şükela:  tümü | bugün
  • arkadaş kişisinin hayatta ne kadar önemli olduğunu gösteren bir kitap.
  • bağımlılıkla ilgili yazılan diğer romanlara göre edebi yönden daha başarılı, ancak keşke kurgusu da üslubu kadar başarılı olsaydı. wir kinder vom bahnhof zoo ile karşılaştırmaya gerek bile duymadım. ayrıca canan tan baş karakter olarak yine üniversiteli bir genç kızı seçmiştir.
  • ipek ongun kitaplarını okumayı bırakmış 17lik kızların okuması icabeden kitap.
    ya da okumaması.
    bilemedim şimdi.
  • işletme ve ekonomi kulübü'nden boğaziçi'nin en meşhur kulübü olarak bahseden kitap. insanları yılbaşında italya'ya götürüyormuşuz da haberimiz yokmuş.

    (bkz: buik)
  • bir hevesle okuduğun canan tan kişisinin yazdığı kitap
  • yazar yaftası alabilmek, belli bir kitleye ulaşabilmek için öyle ahım şahım bir üsluba, edebi beceriye lüzum kalmadığını gösteren kitap. dili çok basit, fakat bu kitabı akıcı değil, iç bayıcı yapıyor. romanın kurgusu çok zayıf. (hatta kurgu da yok ki)

    --- spoiler ---
    boğaziçi üniversitesi psikoloji bölümünü kazanmış elit aile kızı, "eylül" zaten bayık bir kızdır. kaç kişi "kendi ayaklarımda durucam ben" diye, ailesinin ev tutalım önerisini red edip, yurtta kalır ki? insan bir evin sorumluluğunu aldığında; kendi ayakları üzerinde daha çok durur gibime geliyor. böyle çok hanım evladı, temiz aile kızı profili çizen eylül, nasıl oluyor da bir anda "eros" diye yaratıcı(!) bir biçimde isim taktığı eroini kullanmaya başlıyor inanasınız gelmiyor. bir ev partisinde, herkes uyuşturucu kullanınca, bu salakla dalga geçiyor ortamdaki bir kız, "eylül içmez ki" diye, o da hiç düşünmeden "içerim ne var" diye hırs yapıp, kullanıyor. akabinde " bu kadar salak bir kız boğaziçi üniversitesini kazanamaz, bildiğin salak bu kız, diyip kitaptan soğuyorsunuz. ama arkadaşa ayıp olmasın diye okudum, sonuna kadar.
    --- spoiler ---

    kitabın arka yüzüne, okurlardan biri "çocuğum olursa okutacağım ilk kitap" filan yazmış. aman diyim, ne size ne çocuğunuza hiç tavsiye etmiyorum. yazarın başka kitaplarını da -oluşan önyargım sonucu- okuyacağımı hiç sanmıyorum.
  • şu anda okuduğum çerezlik ve götüm gibi kitap.

    tamam yazlık hayatı yaşıyorum, tamam zaten büyük beklentilerim yoktu; "işte batağa sürüklenen genç kız falan hafiftir anlatımı sahilde mahilde okurum" diye almıştım kitabı. ama bu kadar götüm gibi bir kitap olamaz arkadaşım.

    piraye'sini beğenmiştim canan tan'ın. ama bu kitapla birlikte iyice dikkatimi çekti; hanımefendinin gramer ve noktalama konusunda büyük sıkıntıları var. tamam sen bilmiyorsun nerede virgül koyulur nerede noktalı virgül, ama senin editörün de mi yok arkadaş? her cümlede en azından üç virgül alakasız yerlerde bulunuyor. okuma zevkini piç ediyor. virgülleri görmeyerek akıcı okumaya çalışmaktan okuduğunuzdan bir şey anlamıyorsunuz.

    bunun dışında anlatım da bok gibi. bir kere ben de izmirliyim. benim ailem de eylül'ün ailesiyle çok paralellik gösteriyor. ben de istanbul'a geldim okumaya ve bunu yapmış birçok arkadaşım var. hiçbiri de eylül gibi gerizekalı olmadı, neden? çünkü bu aile yaşantısından çıkan bir kız böyle mallıklara istese de eğilemez, olmaz. ailesinin çok baskıcı veya burnu havada veya umarsız olmasını beklersin, o zaman olabilir. ama canan tan ailesinin aşırı korumacılığını hiç anlatamamış, hiç yansıtamamış, gayet ideal aile portresi çizmiş. öyle olunca eylül'ün yaptığı mallıklara saç baş yoluyor, hak veremiyor, kitabın içine giremiyorsunuz.

    neyse, okumaya devam edeceğim, az bir sayfası kaldı zaten. ama bu kadar zayıf bir kullanım dili görmemiştim. "ne-ne kalıbı ile olumsuz yüklem"ler mi dersin (ne onu, ne beni, sevmiyordu), bir önceki örnekte olduğu gibi alakasız virgül kullanımı mı dersin... canan tan, oku bu satırları. biraz kendine çeki düzen ver, okumayı seviyordum seni ama saygımı yitirmek üzereyim açıkçası.

