şükela:  tümü | bugün
  • öncelikle şunu söyleyim: 1 litre sütü iki dikişte cebellezi ettim, şu an belam sikilmiş durumda. midemdeki bu baskı söyleyeceklerimin gerçekliğini etkilemeyecektir ama, onu da belirteyim.

    mizah dergilerini takip eden bir insan değilim. ersin karabulut'a olan aşinalığım ise vakti evvel kuzenimde kaldığım bir gece yapacak hiçbir sik bulamamam sebebiyle bu kardeşimizin sandık içi kitabını okumuş olmama tekabül eder. "ersin aynı ben yha. ayrıca çok samimi, çok içten ;)" şeklindeki genel yargının aksine o gece notunu vermiştim, "resmen; 'samimiyim, durum komedisine denk düşen her halimi içtenlikle anlatıyorum ben'in ekmeğini yiyor bu genco yau" demiştim. bu samimiyet mavrasının yapmacıklığını da zaten, geçen haftalarda derginin biraz geç çıkması sebebiyle yaptığı açıklamayla cümleten müşahede etmiştik. kiminin hasta olması, kiminin kız arkadaşından ayrılması gibi zerre sikimde olmayan detayları "oluyo, söyliyceklerim, ayrılıyo, olucak" gibi bir dille aktarmıştı hani. hee, o şekil konuşunca samimi olunuyo he mi? ne bu laubalilik kardeşim? karşında sevgilin var, msn'de mi yazıyosun, nedir hadise yani?

    son olarak yine bir hadise cereyan etmiş. şimdi, ersin kardeşimiz facebook'ta kişisel iletisine "sevgili günlük'te son 3 hafta" yazmış, bunun üzerine hayranları da "zaten sevmemiştik, eski köşen geri geliyo, yaşa" tadında yorumlar yapmış. peki bu biraderovskimiz ne buyurmuş bunun üzerine: "sevgili arkadaşlar, bu notu buraya düşerek beni yönlendirme gibi bir lüksü size tanımadım. ilgilenenlere duyurmak için yazdım. sevgili günlük zaten hepinizin sevmesi için yaptığım bir öykü değil, aksine, büyük bir kısmınızın sevmemesi gerekiyordu, ki vasat olmasın. şu haliyle çok gurur duyduğum bir hikayedir. son sandık içi'nde söylediğim gibi, o köşeye ara vermiştim, şimdi tekrar devam edicek. sevgiler hepinize."

    hele hele. hele hele. yahu senin hitap ettiğin kitle zaten senin temsil ettiğin vasatlığın ta kendisi değil mi? seni sen yapan, vasatlıklarını senin aşırı dozda vasatlığında bulup sana tutunan bu insanlar değil mi? bir vakit, bir karikatüründe denk gelmiştim yine, "karizmayı çizicez ama neyse anlatıyım" diye not düşmüştü. hehehe. koçum hangi karizma? ersin karabulut'u ersin karabulut yapan vasatlığıdır kardeşim, ne kendini nimetten saydın şimdi? "abi ersin ya, adam samimi abi, bizden biri resmen..." ha? aferin sana, böyle devam et, böyle egosu gözünü kör etmiş gencoları başına çıkar; aynen bu örnekte olduğu üzere aynı kör seni aşağıladığında da sesini çıkarma ama.

    yine kitabındaki bir karikatürde "'çizdiklerini sallıyo musun yoksa harbiden yaşadın mı?' diye soruyolar bana. tabii ki hepsini yaşadım, samimiyetimden şüpheniz mi var?" minvalli sözlerini okumuştum. ben de başına milyonlarca enteresan hadise gelmiş bir adamımdır mesela; hatta bir başkasının başına gelse şok olunacak bir hadise benim başıma geldiğinde artık gayet normal bir şey anlatıyormuşum gibi davranan bir arkadaş grubum var. ersin karabulut, "bakın böyle de bişey vardır hayata dair" üslubuyla suya sabuna dokunmadan tespitte bulunmayıp başından geçenleri anı formatında aktardığı için sıkışık bir ikilem içine giriyor. şimdi "tespit yapıyoruz abicim" dese, samimiyeti sorgulanacak; o da "tabii ki başımdan geçti hepsi" demeyi tercih ediyor. yahu mübalağasız mizah olur mu? nasıl ki çizdiklerin gibi gerçekte de dişlerinin arası bi kilometre ayrılmıyor, kafan beş ton çekmiyorsa, anlattıklarında da yer yer mübalağa öğeleri kattığını belirtmende bir sakınca görmeyiz biz. bi sakin ol biraderoviç, kimse sana "aha abartıyormuş, vurun!" demeyecek.

