şükela   tümü | bugün
  • million dollar baby, beni derin hüzne boğup çarpan ve feci ağlatan film olmuştur. hatırladıkça hala içim burkulur. incendies'in sonunda da aynı şekilde serseme döndüğümü hatırlarım.
    precious'da da yaşanan dram çok fena yapmıştır beni. the boy in the striped pyjamas da bu filmler arasındadır.

    bir de son bir film olarak seven pounds, herkese izletilmeli.

    başlığa itirazım var ya neyse, erkekleri ağlatan film, kadınları ağlatan film diye ayrılıyor mu bu filmler yahu? ağlamak ortak bir duygu değil midir? erkekler de zor falan ağlamaz, ağlatma potansiyeli olan, sağlam film herkesi ağlatır.

    şu sahne ağlatmaz mı adamı?
    http://www.youtube.com/watch?v=lwrsx9v2ena
  • olsa olsa brockback mountain'dir.
  • (bkz: extremely loud and incredibly close)

    (bkz: dead man walking)

    (bkz: curious case of benjamin button)

    (bkz: babam ve oğlum)

    (bkz: biutiful)

    demek ki kişinin varoluşuna ve baba-çocuk ilişkilerine yönelik dramaların çok pis ağlatabilme potansiyeli varmış.
  • babam ve oğlum
  • (bkz: a perfect world)
    sinemada saklamak için çok uğraşmıştım.
  • ağlatan filmi geç babacan, hönküre hönküre zırlatan bir film biliyorum. ediz hun ve yanılmıyorsam necla nazır filmi olan gurbet kuşu. o kadar göz yaşı dökmüşüm ki, oturma odasının halıları su toplamıştı anasını satayım. üzerine çorapla basınca farketmiştim.

    ediz hun, necla nazır'dan olma çocuğunu arıyor film boyunca, an oluyor aynı sahnede görünüyolar ama tanımıyor çocuğunu ediz abi, çocuk yanından geçip gidiyor, bu benim oğlum lan diyemiyor adam. biz de ekran karşısında, hani şu oyun oynarken yanınca zırlayan çocuk gibi; "bulmuşşşddııııeeaaaa amaa taaam buluuyooduuaa yaaae" diye diye bi mendil daha tüketiyoruz, salya sümük ve balgamlı.

    hele film sonunda, kederden sakalları 1 buçuk metre olmuş ediz abinin, karısının anısına yaptığı heykelin üzerine çocuk gelip çıkıyor da anne anne diye seviyor ya, o anda göz yaşı böyle yavaş yavaş süzülüp, çeneden aşağı düşmüyor bu sefer. ordan da kavis alıp süzülerek boyuna ve göğüse iniyor. akabinde akmaya devap edip göbek deliğinin içine düşüp son bulurken, o üzüntünün üzerine hafifte bi gıdıklanma hissi veriyor. o derece. öyle bir film bu.

    gerçi çocuk heykeli nerden gelip buluyor anlamadım orayı, zaten tüm film boyunca el kadar sabi istanbul'u dolanıyor tek başına. anlayacağın "bebek firarda"yı taa o zamanlar çekmiş bizimkiler de yalnız acıklı olanını çekmişler.
  • tek başıma izlerken beni gözyaşlarıma boğan film ve ne kadar kötü ruhlu biri olduğmu sorgulamama sebep olan film için (bkz: my name is khan)