şükela:  tümü | bugün
  • anadolu üniversitesi iletişim bilimleri fakültesi doçentlerinden biridir. oldukça sağlam bir hocadır. her daim sizinle ilgilenir , sorunlarınızı çözmede yardımcı olur. dersleri çok yararlı geçer. sporcudur.
  • "anadolu üniversitesi iletişim bilimleri fakültesi doçentlerinden biridir." ama kesinlikle sıradan biri değildir. tehlikelidir.
    zehir gibi kafası vardır. çalışmayı seven, yaşamayı seven bir hocamızdır. öğrencilerini cidden sevendir aynı zamanda boş lafa gelmeyendir.
    bir tutam baldır ama adam olana!

    ayrıca çok ilginç bir kişiliktir. sebep mi? ben de tam onu söyleyecektim, ne diyecektim? ha sebep! tamam.
    efendim sebebimiz malum... malum mu? değil çünkü konu bu değil. bir türlü giremedik olaya.

    neyse efendim sebebi ziyaretimiz... bu da değil! hala hala ya... öncelikle şunu söyleyeyim, anlatılması zor bir adam.
    ben konuya giremedim diye, demiyorum. nezih hoca böyle biri.

    1993 yılından itibaren şu şekilde başarıları olan birdir:

    1) 1993- jüri özel ödülü, istanbul deniz otobüsleri-türk tarih vakfı kısa film yarışması. grup çalışması.
    2) 1993- jüri özel ödülü, adana altın koza film festivali, kısa film dalı. grup çalışması.
    3) 1993- üçüncülük, orhon murat arıburnu, kısa film yarışması. grup çalışması.
    4) 1993- ikincilik, hürriyet gazetesi, genç iletişimciler yarışması, kısa film dalı. grup çalışması.
    5) 1994- ikincilik, marmara üniversitesi, iletişim fakültesi kısa film yarışması. grup çalışması.
    6) 1994- birincilik, uluslararası izmir film festivali, kısa film dalı.grup çalışması.
    7) 1995- yüksek öğretim kurumu bursu.
    8) 1997- morehead state university, yılın yabancı öğrenci ödülü.
    9) 2002- burs, hollanda hükümeti bursu, televizyon için eğiticilerin eğitimi programı.
    10) 2004- teşekkürname, tegev, türkiye eğitim gönüllüleri vakfı, eskişehir atatürk eğitim parkı en eski gönüllü ödülü.
    11) 2004- teşekkürname, milli eğitim bakanı özel teşekkürnamesi. temel eğitime destek projesi, bingöl.
    12) 2004- mansiyon ödülü, uludağ üniversitesi, 1.genç bilimadamları sempozyumu, bursa, 6-7 mayıs 2004.
    13) 2004- burs, fransız hükümeti bursu, fransa-paris görsel-işitsel tasarım merkezi.
    14) 2004- üçüncülük, ruffles idea-logy, ‘ruffles reklam kampanyasını sen yarat’, danışman.

    benim favori ödülüm; "1997- morehead state university, yılın yabancı öğrenci ödülü." bana birileri,
    "sen yılın bir şey birincisisin" deseler, kimse beni tutamaz artık! neler yapmaya kalkışmama ki?! "misal neler?" diyenleriniz olabilir.
    bilmiyorum hayali bile heyecanlandırdı... nezih hocamın ilginçliği benim için tam burada, 1993 yılında aldığı ödül ve ardından gelen
    13 ödül ile bir meslektaşıyla yazdığı senaryo kitabının, okur tarafından ödüllendirilerek bilmem kaç baskı yapması...
    nesi mi ilginç? erol nezih orhon, halen eskişehir'de hoca! ilginç değil mi sence? bence de bmc... biliyorum, yine karıştı.

    böyle bir insanın halen bu okulda hoca olması benim için normal değil. anormal de değil. o zaman ne? ne olacak...
    farkındayım, bir şeyler yine çok pis karışıyor gibi!...

    sevgili, bal-kaymak hocamızın, neden piyasada olmadığı, neden halen buralarda takıldığı, benim için hep merak konusu.
    bu nezih hocayı bazen gizemli bir adam yapmıyor değil. bana sorarsanız, piyasa dediğimiz her nereyse, işte oralarda
    televizyon haberciliği konusunda fırtına gibi esebilir. ben bi-bu dersi aldım, bunu bilirim. ötesi varsa... kesin vardır...