    ps: ayrıca kordon'un en güzel balıkçısı hisarönü balık pişiricisi'dir.
  • eroine olan ilgim national geo belgeseliyle başlamıştı, sonrasında eroin ve bağımlılığı üzerine bir net araştırması yaptım ve tesadüfler eseri kitaba ulaştım. keşke kitabın yazarı da eroin bağımlılığının ne olduğunu en az benim kadar araştırsaydı... kitap hakkında en iyimser yorumum bu olabilir. bunun yanında kurgu berbat, karakterler ikna edici değil. beşinci sayfadan itibaren zaman kaybı olduğunu hissettiriyor.
  • --- spoiler ---

    canan tan okumaya piraye referansıyla başladım. yeni nesil türk edebiyatçılarının sıklıkla düştüğü ağdalı anlaşılmaz bir dil, uzun tasvirler ve sarkan hikaye döngüsü hatasına düşmemiş bir romancı gibi görünüyordu.

    gidip diğer kitaplarını edindim hemen. eroinle dans ismi itibariyle ilginç geldiği için ona başladım direk.

    yahu bildiğin ipek ongun tarzı bir hikaye bu.

    eğitimli ve anlayışlı bir ailenin iyi yetişmiş faziletli kızı. breh breh. baştan faul.

    esasında verilmek istenen mesaj güzel. sandığımız gibi uyuşturucu batağına düşenler sadece -anası babasından şiddet görmüş, ihmal edilmiş, tacize uğramış, köyden artist olma hayaliyle kaçıp şehirde kötü adamlar tarafından orospu yapılmış kızlar değil.-

    iyi eğitimli, harika bir aileye sahip, mutlu insanlar da bu batağa düşebilir. doğru. peki neden ?

    esas kızımız eylül niye bu illete saplanıyor.

    ayol basbayağı şımarıklığından. durup dururken gidip kokain çekmek istiyor, yetmiyor esrara sarıyor o da yetmiyor eroin çekiyor vay anasını o da az geliyor damardan çakıyor eroini.

    kızı zorlayan falan da yok ha. durup dururken sebepsiz yere mal gibi uyuşturucu kullanıyor.

    bunu da şiirselleştirmiş üstelik. eroine eros adını takmış, seninle son dansımızı yapacağız eros, senin kollarında huzuru buldum eros, sen benim ateşli aşkımsın eros cart curt..

    üstelik yoksunluk krizi de 1-2 kere falan yaşıyor. pek bir bağımlı değil yani.

    final zamanı falan bırakıyor ders çalışıp acayip başarılı notlar alıyor.

    olm bu nası eroin bağımlılığı. hatun tamamen deneyimlemek amacıyla uyuşturucu kullanıyor. nesi ibretlik bunun ?

    yaptığı hareketin bir alt sebebi yok, o'nu bu yola iten bir şey yok. zaten ciddi bir bağımlı tablosu da çizmiyor.

    kısacası canan tan bu hikayeyi maalesef olgunlaştıramamış. meyvesi kaçmış kof bir kabuk gibi kitap, salak bir kızın eroin deneyimlerini anlatmış.

    ek olarak konuyla alakalı çok yüzeysel bilgilere sahip olduğu belli canan tan'ın.

    derinleştirememiş uyuşturucu etkilerini.

    kızımızın bunca pisliğe karşı tıpki ipek ongun'un faziletli yüce serra'sı gibi seksten uzak duruşu, damardan eroini çakmaya hiç utanmazken, arkadaşı geceyi sevgilisiyle mi geçirdiğini sorunca " benim o tip bir kız olmadığımı bilmiyor musun ? " diye çemkirmesi falan da komik. seks yapmaya meylettiği tek erkekte ne hikmetse aseksüel çıkıyor da namusu kirlenmiyor eylül'ün.

    ve son olarak alem yapmaya gittiği bir yerde ev sahibine söylediği " bana ikram edecek bir parçaçık eroinin var mı ? " cümlesiyle yarıla yarıla gülmeme sebep vermiştir. o nasıl bir istemek yahu. hayatımda hiç uyuşturucu kullanılan bir ortamda bulunmamış narin şahsım bile böyle bir ortamda bu kadar naif bir şekilde istemez şunu.
    (bkz: kıza öroyin yükleyin)

    neyse neticede olmamış. çocuğunuza falan da okutturmayın. bu tip kitaplar ibret vermek yerine daha da merak ettirir ben size diyeyim.

    --- spoiler ---
  • --- spoiler ---

    kimsenin dünya karakterinden bahsetmemesine şaşırdığım kitap. ben lise 2de kütüphaneden adı ilgimi çektiği için alıp okumuştum bu kitabı. o zamanki aklımla epey beğenmiştim. eylül karakteri dışında. yapmacık geliyordu her cümlesi. okumaya devam etme sebebim kesinlikle arkadaşı dünyaydı. o kadar çok etkilenmiştim ki o karakterden gerçek olabileceğini düşünüyordum.

    o intihar kısmında " evini kirletmek istemedim" cümlesinde öküz gibi ağlamıştım.hatta dünya'nın kafamdaki şekline benzer bi kız görmüştüm bi yerde. kıza mesaj atmıştım çok benziyosun diye. o kadar yani. neyse daha sonra ne kitaplar geldi geçti ondan bin kat iyi olan.
    ama yine de dünya'sıyla iz bırakmıştır bende. yoksa eylülün taaa öhm.

    --- spoiler ---

    edit. uyarı üzerine spoiler şeysi.