    elbette senden ahmet yılmaz'daki "işimdeyim gücümdeyim" tavrı, bir ahmet yılmaz delikanlılığı bekliyor değiliz. ersin karabulut, komplekssizliği argüman edinmiş bir kompleksli, -komik olmak gibi bir iddiası var mı bilemem ama- komik olmayan, alametifarikası iyi resim çizmesi olan sıradan bi adamdır gözümde kendisini tanıdığımdan beri. hakkını verelim: sıradanlık konusunda hakikaten başarılı.
  • hiç tanımadığın, sadece yazdıklarıyla hakkında fikir sahibi olduğun insanlar vardır hani. açıp gugıl'dan görseline bile bakmazsın, gastede röportajını aramazsın. sadece o'nun yazdıkları vardır ve pekala da yeterlidir. benim için de yazdıklarıyla vardı ersin karabulut ve pekala da yeterliydi her hafta bir dergiyi almaya. kitabı çıktığında heyecanlanmaya. bir insanı sadece yazdıklarından tanıyınca insanda hep bir ''acebaaağ?'' oluyor, abartmaya ve hayalkırıklığına dair. işte bu hafta okurken kendisinin beni hiiiç hayalkırıklığına uğratmayacağından emin oldum. sen hiç değişme. hep böyle kal, hep cana yakın.