    şimdi aklıma geldi; uzun süredir kafamdaki bu entry'i girmeme neden olan şey;
    efendim ben biraz önce, nezih hocamın,anadolu üniversitesi sinema kulübü'nün uzattığı eli tutarak,
    yardımcı olduğu bir organizasyondan geldim;"dialog-türk-yunan kısa film festivali 3-4-5 kasım 2010 sinema anadolu,eskişehir,türkiye" bu benim katıldığım ilk nezih hoca organizasyonu değil. bir de digijital köprüler var. bu organizasyonun olay:, fakültede adının sürekli ingilizce telaffuz edilmesi. bu da var ama esas olayı: anlaşmalı bileme kaç ülkeden öğrencilerin bizim okula, bizimkilerin de bilmem kaç ülkeye gitmesi- *

    eksikleri yok mudur? vardır. ama ben bilmiyorum. namazında niyazında bir adam değil, bu da kimine göre eksiklik. illaki hakkında bir şeyler duymuşumdur. fakat her daim söyleyene bakmışımdır adam mı diye!

    hatta bir kere bakmadım. belki de bakamadım. belki de kurt adam gerçektir. son söylediğimi boş verin. ben bir şeyler attım -tuttum nezih hoca hakkında, külliyen yalan çıktı. kendisinden bir daha özür dileyeyim. sonra bütün bunlar yetmezmiş gibi nezih hocam, dersime girdiği dönemlerde oldu bu. bu da yetmezmiş gibi, nezih hocam beni de buldu!-bu olayın sırrını-hikmetini çözmem biraz zaman aldı- o bana okul yıllarımın en güzeli olmasa da güzel olan en tuhaf anısını yaşattı. sonra odasına çıktık konuştuk filan "gelip yüzüme söyleseydin, konuşurduk" dedi. ben rezil hissettim kendimi. ben yerin dibinde, ben öyleyken böyle-kem küm demekten başka bir şey değil...

    halada her gördüğü yerde 40 yıllık öğrencisiymişim gibi, 40 yıllık hocammış gibi selamlaşırız. kişilik sahibi biridir. karaktersiz gençleri adam etmek için yıpratır kendini, belki sırf az sayıda da olsa kimi öğrencileri iş hayatında bu karaktersizlere takılmasın diye yapar bunları. belki de vatan sevgisinden.
    belkileri bir yana atalım, çok kral bir adamsın hocam. sana selam ederim, bu entry ile...

    aramızdaki lakabı "baba"dır. saygılar nezih baba...
  • sevinerek yaziyorum ki, kendisi anadolu üniversitesi iletisim bilimleri fakültesi nin yeni dekanidir.
  • nezih orhon deyince aklıma "hız" geliyor. evet. hız.
  • ankara'dan tanıyıp, yıllar sonra eskişehir'de tekrar yolumun kesiştiği, en kritik kararlarda akıl danışmaktan çekinmeyeceğim, çevresindeki herkese pozitif elektrik yayan, öğrencilerini her şeyin üstünde tutan, minicik başarıları bile ayakta alkışlayan, cesaretlendiren, bahane nedir bilmeyen, dur durak bilmeden çalışan, çalışan, çalışan, başarıları beyaz saray'a kadar ulaşan, kendisinden yardım isteyen herkesin ama herkesin, gece gündüz yardımına koşan, mütevazı, canlı, heyecanlı, 1844 elyazmalarından, müze d'orsay'ın kataloğuna kadar kitaplığımın değerlilerini bana taşıyan, doğru, düzgün insan, canım arkadaşım, ciğerimdir.

