şükela:  tümü | bugün
  • 1924-1974 yılları arasında yaşamış olan yazar, profesör ve antropolog..

    http://www.ernest-becker.com/ adresinden bilgi edinilebilir.. *
  • the denial of death adlı eseri ile 1974 yılında pulitzer ödülünü almıştır.
  • the denial of death isimli eserini iz yayıncılık'ın bastığı akademisyen. çeviri umarım iyidir.
  • "the denial of death" kitabındaki düşünceleriyle sosyal psikolojide son yıllarda birçok olguyu açıklamak için sıkça kullanılan terror management theory yani türkçesiyle dehşet yönetimi kuramına ilham vermiş büyük insan.
  • "fakat öte yandan, doğunun bilgeleri biliyorlardı ki insan bir solucandır ve solucanlara yemdir. paradoks burada: insan doğanın dışındadır ve ümitsizce içindedir; doğası iki parçadan ibarettir. bir yandan yıldızlardadır ama öte yandan kan pompalayan kalbi ve soluk alan bir vücudun içindedir. bu vücut zamanında bir balığa aitken, ve hala bunu ispat eden solungaç izlerini taşırken. vücudu, birçok açıdan kendisine yabancıdır, en garibi, bu vücut ağrır, sızlar, kanar ve nihayetinde çökecek ve ölecektir. insan, hakikaten ikiye bölünmüştür: fevkalade ve emsalsizdir. doğadan bir gökdelenin muhteşemliğiyle sıyrılmıştır, amma velakin, körce ve aptalca çürümek ve sonsuza kadar yok olmak için toprağın iki karış altına geri dönecektir. bu, içinde bulunmak ve yaşamak için korkunç bir ikilem. daha alt hayvanlar, elbette, bu acılı çelişkiden azledilmişlerdir, sembolik bir kimlikleri ve kendilerine dair bir bilinçleri olmadığı içiin. onlar, yalnızca refleksleri ve içgüdüleri ile hareket ederler. eğer tereddüt ederlerse, bu ancak fiziksel bir tereddüttür; fakat içeride anonimdirler, çehrelerinin adı bile yoktur. nabızları zamanın olmadığı bir dünyada atar, aptal bir varoluş halinde. işte bu, koca buffalo veya fil sürülerini katletmeyi bu kadar kolay yapan şeydir. bu hayvanlar ölümün gerçekleştiğini bilmezler ve yanlarında diğerleri yere düşerken kendi hallerinde yemlenmeye devam ederler. ölümü bilmek (ölümün bilgisi) yansıtıcıdır ve soyuttur- insan ölümü görünce bu bilgi kendi bilincinde yansır, fakat hayvanlar değil. aynı düşüncesizlikle yaşar ve yok olurlar, birkaç dakikalık korku, birkaç saniyelik ıstırap, ve sonra biter. fakat öte yandan, bütün ömrünü ecel kabuslarında gezerken yaşamak, en güneşli günlerde bile - bu başka bir şeydir."

    “yet, at the same time, as the eastern sages also knew, man is a worm and food for worms. this is the paradox: he is out of nature and hopelessly in it; he is dual, up in the stars and yet housed in a heart-pumping, breath-gasping body that once belonged to a fish and still carries the gill-marks to prove it. his body is a material fleshy casing that is alien to him in many ways—the strangest and most repugnant way being that it aches and bleeds and will decay and die. man is literally split in two: he has an awareness of his own splendid uniqueness in that he sticks out of nature with a towering majesty, and yet he goes back into the ground a few feet in order to blindly and dumbly rot and disappear forever. ıt is a terrifying dilemma to be in and to have to live with. the lower animals are, of course, spared this painful contradiction, as they lack a symbolic identity and the self-consciousness that goes with it. they merely act and move reflexively as they are driven by their instincts. ıf they pause at all, it is only a physical pause; inside they are anonymous, and even their faces have no name. they live in a world without time, pulsating, as it were, in a state of dumb being. this is what has made it so simple to shoot down whole herds of buffalo or elephants. the animals don't know that death is happening and continue grazing placidly while others drop alongside them. the knowledge of death is reflective and conceptual, and animals are spared it. they live and they disappear with the same thoughtlessness: a few minutes of fear, a few seconds of anguish, and it is over. but to live a whole lifetime with the fate of death haunting one's dreams and even the most sun-filled days—that's something else.”
  • kendisine ödül kazandıran the denial of death isimli kitabının çevirisine yazılan önsöz aşağıdaki gibi olan kitap. üşenmedim yazdım, kitapla ilgili oldukça sofistike bir özet olmuş.

    "insan ölümden saklanır. ölümle yüzleşmek, ona çıplak gözle bakmak çoğu kez canımızı acıtır. ölüme bakabilen insan dünya hayatının gelip geçiciliğini idrak eder. ölüm bize, ötelerde bizi bekleyen bir yurt olduğunu, bir ağaç altındaki kısa serinlikten sonra ebedi bir esenliğin bizi beklediğini fısıldar. insan ölümden saklanmak için türlü yöntemler dener: hız ve tüketim çılgınlığı, maddi hazlara ayarlı hayat, antiaging ve diğer yaşlılığı geciktirme stratejileri, bu dünyada ebediyeti ele geçirmeyi bize vaat eder. nereye kaçarsak beyhudedir oysa, sonunda kaçıp durduğumuz ölüm gelir bizi bulur.

    insanlar gibi medeniyetler de ölüme farklı nazarlardan bakar. ölümle hemhal olan, ölümü hayatın akıp katıldığı doğal bir süreç olarak telakki eden medeniyetler olduğu gibi, ölümü görmezden gelen, onu tiksinti verici bulduğu için işaretlerini gündelik hayattan kovmak isteyen medeniyetler de vardır. çağdaş batı uygarlığı ölümü inkar eden bir medeniyet olarak karşımızda dikilmektedir. hayati maddi duyular aleminin sınırlarına hapseden, aşkınlık alemiyle rabıtayı kesen, metafizik bilgiyi günlük hayattan kovan bu anlayış; anlık hazzı ve hodgamlığı yüceltmekte, (bkz: hodgamlık) insanı kendi kibrine köle kılmaktadır.

    ernst becker’in batı dünyasında artık bir klasik olan ölümü inkar adlı kitabı öncü hüviyetiyle onlarca yıldır sayısız makale, film ve kitaba esin kaynağı olmuştur. insanın ve uygarlığın en derin meselesine “kalb gözüyle” bakabilmek için öncü bir kitap ölümü inkar. yüzleşmeye cesareti olanlar için bir kılavuz."

    (bkz: kemal sayar)