusalcılık artan bir trend. eee tkp'de hızlı adımlarla, hatta koşarak ulusalcılaşıyor.burdan yola çıkarak tkp'nin etkisinin artacağını düşünüyor sanırım. yoksa tansu özkök'ün gördüğü ve "güven veriyor" dediği fotoğrafını ben de gördüm.o kadar ayakları yerden kesilmiş görünmedi bana.

    http://haber.sol.org.tr/…ok-aciklamasi-haberi-21355
  • yıllardır olduğu gibi, kendisinden ve partisindekiler haricinde hiç kimse artan tkp etkisini nedense görememektedir. bunun genelde bir sekterizm belirtisi olduğunu söylememe gerek yok çok fazla.

    ben de şahsen bu etkiyi kırmak adına yazıyorum şu anda misal. malum, akp karşıtlığı ve anti-emperyalizm ayağına her türlü etnik/ulusal özgürlük mücadelesine karşılar ya, ondan işte. biz de kıralım bu etkili elimizden geldiğince.

    merakla bekliyorum, ne zaman perinçekçiler gibi barajı geçtik iktidara yürüyoruz diye afiş asacaklar sağa sola.
  • yapmis oldugu gayet akli basinda ve mantikli aciklamasi, icinden cumle cimbizlayanlarca elestirilmis kisidir.

    hadi kesip bicmeden kopyalayalim da gorelim bakalim nasil komik (!) bir aciklama yapmis bu arkadasimiz:

    --- http://haber.sol.org.tr/…ok-aciklamasi-haberi-21355 ---
    erkan baş’tan odatv’ye “özkök” açıklaması
    09.12.2009 - 19:08

    ertuğrul özkök’ün bugünkü köşe yazısında, eşinin bir sonraki seçimlerde tkp’ye oy vermeyi düşündüğünü belirtmesiyle ilgili erkan baş odatv’ye değerlendirmede bulundu.

    hürriyet gazetesi yazarı ertuğrul özkök, bugünkü köşe yazısında eşi tansu özkök’ün kendisine bir sonraki seçimlerde tkp’ye oy vermeyi düşündüğünü söylediğini yazdı. özkök, “herkesin iki oy hakkı olmalı” başlıklı yazısında şunları yazdı: “pazar sabahı eşim tansu ile çok ilginç bir sabah sohbeti yapıyoruz. “bir dahaki seçimde oyumu türkiye komünist partisi’ne vereceğim” diyor. yüzümdeki hayret ifadesini görünce devam ediyor: “hiç tkp’nin genel başkanının fotoğrafını gördün mü? insana güven veriyor. ayrıca söyledikleri de öyle.” aman allahım, “te ka pe”... birden 1970’li yıllara dönüyorum. o partilerin yıkılan duvarın altında kaldığını sanıyordum. yıllar sonra eşimin oy tercihi olarak hortluyor ve karşıma çıkıyor. ama hemen arkasından klasik tavra dönüyor: “öyle diyorum ama, sandık başına gittiğimde eminim yine elim chp’ye gider” diyor.”

    türkiye komünist partisi genel başkanı erkan baş, konuyla ilgili olarak odatv’ye bir değerlendirmede bulundu. yazının çok önemli olduğunu düşünmediğini belirten baş, “ülkenin içinde bulunduğu durum ve partimizin bu süreçte izlediği politika ile etkinliğinin arttığına ilişkin gerek günlük parti çalışmalarından gerekse çeşitli kaynaklardan zaten fazlasıyla bilgi alıyoruz. ancak sayın özkök’ün yazısını da bu verilerimize eklenmiş yeni bir bilgi olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. dolayısıyla önce yazana değil de yazdırana bakmak gerekir” dedi.

    ertuğrul özkök’ün burjuvazinin en önemli kalemlerinden biri olduğuna dikkat çeken baş, “açıkcası özkök’ün tkp’nin artan etkisini hissettiğini ve bununla ilgili erken uyarı sinyali işlevi görecek bir yazı kaleme aldığını düşündüm” ifadesini kullandı. baş, “bunu da kendisine yakışan bir ustalıkla yaptığını saptamak gerekiyor. tkp’nin artan etkisini görüyor, ancak bunu sadece insanların yüreklerine hitap ediyor oluşumuzla açıklamaya çalışıyor. bunu yaparken de aslında akılla düşünüldüğünde tkp’nin gerçek bir şeçenek olamadığını da araya sıkıştırmak istiyor” dedi.