    atı alıp üsküdar'ı geçmiştir, 40 yaşında gencecik profesör, anadolu üniversitesi iletişim bilimleri fakültesi'nin tazecik dekanıdır.
  • alkışlanası insan...duruşunuz yeter hocam ...gerçek bir iletişimci...
  • akademik kariyerine, karakterine, insanlığına hayran olduğum hocamdır.
    yıllar önce hocam olmuştu, şimdi okulumda dekan.
    onun gibi dekanım olsun, 100 milyar borcum olsun...
  • benim hocam olmadığı için kıskandığım. neyse ki, kendisi birilerine yardım etmek için illaki kendi öğrencisi olma zorunluluğu getirmiyor. iki seferde hemen isminizi öğreniyor. sonra birden onun 'ciğeri' oluveriyorsunuz. seviyoruz ailecek. ayrıca, bir de çocuğu var. dünya tatlısı.
  • anadolu üniversitesi iletişim bilimleri fakültesi'nde bulunan öğrencilerin en büyük şansı olan dekan.

    "akademisyen" kalıplarında olması gereken ve gerçekten iletişimin hakkını veren hoca. gerçekten hocam olmamasından dolayı çok üzülmüştüm, onun bulunduğu bir fakültede okumamaktan dolayı çok üzülmüştüm. nezih hocanın öğrencileri çok şanslı.

    bizlerde iyi hocalardan dersler aldık, iyi hocaların eğitiminden geçtik ama nezih hoca kadar ufku açık, nezih hoca kadar hayalleri destekleyen, nezih hoca kadar "ciğer" hocalar değillerdi.