    '' sen çok değiştin

    selam. normalde böyle şeyler yazıp çizmeye de utanırım ama bu hafta içimden seninle konuşmak geldi. bi ihtimal kulağına gelirse diye. ‘’bu ne lan duyarlı mısın nesin’’ diye dalga gecenler olucaktır, ama napalım, bu hafta böyle.
    geçen gün gidip can yücel’in mezarını kırıp yıkmışsın. kendisinin toplasan iki üç şiirini yarım yamalak biliyorum, öyle manyak bi okuru olmadım hiç yani. ölüm yıldönümünde mezarına şarap döktükleirni duyunca aklıma sen geldin. ulan dedim bizimki uyuz olacak bu olaya. ama gidip mezarı kırıcağını düşünmemiştim. gerçek bi ayıya dönüşmüşsün, ne diyim.
    peki acaba dönüşmedin de eskiden de böyle miydin?
    bak ben mesela eskiden izlediğimiz filmlerin daha güzel, eskiden içtiğimiz suyun daha lezzetli, bakkal amcanın daha iyi kalpli olduğuna inanmamı, o yıllarda çocuk oluşuma bağlıyorum. yaşamın aslında kötüleşmediğini, aynı kaldığını, sadece büyüdükçe benim için zorlaştığını düşünmek istiyorum. bi yandan mantıklı olan da bu zaten. ama böyle düşünmeme rağmen, bazen yine de emin olamıyorum. sanki bakkal amca hakkaten de ben küçükken daha ‘’iyiydi’’ . otobüsteki amcalar teyzeler daha yumuşaktı böyle. sen de daha sakindin. belki çok saçmadır ama elimde değil, öyle gibi geliyo.
    geçenlerde voleybolcu bir kıza otobüste şortla bindiği için önce bağırıp sonra da yumruk atmışsın. gerçekten bak, sen eskiden böyle bu kadar sinirli değildin. iyi hatırlıyorum. yumruk attığında sesini çıkartmayan amcalar teyzeler de böyle değildi. sana bir şey oldu. mezar yıkıyosun lan, bi düşün bak, çok acayip bi şey bu. adamlar dev gibi insanlık anıtına ucube diyip sonra da kafasını kestiler. koca heykeli yıktırttılar. onlardan mı cesaret alıyorsun, olay bu mu yani?
    o heykeli yapan da aha senin kırdığın mezarı yapan kişiymiş zaten. yoksa sen de heykeli yıktıranla aynı kişi olmayasın?
    zaten her işi yapıyorsun, her an her yerdesin. bi kaç sene önce karaköy iskelesinde kız arkadaşımı uğurlarken de ordaydın. vedalaşıyorduk, sarılmıştık böyle, vapurun iskeleye yanaşmasını bekliyorduk. ‘’dışarı çıkın nerde ne yapıyorsanız yapın’’ diye bi ses duyduk, bi baktık o jeton kabinleri var ya ordan bize bakıyorsun. önce bize seslendiğini anlamadık. şimdi tam hatırlamıyorum ama ‘’lan yürüyün burada o işler yapılmaz! yürü’’ gibi bi cümle daha kurdun. ben o zamanlar henüz senden bu kadar korkmadığım için ‘’ne diyo lan bu lavuk’’ diye bi kabaracak gibi oldum da hadi neyse diye indik iskeleden.
    geçenlerde de duydum ki otobüs şoförü olmuşsun, sürdüğün otobüste bi çift öpüştü diye benzer şeyler söyleyip aşağı indirmişsin çocukları. lan oğlum bi şey sorucam sen insanların birbirine sarılmasına öpmesine neden bu kadar kızıyorsun? açık konuş, o sırada arzuluyor musun yoksa o kızları? günahını almayım ama kıskançsın sanırım hafiften. tamam mesela bak bi yerde sap sap otururken yanımda bi çift öpüşünce ben de bi kıskanıyorumi bi yutkunuyorum böyle gulp diye. ama çok bakmıyorum, öpsün yani çocuk kızı ne güzel işte. benim rahatsız olmam o anki saplığımla ilgili çünkü. seninki de bana öyle gibi geldi. o kızı o çocuğa yedirmek istemiyosun. o ahlaksız diye bağırdığın kız sana gelse, azcık gülümsese, iki tatlı söz söylese heycanlanıp boncuk boncuk terler, bayan mayan eheh meheh diyerek tavlamaya calışırsın gibime geliyo. neyse dediğim gibi günahını almıyım, öyle olur gibi geldi bi an.
