şükela:  tümü | bugün
  • yardımcı doçentlikten kurtulamamasının sebebi, birkaç konferansında söylediği gibi, devletin felsefecilerden beklentisinin elle tutulur şeyler olmasıdır; oysa onun da dediği gibi felsefecinin işi düşünmektir ve devlet, düşünmeyi iş olarak görmemektedir.

    başka bölümden gelen öğrencileri kırmaz, hocam dersinizi alabilir miyiz dediğinizde imalı bir biçimde "siz bilirsiniz" der. sakalları ve iri yapısıyla antik yunan gladyatörlerine benzer.
  • “bir şeyi, bir ülküyü, bir mücadeleyi hatta kutsal bir varlığı (tanrı) yok etmenin, etkisiz, işlevsiz ve sevimsiz bir biçime dönüştürmenin çeşitli yolları vardır. yok etmek için bir şeyi mutlak bir biçimde ortadan kaldırmaya gerek yoktur. yeter ki o şey’in kendi doğrusunu gösterecek konumu kalmasın! bu yok etme biçimleri içinde en tehlikeli olan bir şey üzerine çok konuşmaktır. tüm nitelendirmeler, tanımlar, sınırlamalar bir şeyi sandığımızdan daha çabuk tüketir. tanımlama ve açıklama hazzı içinde şey’in yazgısı belirlenir. doğru sözcükleri seçmek bir şeyin kendi doğrusunu açıklığa getirmesine yardımcı olmaz. sözcükler hızla tanıdık ve alışık olduğumuz sözcüklere dönüşebilir. kendi zaman ve mekânı içinde kendi doğrusunu açığa çıkarma özgürlüğü elde edemeden, o şey’in kendi olma iştahı, serüveni ve canlılığı hüzünlü bir biçimde yumuşar ve tanıdık ve bildik olanın içine geri döner, kendi doğrusunu açımlanmak yerine gizli kalır.”
  • düşünme
    d'si büyük ve kocaman puntolarla
    insan eli titizliğiyle,
    işlenmiş denken
    hüzünlü yazgısı
    mahcup şimdide
    doğru yer, yersizlik

    oysa,
    hep uzakta olana
    yakınlaşma çabası
    kırılgan ve hep sallantıda
    mesnetli ama belirsiz
    hayal kırıklığı ve umut,
    ebedi uyanıklık

    edimin etkenliği
    kulakları sağır eder
    edilgenliği,
    gülümsetir ve derin aldırır
    kara ormanın nefesini

    bir şiir,
    ne ölçüde sınırlı
    ne derece düzenli
    ne kadar anlamlı
    düşünme,
    o kadar sever olanağı
    başı okşanmayan çocuk
    ve özenli baba
    yenik öykülerin geçkin kahramanları
  • dtcf felsefe bölümü öğretim üyesi.
  • ankara cagdas sanatlar merkezindeki dunya felsefe gunu etkinliginde yaptigi "ozgurluk" baslikli bir saatlik konusmasinda, lise ogrencilerine felsefenin, dusunmeye tenezzul etmenin,insanin kendisi olma cabasinda yasayacagi seruvenin, praxisle ilgili olmayan ama gayet yasamsal olan sorularin, plastize olmamiz beklenen cagda ucube olmanin ve gorunmenin, istegi uyanik tutma gereginin ozgurlukle nasil iliskisi oldugunu; aristo referansiyle muthis bir uslupla anlatmis saygideger hoca
  • aşağıdaki metinleri bir yazısında kullanmış şahsiyettir:

    "... varoluş ancak geçmiş-şimdi-gelecek yapısının birlikteliği içinde bütünsel olarak kavranabilir."

    "her şeyin yalnızca şimdiye sıkıştırıldığı, zaman dışı bir dünyanın zamanlaşmayan ve değişmeyen bir özne tarafından deneyimlenmesi ise hüzün verici bir yanılsama olarak kalır."

    "... düşünenin düşünen varlığı düşünülen ile ortak düşünülür." (descartes yorumu)

    "...de natura mentis humanae: quad ipsa sit quam corpus (bedenden daha iyi bilinen zihin üzerine)." (descartes'ın ikinci meditasyonunun başlığı)

    "einstein, kendi kuramı doğrultusunda, geçmiş, şimdi ve geleceğin fizik dünyasında hep bir yanılsama olarak kalacağını savunmuştur. yaşanan zaman ile fiziğin soyutlama ile var saydığı zaman arasındaki bu kopukluk, tek bir evrende farklı iki zaman demektir."