    facebook iletisinde son dönem medyaya dair paylaştığı şeydir bu duygularımı tekrar depreştiren:
    "biz ne anlatacağız okulda artık aklım almıyor...
    hepsi hikaye...
    bu kadar mı tüketilir herşey, bu kadar mı gizli baskı heryere yayılır...
    'zaten hükümet yanlısı yayın yapıyoruz'
    ntv’ni eski genel müdürü cem aydın’ın 2008 yılında başbakan’ın danışmanı olan akif beki tarafından arandığında şunu söylediği ortaya çıktı: “zaten hükümet yanlısı yayın yapıyoruz, artık neredeyse babam bile izlemiyor bizi. sadece tarafsız görünmeye çalışıyoruz. tarafsız görünmemiz sizin daha çok işinize yarar. n’olur bunu anlayın.”medya’daki kirlenme ve fatih saraç vakası ile ilgili yeni iddiaları işsiz gazeteci mustafa alp dağıstanlı dile getirdi. taraf’tan tuğba tekerek mustafa alp dağıstanlı’yla 5 ne? 1 kim? isimli kitabı üzerine konuştu. işte o çarpıcı söyleşi:mustafa alp dağıstanlı’nın 5 ne? 1 kim? isimli kitabı geçen ay yayımlandı. o zamanlar henüz “alo fatih”le tanışmamıştık. ama dağıstanlı kitabında habertürk’e gezi protestolarının başında getirilen bir fatih saraç’tan bahsediyordu. ve bununla beraber medyada çalışanlarla görüşerek ortaya çıkardığı pek çok sansür-otosansür hikâyesinden... başbakan’ın öfkesi altında medyanın gittikçe boğulduğu şu günlerde dağıstanlı’ya bu hikâyeleri sorduk. 1985’te başladığı gazetecilik hayatında güneş, cumhuriyet, kanal d gibi pek çok kurumda çalışmış olan dağıstanlı 2002’den 2011’e kadar ntv’deydi. bir dönem bilgi üniversitesi iletişim fakültesi’nde de dersler veren dağıstanlı şu anda işsiz gazeteci.ak parti’nin medyaya baskısı ne zaman başladı?önce şunu söyleyeyim. bu işte siyasi iktidarlar tabii ki kabahatli. ama kabahatin büyüğünü kendimizde aramalıyız. benim gazeteciliğin akp’yle ilk imtihanı diye hatırladığım olay şu: başbakan 2004 yılbaşında zonguldak’a gidiyor. önce çocuk esirgeme kurumu’ndaki çocukları başbakan gelecek diye gece 11’de kaldırıyorlar. sonra da huzur evi’ndeki yaşlıları... vatan muhabiri nuri sefa erdem başbakan’a “belki haberiniz yok, bu insanları uykudan kaldırdılar” diyor. başbakan “ağzın leş gibi kokuyor” deyip fırçalıyor nuri sefa’yı. “içmişsin” demek istiyor.bu sınavı nasıl veriyor medya?çakıyor. nuri sefa’nın gazetesi vatan bayağı korkak yayın yapıyor. haberin sonunu değiştiriyor. sonra, nuri sefa’yla milliyet röportaj yapmış, kendi gazetesinde olmayanı orada görüyoruz. gazetecilik örgütlerinden mırın kırın ses çıkıyor. bir tek milliyet iyi iş yapmış orada. oysa tüm medya ayağa kalkmalıydı. ama öyle olmadı sonra da böyle gitti.akp’den önce de vardı baskı. akp dönemini farklı kılan ne?akp çok güçlü bir tek parti iktidarı olarak geldi. emekleme döneminden sonra paldır küldür yürüdü. bütün sermaye yapısını değiştirdi medyanın. eskiden koalisyon hükümetleri oluyordu ya da tek parti olsa bile, “o gidecek, bu gelecek” denip, gazeteler farklı dengelere oynuyordu. ama şimdi halı gibi bir şey var, tüm medyanın üstünü örtüyor.merkez medyada bir yönetici akp’ye direnirse ne gelir başına?