    geçenlerde kızarkadaşımla vapura bindiğimizde de arkamızda oturuyodun. kolumu kızın omzuna attım, gülüşüyoruz ediyoruz, ama sessiz sakiniz, rahatsız etmiyoruz kimseyi. çıt çıkartmıyoruz, öpüşme filan da yok zaten. bi baktım arkadan bizi kesiyorsun. hemen anladım, kolumun yerini beğenmedin. kızla fazla samimi buldun beni. korktum lan bakışlarından. çünkü biliyorum gelip bişi söylesen, ne biliyim ‘’ramazanda utanmıyor musunuz sarmaş dolaş oturmaya?’’ desen, etrafımızdaki insanlar da artık sesini çıkartmayacak. bi çoğu da seni haklı bulucak. cevap versem ‘’uzatma’’ diyecekler. kavga çıksa, ağzını burnunu bi güzel kırsam ben suçlu olucam. karakolluk olsak zaten bitmişim. her şekilde haklısın yani.
    yanlış anlama, sadece ramazanla öpüşmeyle bilmemneyle ilgili şeyler söylemiyorum. ben genel olarak senin tavırlarınının değişmesine üzülüyorum. sevgisiz bi insana dönüştün sen. herhangi bir şeyi sevmeyi zayıflık gibi görür oldun sanırım. sürekli laf söylüyorsun her şeye. senin için her şey bok gibi. bazen internet gazetelerinde haber altındaki yorumlarını okuyorum. adam bi şeyden övgüyle bahsetmişse anında ‘’popülist ibne, ayak yapıyo’’ diyosun. biri bi film mi çekmiş, ‘’olmamış’’ diyiveriyosun. sana yaranmak mümkün değil. hiç bi şeyi sevmiyorsun. başka insanları hiç sevmiyorsun. sokakta karşıma çıktığında kötü bakıyosun. sana selam vermeye korkuyorum. karşılaştığımızda günaydın derim ben normalde. ama yüzüne baktığımda her an ‘’ ne bakıyosun lan’’ diycek gibi davranıyosun. çekiniyorum, kaçırıyorum gözlerimi. beni yendiğini hissettiğin için sen bundan da hoşnut oluyosun.
    geçenlerde yuutup’da eski siyasilerin bi tartışmasını izledim. demirel, mesut yılmaz, ecevit, inönü, erbakan filan hepsi bir masada oturuyolar ve biri konuşurken diğerinin çıtı çıkmıyo. bu adamların ülkeyi yönettiği yılları övecek değilim şimdi tabii. ama ne biçim saygılılarmış lan. hiç bağırıp çağırmıyolar. en fazla iğneliyici konuşuyolar. şimdiki adamları aynı masaya oturtmayı başarsalar da biri silahını çekicek gibi bakar, biri kollarını sıvayıp dövücekmiş gibi yapar, hatta ‘’yok öyle lagaluga’’, ‘’lölö yapma’’ filan derler. acaba sen de bu adamları göre göre mi böyle oldun? bu devirde öyle olmak daha mı doğru, daha mı geçerli geliyo? ‘’artık böyle… yerse’’ filan mı diyosun? daha mı iyi hissediyosun?
    yıllar evvel mısıra gitmiş bi tanıdığımız ‘’mısırda yalan söylemek normal bi şey. kimse utanmıyo yalancı durumuna düşmekten’’ demişti de aklım çıkmıştı, inanamamıştım. hani iki gün avrupa gezmiş insanlar hemen başlarlar ya ‘’abi almanya’da insanlar çok nazik, gülümseyerek selam veriyolar, burada herkes ayı gibi’’ diye memleketi kötülemeye. ben yakına kadar ‘yav olur mu öyle şey, kötü bir millet olur mu? biri ne kadar kötüyse diğerleri de o kadar kötüdür ya da iyidir’’ diye düşünürdüm.
    şimdiyse kusura bakma ama, senin ciddi ciddi kötüleştiğine inanmaya başladım. hani bu topraklarda yetişenler bambaşka hoşgörülü oluyodu lan, yıllarca öyle bilmedik mi? sana uygun gelmeyen hiç bi şeye tahammül etmek istemiyosun. isterse ülke ekonomisi süper olsun, dev alışveriş merkezleri açılsın, duble yollarda istediğin kadar bas git arabanla, sen böyle olduktan sonra neye yarıycak? cebinde parası olan sihirli insanlar mı olalım hep birlikte yani? koca heykel niye yıkıldı lan? kusura bakma aklım hep ona gidiyo. nasıl bi mantıkla gaza gelindi de yıkıldı?
    bak o olayın olduğu günlerde bi taksiciyle muhabbet ediyoruz, ‘’yıkılsın kardeşim!’’ dedi. böyle bi cevap karşısında aslında susmak lazım ama ağzımı tutamadım, ‘’ya niye yıkılsın abi? heykelin kendisi güzel de olmayabilir, ama ifade ettiği bir şey var, bi de dikilmiş işte oraya. neden şimdi ucube diyip yıkıyolar? normal mi bu sence?’’ dedim. mantıklı bi cevap bekledim, hani ‘’şu yüzden yıkılsın’’ desin ki diyolog ilerlesin diye. adam sadece ‘’yıkılsın ya boşver yıkılsın!’’ dedi zevk alır gibi. sanki heykelle toplaşıp küçükken bununla dalga geçmiş de şimdi intikam alıyo gibi. bu tavır sana da garip gelmiyo mu? o taksicide mi sendin lan yoksa? sen de her işi yapmışsın mna koyayım, otobüs şoförü müsün taksi şoförü müsün belli değil. arada vapura da biniyosun filan, ilginç adamsın. ( kötü espiri gücümle seni pis döverim.)
