şükela:  tümü | bugün
  • herşeyi bilimle açıklamayı seven duygu kaplı adam. dalgıç, eğitmen, odtü-sat başkanı, sualtı arkeoloğu, sad kurucusu, bilimadamı, araştırmacı... o, şu, bu... neyse ne, ama en çok dalgıç kıyafeti ile el sallayışı, donmuş bir fotoğraf karesinde, el sallayışı erken vedasını önceden kestirmiş gibi. "dalgıcın ölümü" diye başlık atmıştı öldüğü gün gazetenin birisi.. iyi olmuştu. inanamasak da gazetelerde görmüştük bizim "dalgıcın" gülerek el sallayışını. vallahi veda ediyordu o gün bize... veda zor, çok zor. o ölü erkek balık kimbilir şimdi hangi denizlerde...

    texas a&m'deki tez danışmanı ve hocası dr. cemal pulak "ina quarterly" sonbahar 2001 cilt 28 no.3'te onu şöyle anlatıyor:

    "türkiye’nin doğusunda yer alan elazığ ilinde doğmuş olmasına rağmen, erkut’un okul yılları ankara’da geçti. liseden mezun olduktan sonra 1996’da felsefe diploması aldığı orta doğu teknik üniversitesine kabul edildi. üniversite yıllarında denize olan sevgisini besleyeceği olgun bir ortam bulmakla kalmayıp antik gemi enkazlarıyla da ilgilendi. kendisini yeni tutkusunda bir kariyere hazırlamak üzere bilkent üniversitesi’nin arkeoloji ve sanat tarihi bölümüne yüksek lisans öğrencisi olarak başvurdu.

    erkut’un katıldığı pek çok araştırma ve kazı bu alana olan ilgisini kamçıladı. kendi kelimeleriyle ‘az gidilen yollarda yol almak arzusundaydı. odtü’de sualtı topluluğu’nun başkanı olarak çalışırken, gemi enkazlarını araştırmak üzere bir grup oluşturdu. türkiye’nin akdeniz kıyısı boyunca kilikya ve iskenderuna yakın akdeniz kıyısındaki antik gemi enkazlarından, karadeniz’de sinop’un türk-rus savaşlarından kalan 8. yüzyıl gemi enkazlarına ve ege’de çeşme’ye kadar uzandılar. bu araştırmaların çoğu ankara’daki yıllık sempozyumda sunuldu ve daha sonraki tutanaklarında yayınlandı. erkut aynı zamanda nergis günsenin’e marmara denizi’ndeki araştırmalarında yardımcı oldu. orada şu anda kazının birinci yılında olan 13. yüzyıl ce gemi enkazını keşfeden ve araştıran takımdaydı.

    1995 yazında marmaris’in yakınındaki bozburun’da ilk kez doğrudan ina ile birlikte çalışmaya başladı. george bass ve fred hocker yönetimindeki dokuzuncu yüzyıl ce bozburun gemi enkazının kazısında yer aldı. 1998 sonbaharında projenin son bulmasına kadar bu projenin daimi üyelerinden biri oldu. 1996’da bozburun’daki kazı mevsiminden sonra eric rieth ile birlikte sorbone üniversitesi’nin fransada’ki port-berteau charante gemi enkazı kazısında çalıştı. 1999’da pensilvanya üniversitesi’nin üniversite müzesinden fred hiebert, keşif enstitüsü’nden robert ballard ve ina’dan cheryl ward tarafından yürütülen karadeniz projesinde ina’yı temsil etmek üzere seçilen birkaç öğrenciden biriydi. aynı zamanda george bass ve deborah carlson tarafından yürütülen çeşme’de teştaş burnu’ndaki beşinci yüzyıl bce gemi kazısınında çalıştı.

    bununla beraber, erkut bu alanda ne denli pratik deneyim kazanırsa kazansın bu deneyimi teorik bilgi ve sağlam bir akademik arka planla desteklemesi gerektiğini farketmişti. bu amaçla 1997’de texas a & m’nin denizel arkeoloji programına kaydoldu ve bir sonraki sene çalışmalarına başladı.