(doğuş yayın grubu ceo’su) cem aydın buna iyi bir örnek. o da aşağı yukarı fatih saraç’ın yaptığı işi yapıyordu ntv’de, yapmak zorundaydı. başka türlü orada duramazdı. duramadı zaten. gezi’de önce çalışanlardan özür diledi, sonra da patrona “ben daha fazla eğilemiyorum” deyip istifa etti.ntv’de fatih saraç gibi yerleştirilmiş biri var mıydı?gezi protestoları sırasında öyle bir baskı gelmiş, “ ‘akif beki gibi birilerini verelim’ demişler,” ntv ona direnmiş . fakat şöyle bir şey oldu. nermin yurteri ankara’da başbakanlık muhabiriydi. istanbul’a yayın yönetmeni olarak gelmesiyle ntv sansür ve otosansürde turbo takmış oldu. nermin yurteri’nin oraya gelişi imkansızdı ama oldu. bu hükümete yakınlığıyla alâkalıydı.fatih saraç, habertürk’te gazeteciliği nasıl değiştirdi?gazetecilik ilkesi diye bir şey yok zaten. “üç ilkem var” diyor ilk toplantıda, “turgay bey’in parası, din, vatan.” turgay bey’in parası, başbakan’ı kollamak demek zaten.kanalda kadroyu değiştirdi mi?bana bunu 2-3 kişi anlattı. tv net, kanal 7 gibi kanallardan çokça adam alıyorlar. o çocukları da akşam biri arıyor, “yarın kanal 7’ye değil habertürk’e gideceksin” diyor. merkezi bir şey olduğu anlaşılıyor buradan. çünkü bu insanların habertürk’e gideceği, kanal 7’yi yöneten insana da söylenmiş olmalı.fatih saraç işleyişe ne kadar müdahale ediyor?tüm yayın akışını o belirliyor.konuklara müdahale ediyor mu?tabii, bir gün bir toplantı sırasında telefondan arıyorlar, “kim var televizyonda?” diye soruyor. süheyl batum! “onu niye çıkarıyorsunuz?” diyor. belli ki böyle kara listeler var. o listeler oynuyor. hiçbirimizin yeri garanti değil. mesela, bir dönem gözde oluyorsun, ama sonra bir hata yapıyorsun, tam orwell’in 1984’ü gibi sen bilmiyorsun, fakat o beyinde bir yere yerleşiyor. sonra kesiliyorsun, gömüyorlar seni. bir süre sonra tekrar zuhur edebiliyorsun.başbakan gazete yöneticilerini ararken üslubunda ne kadar fütursuz olabiliyor? ayşenur’un (aslan) anlattığı mehmet emin karamehmet’le ilgili bir hikaye var. başbakan karamehmet’i gecenin birinde falan arıyor. akşam’da bir haber çıkmış, “ne bu!” diyor. karamehmet de “okumadım” diyor. “sen gazetende çıkan haberleri okumuyor musun” diye fırçalıyor. karamehmet bunu ertesi gün bir toplantıda anlatıyor “düşünebiliyor musun, gecenin birinde ikisinde başbakan arıyor, yatağından kalkıyorsun. lütfen bana böyle telefonlar getirtmeyin” diyor.talimatları veren hüseyin çelikiktidardan kim takip ediyor özellikle medyayı?aslında herkes bir şekilde uğraşıyor. ama benim birçok kişiden duyduğum bakanlığı da bıraktıktan sonra son bir iki yılda en çok hüseyin çelik uğraşıyor. asıl talimatları veren o. başbakan’ın basın danışmanıyken akif beki de arıyordu. şimdi o görevdeki lütfullah göktaş arıyormuş. ben ntv’de dış haber editörüyken, o roma muhabiriydi. edebiyata meraklı, mizah duygusu olan bir adam. şimdi işi başbakan’ın baskısını olduğu gibi medyaya iletmek.o baskı konuşmalarına tanıklık ettiniz mi hiç?sanırım 2008’di. bir gün cem’le (aydın) odasında muhabbet ediyoruz, akif beki arıyor. beki’nin ne dediğini bilmiyorum ama cem şunu söylüyordu: “zaten hükümet yanlısı yayın yapıyoruz, artık neredeyse babam bile izlemiyor bizi. sadece tarafsız görünmeye çalışıyoruz. tarafsız görünmemiz sizin daha çok işinize yarar. n’olur bunu anlayın.”hükümet bu kadar avucunun içine aldığı medyayı istediği gibi kullanıyor herhalde, değil mi?tabii, mesela egemen bağış “istanbul’dayım hayatım” diyor, nermin’e (yurteri), “bir kamera gönder.” “hayır” deme şansın yok. bakanlar istedikleri gibi istedikleri programa çıkıyorlar ama onlara istemedikleri sorular sorulmuyor! fatih saraç’ın habertürk’te ikinci toplantısında söylediklerinden biri “biz anlamaya çalışacağız, sorgulayıcı olmayacağız.” bir örneğini suat yeğen anlatmıştı. suat o dönem can dündar’ın sunduğu canlı gaste’nin yapımcısı. 