    yakına kadar ‘’bu sadece bi dönem. bu adam da değişecek. sadece kötü günler geçiriyo, ondan sevmiyo beni’’ diyodum ama sen galiba artık eskiye dönmiyceksin. hayatında yurt dışında yaşamaya özenmemiş olan bana bile ‘’eyvah ya, bizim dergilere de bi şeyler olucak, bu işi yaptırmıycaklar bana. kız arkadaşımın omzuna da kolumu atamıycak mıyım artık? başka ülkeye mi gitmek lazım? gitsek naapıcaz, ne bok yiycez’’ dedirttin.
    çünkü sen ilerde etek giydiği için otobüste kızıma yumruk atacaksın gibi geliyo bana. oysa kızımla ben, senin kızına hayatta karışmazdık. herkesin istediği gibi giyindiği, istediği gibi yaşayabileceği bir memlekette yaşamaya hazır ve istekli olurduk. işin kötüsü, sen bunları okuduğunda azıcık düşünmek yerine ‘’beğenmeyen defolup gitsin lan’’ diyosun, biliyorum ben seni. zaten burada yaşamamı istemiyo gibisin. vapurdan dışarıdaki süper boğaz manzarasını izlemek yerine beni ve kızarkadaşımı kontrol ediyosun, ordan belli. aynı şekilde bunları yazdığım için neler hissettiğimi, beni ciddi ciddi endişelendirdiğini anlamak yerine ‘’trübünlere oynuyosun’’ diyceksin.
    bütün bunlara rağmen, çok umutlu olmasam da, belki, bi ihtimal, bu günler de geçer. çünkü birbirimizi anlamıyo olabiliriz cidden. ama tek ricam, sinirli olma. ne biliyim mezar kırma, heykel yıkma, yumruk atma diyorum, çok bi şey de değil yani. kurban olayım ‘’burdan gitmek lazım’’ geyiği yapanlarla dalga geçen beni bile bu otobüslerden bu vapurlardan bu sokaktan soğutma işte. elin fransızına bonjur diyemem ben, sana selamınaleyküm derim, bin kat da tercih ederim. çocukken aynı mahallede oynardık, yabancı değilim tanıyosun beni. bakarsın bi gün karşılıklı otururuz, iki çay söyleriz, anlatırsın derdini. yemin ederim ne dersen dinlerim. dersin ki ‘’bak kardeşim ben sana dargınım çünkü şöyle şöyle yapmıştın’’. ben de sana derdimi anlatırım, gülüşürüz ederiz. işte o günün gelebileceğini umarak sana mezarını kırıp yıktığın can yücelin’in meşhur bir şiirini hediye ediyim hadi. tamamını da bilmiyodum internetten baktım idare et.
    en uzak mesafe ne afrika’dır,
    ne çin,
    ne hindistan,
    ne seyyareler,
    ne de yıldızlar geceleri ışıldayan.
    en uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir,
    birbirini anlamayan. ''
  • lisedeki sıra arkadasim. kendisi bir hikayesinde (lombak sayı 7, g.t korkusu gönül tortusu) psikopat olmasının nedenini çocukken bakıcısının uyuması için takma dişlerini çıkartıp "uyu yoksa yelim tenii! nihahaha!!" demesine bağlasa da, bu doğru değildir. ersinin psikopat olmasının nedeni, lise hayatı boyunca derste çizdiği her türlü figüre tarafımdan zik çizilmesidir. ne yazıktır ki bu zik çizme hadisesinden kadın, hayvan ve hatta araba, ağaç, ev gibi figürler dahi kurtulamıyordu. lise hayatımızın 7 yıl sürdüğünü hesaba katarsak şu anki durumu gayet normaldir. ayrıca bir nevi alter-ego olarak görürüm kendisini. ortalama bir megalomal olarak ilk entrymi kendime girmek isterdim fakat çaylak modunda bunun mümkün olmadığını farkettiğimde aklıma ilk gelen isimdir.
  • ege üniversitesi'ndeki söyleşide, bi köşede sessizce kalabalığı izleyip kendi halinde önündeki kağıda bişiler karalarken, kendisine yöneltilen soruya anlık, istemdışı bir cevap gibi görünen ancak taşıdığı nükte ile bütün kalabalığı güldürebilen bir cevap veren usta çizer**:

    izleyici: sorum sayın yiğit özgür'e olacak. acaba çizdiğiniz karikatürlerde balon kullanma rekorunuz kaç?

    yiğit özgür: yani benim daha çok balon kullanıyım da rekor kırayım diye bir amacım yok ama, şu ana kadar en çok 27 tane balon kullandım.

    izleyici: 27?

    yiğit özgür: evet 27

    izleyici: bir sorum daha var, ersin karabulut'a olacak. kitabınız yeni çıktı, satışları nasıl gidiyor, şu ana kadar kaç tane satıldı acaba?

    ersin karabulut: 27...

    izleyiciler: puahaahah!
  • ersin !!!

    ben bu adami tanimam etmem sadece cizimlerinden biliyorum gecen gun istiklal'de gorunce -ki istanbul'da yasamiyorum onu gormem o yuzden buyuk sans benim icin- arkasindan sadece ismiyle seslenebildim.ersin bey,ersin karabulut demek garip geldi o an icin.simdi dusunuyorum bana omrumde gormedigim bi adam sadece ismimle seslense garipserim,sasiririm.onun hayatina her hafta okuyarak ortak olmak o kadar yer etmis ki sanki arkadasimi gormus gibi oldum onu gorunce.

    'ersin bi fotograf cektirelim beraber' dedim.ne dese begenirsiniz 'tabi cektirelim de tanismadan cektirmeyelim senin adin ne?' adimi soyledim ama ben ondan boyle bi tepki beklemedigim icin olayin saskinligi icerisindeyim.daha once fotograf cektirdigim birkac sinema oyuncusu o an sanki hayatlarindan calinan bir zamanmis gibi tepki verdikleri icin ben oyle olmasa bile yalan bi gulumseme uyduruk bi poz bekliyorum acikcasi ersin'in cizdigi hikayeleri animsamadan.fotografi cektirdik 'bende bakabilir miyim?' dedi aldi makinayi bakti.fotografi ceken arkadasim bu islerle pek ilgili degil benim icin ne onemli oldugunun farkinda degil o yuzden.ben onu daha fazla tutmamak icin tesekkur ettim umut'a selam soyle -umut sarikaya degil umut- tanismiyoruz ama mutlaka soyle dedim tamam dedi.donduk gittik.sonra dusundum acaba bi bira ismarlamak istesem ne derdi diye sonra bokunu cikarmadigim icin sevindim.

    lafin kisasi ersin karabulut ayni ben,ayni sen.ne ciziyosa o.
  • instagramda paylaştığı resime yapılan yorumla beni bu saatte titreten çizer.

    yigitbayram!
  • bu adama ne zaman denk gelsem yanında bir başka kız. güzel olanları da var, arada yoklukta gider diye takıldıkları da. kendisiyle aynı mahallede çalıştığımız için, en son bir sevgilisi bu abimizi çalıştığı binanın önünde uzun uzun öperek uğurlamıştı. kendisi için, sessiz sakin filan derler ama sayın suserlar kendi halindeki adam sevgilisini sokak ortasında duduşundan öper mi?

    haber: ekşi sözlük magazin servisi, asmalı mescit.
  • çizdiği güzel kız tiplemelerinde en çok tercih ettiği özellikler düz saç, saç bandı, ay parçası gibi bir yüz, iri gözler, inci dişler, askılı bluz sanırsam.
    (bkz: götüm istatistik enstitüsü)
  • itu'ye bir soylesi icin geldiginde mukavemet kitabima 3 saniye icinde cizdigi insan figuruyle beni dumura ugratan insan. tanismadan once kesinlikle psikopat oldugudu dusunuyodum ama oyle degilmis, gayet normal, oldukca alcakgonullu. okurlariyla muhabbet etmeyi cok sever. gecen yaz taksim megavizyonda kendisini gorup, hemen bir penguen dergisi alip, kasa kuyrugunda onunde durup, onun cizdigi koseyi okumaya baslayinca "tam arkandayim, ben ciziyorum onu" demis kisi.
  • okulu sonunda bitirip halen dergide çizmeye devam ettiğine göre sanırım son çıkan bedelli askerlik yasasından faydalanmış kişi. eğer öyleyse büyük bir kayıp kendisi için. çünkü yapacağı 5 aylık kısa dönem askerlik ile yıllarca sandık içi köşesine çizecek malzeme bulabilirdi.