    ana ilgi alanı ortaçağ ve osmanlı denizciliği ile gemi yapımıydı. erkut ve ben 1999’da istanbul, denizcilik müzesinde sultanın ünlü gemisi kadırga ile ilgili uzun dönemli bir çalışma başlattık. gemiyi onbeş yaşında ilk gördüğüm zamandan beri köklerini ve yapısal yanlarını uzun uzun düşünmüştüm. 16. yüzyılın son döneminde osmanlı gemi enkazını kapsayan çalışmamla bağlantılı olarak 1982 ve 1983’te bodrum yakınlarında kazı yaptık. kadırga hakkında çok şey öğrendim ancak bu önemli gemiyle ilgili derinlemesine çalışma yapacak zaman bulamamıştım. erkut osmanlı denizciliği ve kadırgaya olan ilgisinden söz ederek beni araştırma komitesinin başkanı olmaya davet ettiğinde bu fırsatı elde ettim. birlikte çalışacak heyecan verici, cesur ve fazlasıyla çalışkan birini daha bulamazdım.

    erkut lisans üstü sanat bölümü için tez olarak sunacağı ön çalışmayı tamamlamak üzereydi. bu, erkut ile birlikte planladığımız geniş bir bilimsel incelemeye ilk adım olacaktı. onunla birlikte bu projede çalışmaktan gurur duyacağımı düşünüyordum. son üç yaz boyunca haftalarca istanbulda bu tarihi gemi ile ilgili çalışmalarımızı ve kayıtlarımızı sürdürdük. her günün sonunda geminin iç kısımlarından emeklemekten dolayı baca temizleyicisine dönmüş halimize gülerdik. üniversiteye geri döndüğümüzde erkut çizim masasının arkasında çizim yaparak, birlikte kontrol ettikten sonra çoğunlukla geminin bazı kısımlarını yeniden çizerek saatler geçirirdi. düzeltilerime ve ek modifikasyon isteklerime hiç gücenmezdi. kadırga’nın planları üzerine çömelmiş erkut’un herzamanki meraklı ve bazen kafası karışık ifadesi olmadan eski dünya laboratuarı artık eskisi gibi değil. o disiplinli, sadık ve heyecanlı bir öğrenciydi.

    erkut’un gelecekle ilgili büyük ümitleri vardı. abd’deki çalışmalarını tamamladıktan sonra türkiye’de akademik bir oluşum içerisinde denizel arkeoloji programı kurmayı hayal ediyordu. öldüğünde hayallerine giden bütün kapılar açılmış gibi görünüyordu. bir kesim şimdiden onu türkiye’deki denizel arkeolojinin geleceği olarak ve ina’nın türkiye kolunun geleceğinde büyük bir rolü olduğunu görüyordu.

    erkut arkadaşlarına ve türkiye’de amatör ligde gayretle sürdüğü bir faaliyet olan futbola her zaman zaman ayırırdı. aynı zamanda ateşli bir balıkadamdı. erkut su altında kendisini tamamen evde hissederdi.arkeolojik çalışmalarının telaşı içerisinde 1995 ile 1998 arasında kendi dalış okulunu yönetti ve sayısız dalgıcı sertifikalandırdı. eğitim dalışları için öğrencilerini kristal saydamlığındaki suları ve mükemmel dalış için çok sevdiği bir bölge olan türkiye’nin güneyindeki kaş’a götürdü. kendisinden sonra adı verilen bir dalış yeri mevcut ve balıkadamlara onun inceliğini ve sadakatini anımsatan mermer-titanyumdan yapılmış bir plaka anısına deniz yatağına yerleştirildi.

    erkut hepimiz için yakın bir arkadaştı ve herkese özel bir şekilde dokunurdu. arkadaşlarının yaşamlarına hakiki bir alakayla yaklaşmayı her zaman başaran güvenilir biriydi. işıldayan gülümseyişi ve dost kişiliği onu hepimiz için eşit derecede özel yapıyor. erkut memleketi ankara’da yatmaktadır ve mezarının kavruk toprağı sevgili kaş’ın deniz suyuyla ıslatılmıştır. ‘sonsuzluğa dalan erkut arcak’ kelimelerini taşıyan geçici mezar taşı ‘carpe diem’ (günü yakala) sözüyle yer değiştirdi. asla doldurulamayacak bir boşlukla başbaşa kaldık ve onu çok özlüyoruz. eski bir afrika atasözü der ki ‘bir adam unutuluncaya kadar gerçekten ölmüş sayılmaz.’ erkut arcak yaşıyor, yaşamını zenginleştirdiği kişiler onu her zaman hatırlayacak."