    (sol - haber merkezi)
    --- http://haber.sol.org.tr/…ok-aciklamasi-haberi-21355 ---

    bu da mahalle kahvesindeki bitirim bekir abimizden gelsin:
    "bence tkp'nin etkisini artirdigi falan yok, cunku bana oyle geliyor."
  • yıllık geliri tahminen 500.000 doların üzerinde olan bir ailenin isminde komünist geçen bir partiye oy vermesinde mantıklı bir temel araması bile tkp açısından yeterince aydınlatıcıdır.

    gerçi bizim gibi sorosçu, ab'ci, fethullahçı ve liboş sosyalistlerin pek bir hükmü yoktur sözünün.
  • tekel işçileri ile ilgili olarak sol derginin 314. sayısında 'ölmek var dönmek yok' adlı bir yazı kaleme almış.

    (...)

    tütün işçileri yoksul,

    tütün işçileri yorgun,

    ama yiğit

    pırıl - pırıl namuslu.

    namı gitmiş deryaların ardına

    vatanımın bir umudu...

    keşke yerimiz olsa da ahmet arif’in “yalnız değiliz” isimli güzelim şiirinin tamamını paylaşabilsek. okumuş olanlar, “bir ufka vardık ki artık/ yalnız değiliz sevgilim” dizeleri ile başlayan şiiri unutmuş olamazlar, okumayanlar içinse umalım bu satırlar tamamının bulunup okunmasına vesile olsun...

    ahmed arif tütün işçilerini anlatırken, kuşkusuz ölümünden 19 yıl sonra ankara’ya hak alma mücadelesine gelecek, ülkenin akıl, vicdan sahibi tüm insanlarının desteğini alacak ve umutlarımızı filizlendirecek tekel işçilerini düşünmemişti. çok büyük ihtimalle tkp’nin ilk dönem kadrolarından tütün işçilerini düşünerek yazdığı bu dizelerin tekel işçilerine bu kadar yakıştığını görse kim bilir ne düşünürdü?

    şair “namı gitmiş deryaların ardına” dereken tekel işçilerini mi yoksa güzel ülkemizi mi işaret ediyor emin olamadım, fakat halkımız “yiğit namı ile anılır” der ve işçi sınıfının mücadele tarihinde tütün işçilerinin haklı bir ünleri vardır. onlar ülkenin en karanlık günlerinde sınıf içinde tkp’mizin ilk hücrelerini oluşturanlardır. inadın ve direncin simgesidirler.

    bugün tekel işçilerine gören birisi, “demek ki, işçi sınıfı içerisine bir kere atılan tohum, ne kadar bastırılırsa bastırılsın, mutlaka bir yolunu bulur ve gerektiğinde betonu çatlatıp yeni filizler verir” derse idealistce mi bakmış olur? aradan bunca yıl geçtikten sonra aynı inadın ve aynı inancın ortaya çıkması başka nasıl açıklanabilir ki?

    varsın kimileri “tarihin sonunu” ilan etsinler, işçi sınıfının bittiği, bu halka güvenilmeyeceği masallarını yaymak için milyon milyon dolarlar harcasınlar, işte yiğit tekel işçileri bütün bu saçmalıkları yerle bir ettiler. saklamaya gerek yok, bu satırların arkasında, geçmiş tartışmalardaki haklılığımızı, emekçi halka, işçi sınıfına güvenimizin boşa çıkmadığını görmüş olmanın gururu da var. ancak sadece bunun için yazdığımız sanılmasın. biz hep ileriye bakmamız gerektiğini biliriz ve tekel direnişi bu ülkede ileriye bakmak isteyenlerin gerçekten kimlere güveneceğini, kimlerle yoldaşlık etmesi gerektiğini bir kez daha gösterdiği için değerlidir.

