şükela:  tümü | bugün
  • mutsuzluk ikliminde yetişmiş olmak; "dertleri zevk edindim bende neş'e ne arar" gibi bir şarkının çok güzel olması mesela... kadınlardan çok da farklı diğil... ama omuzlarına yüklenmiş bi sürü de çuval var (kadınların çuvalları da ayrı): erkek adam olmalısın / eve para getirmelisin / performansın yüksek olmalı / karizma tam olmalı / errkek dediğin billlmemne olur billmemne yapar / het höt falan gibi.
  • gelecek kaygısı, ayrılık, işsizlik, tuttuğu takımın yenilmesi, ishal, sevdiği insana istediği hayatı sunamamak ve bence en önemli sebep (bkz: duygusuz bir okuz sanilmak)
  • kıyaslamak, kıyaslanmak. ayrıca duygularını açıkça ifade etmeden anlaşılmayı beklemek. ve her daim anlayış beklemek, e haliyle öyle olmayınca tabi ki de mutsuz olmak. mutluluğun gelmesini beklemek, kesinlikle çaba harcamamak.
  • herhangi bir neden aramaya gerek yoktur. neden bulamazlarsa kendi b.klarıyla kavga eder yine mutsuz olurlar. yeter ki istesinler.
  • fox tv.

    başka hiçbir şey mutsuz etmiyor. param olmasa evde oturuyorum, sıkıntıdan halıda yuvarlanıyorum biraz, televizyonda şenay düdek izliyorum. sevgiliyle kavga etsem, bir çiçekle birazcık tatlı sözle hallederim diyorum umutsuzluğa düşmeden. hasta olsam, bi ıhlamur çaksam kendime gelirim diyorum. okula gitmiyor izin veriyorum kendime. mascherano denilen tarator, ilk yarıda kırmızı kart görüp oyundan çıkıyor, ben haftaya oynamayacak diye seviniyorum. karnım acıkıyor, evde yiyecek bir şey olmuyor bazen, rejim yaparım lan ben de deyip aç aç yatıyorum ama hafta sonu liverpool maçı varsa, man u gibi bir takımlaysa ve fox tv bu maçı yayınlamıyorsa o an bir şeyler kopuyor bende. eskisi gibi olamıyorum. düşündükçe sövüyor, sövdükçe düşünüyorum. maçı nasıl izlerim taklasına başlıyorum pazartesiden. gidiyorum manchester diye kafa siken ingiliz bir ablayla birlikte irish pub'da maç izlemek zorunda kalıyorum. extra büyük bira 7.5 diyorlar. ben damacana koyacaklarını zannederken, bir tane 50'lik bira getiriyor adam bana. o sıralarda mascherano denilen lavgar yine kırmızı kartını görüyor. liverpool'um geride. arkadaki man u fanatiği abla c'mon diye bağırmaya başlıyor. kuyt, defansın göbeğinde oynayacak neredeyse o kadar geriye yaslanmış... 50lik biraya 7.5 vermemi ve beyinsiken ingilizi dinlememe neden olan fox tv önderliğinde adını hayvandan alan tüm kanallara sövüyorum. mutsuz oluyorum. deliriyorum. yanaklarından kan damlayan sağlıklı kuyt'u kaldırıp ablanın kafasına atmak, mascherano denilen tütün eksperinin ensesindeki kılları usturayla traş etmek istiyorum. kontrolü kaybediyorum...
  • terk etmek, terkedilmek, terk edememek vs...
  • kesinlikle hayatındaki insanları, olguları ya da nesneleri çoğu kez yanlış anlamalarıdır. şöyle ki ilk örnek olarak kadınları ele alalım. çünkü bilindiği üzere bir erkek yaşantısında en çok yer kaplayan varlıktır kadın bir anda uç noktada bir mutluluk ya da zifiri bir mutsuzluk sebebi olabilir. erkek bir kadın seçer, sevdiğini düşünür aslında bir yanlış anlamanın başıdır. ya kendini yanlış anlamıştır sevdiğini düşünüyordur ya karşı tarafı yanlı anlamıştır karşı tarafın sevilebilecek biri olduğunu düşünüyordur. tüm bu yanlış anlama sürecinde erkek mutsuzdur. her iki yanlış anlama da mutsuz etmektedir erkeği. gün gelir ne kendi sevdiğini yanlış anladığı ne de karşı tarafın sevilebilirliği hususunda bir yanlış anlamaya düştüğü biriyle karşılaşır ve bu mutsuzluk ortadan kalkar. açıkça görüldüğü gibi kadınlar konusunda derin bir korelasyon vardır yanlış anlaması ve mutsuzluğu konusunda.

    bir diğer örnek ise futbol ya da herhangi bir spor dalı üzerinde olacak efendim. zira futbolun yada herhangi bir spor dalının da erkek mutluluğu üstünde büyük bir yeri vardır. erkek bir takım tutar, delice sever. fanatizm denen şeyi iliklerinde hisseder. ve en ufak kötü bir sonuçta kendini mutsuzluğa sevk eder. halbuki burada da bir yanlış anlaşılma söz konusudur. çünkü takım üzerine kuracağı mutluluk asla bir skora bağlı bir kavram değildir. yani takımın vereceği mutluluk boktan bir skora bağlı olmamalıdır. kişi bu yanlış anlamayı düzeltmeye başladıkça mutluluk seviyesini arttırır ve olayın gerçek mantığını, olması gerekeni kavramaya başlar. ve hafta sonu gider maçına yense de yenilse de takımı stresini atar desteğini verir renklerini sever gelir evine.

    bu yanlış anlama teorisini diğer mutsuzluk sebeplerine uyguladığımız zamanda bu sonuçlar gibi sonuçlar ortaya çıkıyor. bu yüzden bu yanlış anlamaları azaltmak lazım efendim. bir şeyi olduğu gibi görmek gerekir bunu azaltmak için de. ne eksik ne de fazla.
  • (bkz: özlemek)