2009’da adli tıp’la ilgili program için bakan nimet çubukçu’yu çağırıyorlar ve konuyla ilgili soru soruyorlar. nermin telefon açıyor suat’a, “nasıl sorarsınız?” diyor.neden sormayacaklar?“isterse o girer o konuya, sen niye soruyorsun!” o zaman işte gazeteci ayaklı mikrofondan başka bir şey olmuyor. gidiyoruz, mikrofonu tutuyoruz, bir girizgah, bir ilk soru soruyoruz, sonra gerisini o istediği gibi getiriyor.yolsuzluk yazmak mümkün değildiyolsuzluk iddialarına halk çok şaşırdı. medya bunu bilip de yazmıyor muydu?akp iktidarının daha birinci yılında, başbakan’ın, maliye bakanı’nın mal varlıkları konuşulur olmuştu. o zaman hürriyet, milliyet uğraştı bu meseleyle. fakat sonra gündemden çıktı bunlar. cem aydın bir gün bana “elimizde haber yapacak sağlam malzeme var fakat (doğuş grubuna ait) bankanın kaderi bakanın iki dudağı arasında” demişti. yolsuzlukla ilgili merkez medyada haber çıkması düşünülemezdi. “altyazıyı oradan alın” diyen adamdan bahsediyoruz. ipe çekerlerdi.doğan’ı eleştiriyoruz, trt’yi eleştirmiyoruztrt nasıl değişti akp’den sonra ?trt her zaman hükümetlerin borazanıydı. hangi parti gelse genel müdürü değiştirir, o da haber dairesi başkanını değiştirirdi. ama alt kadrolara inen büyük çaplı değişim olmazdı. ama özellikle ibrahim şahin’in gelişiyle büyük bir kadrolaşma operasyonu yapılıyor trt’de. 6-7 bin kişiden bahsediyoruz. eskileri emekliliğe zorluyorlar yerine yenileri alıyorlar. ibrahim şahin’in köyünden 6-7 kişi geliyor mesela. bir chp’li vekil kalburüstü yöneticilerle ilgili döküm yapılmış. 20-25 kişilik liste. hepsi zaman, aksiyon, kanal 7 gibi kurumlardan. buralardan da iyi gazeteci yetişmiş olabilir. fakat hiç mi solcu iyi gazeteci yok memlekette?kaynakları nasıl harcıyor trt?dış yapımların oranı gittikçe kabarıyor. haber dışarı yaptırılacak, taşerona verilecek bir şey mi? bu da oldu memlekette! bu programların dışarda kimlere verildiği hiç denetlenebilir değil. soru önergelerine “ticari sır” diye cevap veriyorlar. biz aydın doğan’ı dinç bilgin’i eleştiriyoruz. eleştirmemiz gerekir. fakat her ay bizden aldıkları vergilerle, elektrikten kestikleri paylarla döndürüyorlar trt’yi, yayınları ülkenin yüzde 98’ine ulaşıyor. bununla ilgili kimse bir şey tartışmıyor.aa’daki kadrolaşma ne durumda?orada da dış haberler müdür yardımcısı eyüphan kılıç bu göreve getirildiğinde hiçbir yabancı dil bilmiyor mesela. ya da ukrayna’ya yabancı dil bilmeyen adam gönderiyorlar. mısır’da 50 kişiyle çalışılıyor. oralardan ne geliyor peki? bunların denetimi gerekir. yoksa arpalık gibi kullanılır tabii.yassı kadayıf olduksiz kitapta hep baskılardan bahsediyorsunuz. baskı varsa direnç de yok mudur? tablo bu kadar mı karanlık?izmit depreminde bazı binalar direnç gösterdi ama bazıları da yassı kadayıf oldu ve hiçbir hayat çıkmadı oradan. roboski’nin, gezi protestolarının verilemediği bir deprem bence sağ çıkılamayan bir depremdir. medyanın yassı kadayıf olduğu bir depremdir. içinde kımıl zararlıları var, hayatiyet belirtileri var tabii ama...ne tür dirençler var mesela?cnn türk, habertürk ve ntv’dekilere “gezi sürecinde oradaki halet-i ruhiye neydi” diye özellikle sordum. bir arkadaş “sıkmaktan dişlerim ağrıyordu,” diğeri “ekrana bakıp küfrediyorduk” diyordu. buralarda direnç var, bunları önemsiz bulmuyorum ama çok geri bir nokta. büyük bir baraj kuramıyoruz maalesef ve bu dirençler yassı kadayıfı önlemeye yetmiyor.
    kaynak: http://www.demokrathaber.net/"
  • onunla yeni tanışan arkadaşımın yorumu: "aurasında kayboldum". öyledir. evet.