    sonunun nasıl olacağından bağımsız olarak tekel işçileri uzun yıllardır ülkemizin üzerinde dolaşan kara bulutları dağıtmışlardır. bu arada direnişin mümkün olan en ileri noktada bitmesi için tekel işçileri yapmaları gerekeni yaptılar, yapmaya devam ediyorlar notunu da düşelim ve bundan sonrası için “emekten yana” tüm güçlerin seferber olması çağrısını tekrarlayalım.

    yiğit tekel işçilerinin direnişin henüz ilk günlerinde ziyaret etme fırsatı bulmuş ve kısa bir sohbet sonrasında bu direnişin türkiye işçi hareketi tarihinde “ölmek var, dönmek yok” sloganı ile ve bir kararlılık-direnç eylemi olarak yer alacağı sonucuna varmıştık. sanıyorum henüz 10. gününde filandık, sonra her geçen gün bu slogan daha bir anlam kazandı ve artık “ölmek var, dönmek yok” bir slogandan çok daha öte anlamlar kazandı.

    elbette tarih tekerrürlerle ilerlemiyor, ancak birtakım benzerliklerin oluşması da kaçınılmaz. örneğin özallı yıllar ile bugün rte’li yıllar arasındaki pek çok farka rağmen kimi benzerlikler kesinlikle vardır. gerçi özal ölerek kurtulmuştu ama prestijinin yıkılma sürecinin başlangıcının maden işçilerinin eylemi olduğu genel olarak kabul görmektedir. burada “çankaya’nın şişmanı işçilerin düşmanı” sloganın yeri inkar edilemez. şimdi akp’nin meydanı pek boş bulduğu bir dönemde yiğit tekel işçisinin direnişi pek ala benzer bir rol oynayabilir.

    “ölmek var, dönmek yok” sloganı uzun yıllardır inatla savunduğumuz bir tespitin işçi dilindeki ifadesidir. akp’nin yıkıcı saldırıları karşısında teslim olmama iradesi ortaya konulduğunda bunun sadece bir direniş olmayacağı eş zamanlı olarak bir karşı saldırı anlamı taşıyacağını söylüyorduk. tekel direnişi ve sloganı bunun somut örneğidir.

    yiğit tekel işçileri halkın önemli bir bölümünün desteğini almıştır. ancak bu gönülden desteğin, dışarıdan destek olarak kalmaması ve mücadele arkadaşlığına dönüşmesi günün en önemli sorunudur. bu sorunun çözümü doğrultsundan atılacak her adım, ülkemizin gelecek güzel günlere yakınlaşması anlamını taşıyacaktır. direnişin ilk anından bu güne yiğit tekel işçilerine yoldaşlık eden türkiye komünist partisi’nin tüm üyelerine ve dostlarına çağrısı budur.

    mücadelenin keskinleştiği evrelerde taraflar daha belirginleşir ve gri bölgeler kalmaz. bugün olmak ya da olmamak, direnmek ya da teslimiyet sözcükleri ile gerçek karşılığını bulmaktadır. ve direnişi sadece dışarıdan alkışlamakla, seyretmek ve teslim olmak arasında en küçük bir fark yoktur.

    yiğit tekel işçileri bizler “yalnız değiliz”i hatırlattı, bizim de “yalnız değiliz”i yaygınlaştırmamız gerekiyor.

    artık türkiye işçi sınıfının yeni bir sloganı vardır.

    ve elbette işçi sınıfının öncü partisi de bu sloganı benimsemek zorundadır, çalışmalarını bu sloganda ifadesini bulan kararlılıkla sürdürmek zorundadır.

    evet, ölmek var dönmek yok!

    bu arada işçi düşmanları boşuna sevinmesin, paranın saltanatını yıkılana kadar ölmek de yok!

    aylar sonra gelen edit: demek ki dönmek varmış.