    "iyiler erken ölür" lafını ispatlamasaydı bize keşke! erkut arcak'la ilgili daha fazla bilgi için: www.erkutarcak.org
  • =====alıntı=====

    sonsuzluğa dalan arkeolog

    mehmet ördekçi

    derki, sayı 25, aralık 2007

    tam metin için: http://mehmetordekci.wordpress.com/…-dalan-arkeolog

    mayıs 2003’te hapisten çıktım. ama eve ancak bir ay sonra gelebildim. çünkü askerlik yapmamıştım. askerlik yapacak durumda da değildim, ama bunun ankara gülhane askerî tıp akademisi’nce görülmesi, onaylanması gerekiyordu. hastane pijamalı bir “asker şahıs” oldum birkaç haftalığına. orada en yaşlıydım. hakiki bir “en ‘büyük’ asker,” yani 36 yaşında bir er olarak dikkat çekiyordum. tabiî ilginç de bir tarihim vardı. kısa sürede hastanenin asker olmayan elemanlarıyla, hemşireler ve sivil memurlarla senli benli oldum. o muhabbetler unutulup gitti, ama hep “siz” üslubuyla konuştuğum, kliniğin diyetisyeni mendane hanımla konuştuklarımı unutmam mümkün değil.

    o zamanlar kilo almam gerektiği için (hey gidi günler) her sabah aç karnına tartılıyor, öğleye doğru gelen doktorlara bilgi veriyordum. tek dijital tartının bulunduğu mendane hanımın odasını her sabah tartılmak için ziyaret ediyordum. bir gün onu önündeki ingilizce kitapta bir paragrafla boğuşurken gördüm. kendisi doktoralı bir diyetisyendi. ingilizcesi de iyiydi. ama bazen ana dilimizde bile -hele felsefî metinlerde- kaya gibi cümlelere toslarız ya, önündeki kitapta tek başına bir paragraf oluşturan ingilizce bir garabet sayfanın ortasına kurulmuş, okurunu uğraştırıyordu. biraz inceleyip cümleyi çözdüm. bu vesileyle tanışmış olduk. yüksek puanlarla iyi okullar kazanıp sonra türkiye devriminin daha yüksek çıkarları öyle gerektiriyor diye okul bırakmak şeklinde özetlenebilen, başarı ve aptallık harmanı eğitim geçmişimi öğrendi. ondan sonra mendane hanımla da her sabah konuşmaya başladık. bir gün “ha bak hep soracağım unutuyorum, onunla aynı yıllarda mı okudunuz bilmiyorum, erkut arcak’ı tanır mıydın? teyzemin oğluydu benim,” dedi. ben heyecanla “aaa tabiî tanıyorum, aynı sınıftaydık, çok severim erkut’u” falan diye cümleleri sıralamaya başlamıştım ki birden sustum. “’teyzemin oğluydu’ dediniz… anlamadım. erkut’a… bir şey mi oldu?” diye sordum.

    evet, erkut’a bir şey olmuş: ölmüş! o günlerde iki yıl oluyormuş. birkaç hafta sonra yıldönümüymüş. amerikalı kız arkadaşı cory ile daha on gün önce evlenmişken, daha otuz yaşında, ölmüş. abd dönüşü ankara’da anne babasının evinde arkadaşlarıyla toplanıp yemek yemişler. onları uğurlarken, gülüşürken, merdivenlere yığılıp kalmış. hep sevgiyle, güzellikle hatırladığım sevgili arkadaşım, dalgıç, eğitmen, sualtı arkeologu, odtü sat başkanı, sad kurucusu, bilim adamı, konuyla ilgilenenlere göre “türkiye’deki denizel arkeolojinin geleceği” olan erkut, ölmüş. amerika’daki, tamu’daki tez hocası dr. cemal pulak’ın üniversitenin dergisinde ölümünün ardından yazdığına göre ana ilgi alanı ortaçağ ve osmanlı denizciliği ile gemi yapımcılığıymış. “abd’deki çalışmalarını tamamladıktan sonra türkiye’de akademik bir oluşum içerisinde denizel arkeoloji programı kurmayı hayal ediyor(du)” imiş. ama ölmüş.

    =====alıntı sonu=====
  • ölümünün 17. yılı mekanı cennet olsun.