şükela:  tümü | bugün
  • atatürk'ün bir konuşmasından alıntıdır. konuşmasının bu cümlenin geçtiği kısmı şöyledir:

    "... bir millet sanata ehemmiyet vermedikçe büyük bir felakete mahkumdür. birçok unsurlar o felaketin derecesini farketmez. farkettiği gün de ne kadar müthiş bir faaliyetle çalışmak lazım geldiğini tahmin eyleyemez. artık tarihe karışan osmanlı hükümeti, maateessüf asırlarca yanlış bir zihniyet sahibi oldu. çünkü onlar sanatı ve sanatkarları kendi milletlerinden yetişmiş görmekten zevk almazlardı. hatta en şevketli osmanlı padişahlarından biri, zannedersen kanuni sultan süleyman, askerlerinden bir türk müslümanın saraçlık sanatına sahib olduğunu görünce, fevkalade meyus müteessir olmuştu. onların nazarında sanatkarların gayri müslimden olması tercih edilirdi. onlar sanattaki hayat menbalarını başka milletlerin elinde bulundurmanın zararlarını göremiyorlardı. asil milletimiz sanattan mahrumdu. sanatkarlar azdı. mevcut olanlar da icabeden derecede sanatta mahir değildi. arkadaşımız beyanatında demişlerdi ki, adanamızı idaresi altına alan diğer unsurlar, şunlar, bunlar, ermeniler sanat ocaklarımızı işgal etmişler ve bu memleketin sahibi gibi bir vaziyet almışlardır. şüphesiz haksızlık ve küstahlığın bundan fazlası olamaz.

    ermenilerin bu feyizli ülkede hiçbir hakkı yoktur. memleketiniz sizindir, türklerindir. bu memleket tarihte türktü, o halde türktür ve ebediyen türk olarak yaşıyacaktır. gerçi bu güzel memleket eski asırlardan beri çok kere ecnebi istilalarına maruz kalmıştı. aslında türk ve turani olan bu ülkeleri iraniler zaptetmişlerdi. sonra bu iranileri mağlup eden iskender'in eline düşmüştü. onun ölümüyle memleket taksim edildiği vakit adana kıt'ası da silifkelilerde kalmıştı. bir aralık buraya mısırlılar yerleşmiş, sonra romalılar istila etmiş, sonra şarki roma yani bizanslılar eline geçmiş, daha sonra araplar gelip bizanslıları koğmuşlar; en nihayet asya'nın göbeğinden tamamen kaynıyan türkler soyundan ırkdaşlar buraya gelerek memleketi asıl ve geçmişteki hayatına iade ettiler. memleket en nihayet yine sahibi aslilerinin elinde kaldı. ermeniler vesairenin burada hiçbir hakkı yoktur. bu bereketli yerler koyu ve öz türk memleketidir. arkadaşlar, bu memleketin halkı üzerinde kimsenin hak ve selahiyeti olmadığı gibi bu memleketi harice muhtaç ettirmemek de size düşen bir vazifedir. sanatın ehemmiyetini takdir etmeli ve bu takdirin bugününün icabatına göre, lazım gelen vasıtalara sarılma ile olacağını anlamalıyız..."

    (http://www.atam.gov.tr/…soylevdemecler&icerikno=156)
  • bin dokuz yüz yirmi üç senesinde, söylenmiş cümle.
  • ümmet imparatorluğunun kalıntılarından ulus devlet yaratmaya çabalayan bir dehanın, umutsuzluk içinde ve geleceği karanlık gören bir halka kendine güvenmeyi, ve içindeki değeri ortaya çıkarmayı öğretmek amacıyla 1923 yılında söylediği sözdür.

    aynı deha en büyük savaşını verdiği, aziz yurduna ve insanına o dönemdeki en büyük acıları yaşatan yunanistan'la barışıp 1934 yılında balkan antantı'nı kurmayı da bilmiştir.

    tarihsel olaylar içinde bulundukları dönem ve değer yargıları ile değerlendirilmelidir.

    bir de diyorum ki insanların karnından konuşması ne pis bir şeydir.
  • bu sözün geçtiği söylevle hitap edilen "sanatçılar"ın şarkıcı, türkücüler değil, zanaatkarlar olduğunu idraktan dahi aciz bünyelerin, atatürk'ü eleştirmeye yeltenmeleri ibret-i alemlik bir olaydır.
  • kemalist devrimin başardığı en büyük işin ümmet toplumundan millet toplumuna geçiş olduğunu bilmeden, anlamadan eleştirilmesi komik kaçmaktadır bu tip sözlerin. zira 1920'lerde sadece anadolu'nun garibanlarına türk diyorlar. böyle bir halka, millet oldukları bilinci başka nasıl kazandırılabilir? burada batının yüzlerce yılda ancak oluşturabildiği bir bilinçten bahsediyoruz. atatürk'ün buna benzeyen bin tane sözü var. ama aynı atatürk, topraklarını işgale gelen adamlara anıt yaptırıyor, düşmanının bayrağını yerden kaldırtıyor. ama yooook, bunların hepsi resmi tarih'in uydurması.
  • mustafa kemal tarafından söylendiğine göre(ki o zaman henüz atatürk soyadını almadığı için bu şekilde bahsetmemizin bir sakıncası olmaz umarım) şüphesiz ki eleştiriden vareste, yanlışlıktan da azadedir. yine de geçen bir arkadaşım şöyle demişti; şimdi tamam osmanlının sanatı önem vermediği malum. zira islamiyetin sanata bakış açısının da çok teşvik edici olduğu söylenemez. bundan dolayıdır ki başta ermeniler olmak üzere diğer gayrı müslimler sanatta öne çıkmıştı. bunu işgal olarak nitelemekte pek gerçekçi olmasa gerektir. ha bunun sonucunda ermeniler sanatta öne çıkmaları ile memleketin sahibi gibi bir konuma gelmişse bunda en son suçlanacak olan ermeniler olmalı, ki zaten tarihsel olarak bakıldığında ermeniler zaten asırlardır anadolunun çoğu yerinde yerleşik(türkler ve kürtler gibi göçebe bile değil) haldeydi. ki zaten bir milletin bir ülkenin sahibi olması gibi bir durumda olamaz.

    ikinci paragraf ise tamamıyla değerlendirmeye bile alınmaması gerekiyor. zira bir milletin bir memleketin sahibi olamaz, olmamalı. bir memleket üzerindeki bir devletin dini olmuyorsa(laiklik der hani siz), ırkı da olamaz. ha yok buna rağmen olmalı diyorsanız da bunu tarihi bir gerçekmiş gibi, ki gerçekte hiçte öyle olmamasına rağmen, sunmak olmaz.

    diyelim ki bu sözü söylendiği zaman ve şartlarda değerlendirdik, ki olması gereken de bu, peki bugün bu sözün resmi ideoloji tarafından paylaşılmadığını söyleyebilir miyiz?. bu fikirden geçen bir asra yakın zamana rağmen bir adım öteye gidilmiş, bu söze eleştirel, söylendiği tarih ve şartlara göre değerlendiren bir bakış açısı ortaya konmuş mudur?. bu soruya evet diyebilecekleri yaşadıkları zamanın şartlarından ve de içinde bulundukları gerçekliklerinden dolayı şimdiden kutluyorum.
  • tarihsel olayları, yaşandıkları tarihlerdeki şartlardan bağımsız değerlendirmememiz gerektiğini bize tekrar hatırlatan söz. benzer bir örnekle devam edelim:

    (bkz: vatan toprağı kutsaldır kaderine terk edilemez)

    şimdi bu söze milli mücadele döneminde söylenmiş bir söz olarak bakarsak; ne kadar temiz ve saf vatansever duygularla söylendiğini, hiçbir aşırı milliyetçi idolojiyle bağdaştırılamayacağını düşünürüz. ama aynı söze, 2007 ocak'ından itibaren bakarsak, tiksiniriz. ve hatta sözün sahibini, yaşanan katliamdan sorumlu tutmaya kadar bile gidebiliriz.
  • zamane sartlari denilince sadece "ummetten millete gecis, iste olacak bunlar" boyutu anlasiliyor ama ayni zamane sartlarinda daha yeni yurtlarindan kovulmus bir halk var, mallarini mulklerini geri verilecek sozuyle arkada birakmislar. ataturkun irkcidan ziyade pragmatik bir devlet adami oldugunu biliyoruz, orada sorun yok. ama ermenilerin bu ulkede hicbir hakki yoktur demek o zamane sartlariyla bu gaspi mesrulastirmaya da hizmet ediyor. ataturk'un bu konudaki politikasini bilmiyorum, ogrenemedik sunca yildir, ama en azindan halkin bu yonde gazlandigi acik.

    zaten bu konusmanin asil muhim kismi bu degil, ardindan gelenler: turklerin darius'tan, buyuk iskenderden once de buralarda yasadiklari (evvelindeki hitit, asur da turk herhalde. edit: oyleymis. antimatter diyor, "hitit türkleri," "sümer türkleri" diye ogretirlermis eskiden okullarda), misir, roma, 1000 senelik bizans'in sadece gecici isgalciler olduklari, araplar tarafindan kovulduklari (?), onlarin da nihayetinde 1500-2000 senelik bir tatilden donen evsahibi turkler tarafindan kovulmasi. memleket gercek sahiplerine donmustur; ezelden beri burasi bizim oldugu icin, ermeniler de digerleri gibi hep isgalci olmustur. dolayisiyla mallari mulkleri dedikleri seyler de oncesinde bizden gasp etmis olduklari zaten. biz, bizim olani geri aldik.

    bu zinciri takip etmek cok mu zor? ulus-devlet, ummet, kontekst, yerden kaldirilan yunan bayraklari, bizim de yavrularimiz olan avustralyalilar bir yana da, bu acilimlarin da tartisilmasi ayip degil ya.
  • türlü yapılırken nasıl sebze kullanılıyorsa, ulus devlete yaslanan bir ülke kurulurken de milliyetçilik kullanılır. buna bir itirazı olan olacağını zannetmiyorum, yani işin doğası bu, başka şekilde hareket etmek mümkün değil. kurulan ülke de bir kaç sene öncesinde bir kısım devlet tarafından bölünmüş, paylaştırılmış.

    hem çok kültürlü bir imparatorluğun üstüne 18. yüzyıl ulus devlet mantalitesiyle tek kimliğe dayanan bir ülke kuracaksın, hem cümlenin içinde geçen azınlık(ın bir bölümü) bir kaç sene önce senin topraklarını paylaşma gayesiyle hareket eden a set of batılı devlet'in kullandığı maşalardan bir tanesi olacak, hem de sen bu "kimlik inşası" sırasında adana esnafıyla konuşurken "tabii ermeniler de bu ülkenin sahibi, bu topraklarda onların da emeği var" diyeceksin. (bkz: peki)

    bu görüşü, konteksti dışında günümüze fanatikçe taşınmasını destekleyen hakim söylem tabii ki eleştirilmelidir. niye? e abi çünkü ülke kuruldu, bitti aradan 80den fazla sene geçti, bi dünya savaşı daha oldu, avrupada iki diktatörlük yıkıldı, bir soğuk savaş geçti, kadınlar topluma katılmaya başladılar, siyahlar haklarını elde ettiler, ulus devlet çok-kimlikliliği göreli olarak daha fazla kaldırabilir hale evrildi etc., sen hala orhan pamuk akıllı olsun...dünya değişiyor lan, hırbo.

    ama tutup da mustafa kemal'in tabulaştırılmasına bu tarz cümleleri cımbızla çekip eleştirenlere lafım, bir kesim mustafa kemale nasıl putmuşçasına tapıyorsa, siz de adeta şeytan taşlamaya çıkmış hacılar gibi onu anti-putlaştırıyorsunuz, bu bağlamda savunduğunuz anti-resmi söylem de resmi söylemin en az kendisi kadar despot ve tutucu. adam planeswalker değil ki amına koyiim 20. yüzyılın ikinci yarısı hatta son çeyreği oturmaya başlamış ve ülke kurulduktan sonra gelişecek olan ideolojik vizyonları o günden kendi bünyesine entegre etsin?

    atatürk acaba siirt'li tütün hamallarıyla muhabbet ederken "homoseksüellik sapıkça tabi" deseydi ben asıl nasıl tepki verilirdi, lambda ile anıtkabire mi yürünürdü, onu merak ediyorum, malum 93'e kadar dünya sağlık örgütü bunu hastalık kabul ediyordu.