    "kendi başına bir renk yoktur."

    "... yitirilen zaman nasıl kazanılacak? zamanı anlatarak."

    "ricoeur'a göre her insanın yaşamı anlatılmayı beklemektedir."

    "anlatılmayan yaşam yalnızca biyolojik bir fenomen olarak kalır." (david wood üzerinden paul ricoeur'e referansla)

    "zamanın gizemini çözmeye çalışan augustine geçmişe bellek, geleceğe ise beklenti olarak ulaşılacağını var sayar. ruhun bu yayılımı -distentio animi- ile gelecek, geleceğin beklentilerinin şimdisine, geçmiş, geçmişin anımsanan şeylerinin şimdisine, şimdi ise, şimdiki şeylerin sezgisel kavranışının şimdisine dönüşür."

    "... algı ... dünyayı yorumlama aracıdır." (maurice merleau-ponty ile ilintili olarak)

    not: "kolektif şizofreni: zamanın iki yüzü" başlıklı, şubat/03'te yayımlanmış bir makaleden yazımı korunarak alınmıştır.
  • aşağıdaki metinleri de bir başka makalesinde kullanmış şahsiyettir:

    "batı düşüncesinin kavramsal örüntüsü/imgesi içinde saldırganlığın, şiddetin ve savaşın nasıl işlendiğini ve örgensel bir yapıya dönüştüğünü görünce, umudun uzak, felâketin hep yakında olduğunu görüyoruz."

    "yanlış ülküler, yanlış tanrılar sunan baştan çıkarıcı sözcüklerin savaşı."

    "dünyayı kendi imgesine dönüştüren, ve bu imgenin mutlak bilgisini sözde evrensel ülkü ve değerleri ile taçlandıran batı düşüncesi, bu mutlaklığın ve onun sunduğu evrenselliğin güveni ve küstahlığı ile kendi tininin utkulu yükselişini engelleyecek her türlü öteki yaşam biçimlerini silip süpürüyor."

    "...bilmediğini bil ve benim doğrumu ve bilgimi ise koşulsuz kabul et!" (sokrates'in meşhur sözü imlenerek batı düşüncesi süzgeci içinde tersine döndürülerek söyleniyor)

    "...iyi yazgı ve felâket beklentisinin huzursuz birlikteliği." (paul k.saint-amour referansıyla yazarın günümüzü yorumlamakta kullandığı japonca bir sözcük olan "bukimi" açımlanıyor)

    "düşünsel etkinlik -felsefe- kıvrak bir zekâ ile gündelik sorunlara ânında çözümler bulan bir eylem yöntemi değildir."

    "nietzche felâketin habercisi, heidegger çöküş olarak gelen felâketin betimleyicisi olarak duruyor."

    "nietzche 'tanrı öldü' dediğinde belki de insan imgesinin psikopatça tanrılaştırılmasından söz ediyordu."

    "... 'savaş varlıkbilimi' ..."

    "doğrunun özü de, kendini düşünen benin kendini düşünme bilgisinin kesinliğidir."

    "estetize edilmiş yeni saldırı araçları ..."

    "... 'gereksinimimiz olan, belki de, nitzche'nin belirttiği gibi üslûp değiştirmedir; bir üslûp varsa, nietzche bize anımsatıyor, o çoğul olmalıdır'." john mcgowan referansıyla derrida alıntısı)

    "... bir kültürün kendini anlamanın dışında başka bir kültürü anlamasının olanaksızlığı ..." (edward said'in "oryantalizm"i bağlamında dile geliyor)

    "...bilgiye susamışlık ve açıklama aç gözlülüğü asla bir düşünsel araştırmaya yol açmaz. merak daima kendi kendini temellendiren ratio ve onun ussallığına dayanan bir özbilincin küstahlığını gizler. bilme istenci, düşüncede neyin değerli olduğu önünde umutla durma istenci değildir'." (heidegger'den)

    "... asla kendisi olmayan bir varlık ..." (günümüz insanına dair yapılmış bir tanımlama)

    "... hep gibi olarak kalır ve asla dır olmaz." (yine günümüz insanı betimleniyor)

    not: "batı metafiziği ve savaş" başlıklı, ağustos/03'te yayımlanmış bir makaleden, yazımı aynen korunarak alınmıştır.

    bir de şu dipnot var:

    "... hakikate sahip olmanın zorba niteliği ..."
  • aşağıdaki metinleri de daha bir başka makalesinde kullanmış şahsiyettir:

    "... bir özgürlük yanılsaması içinde yaşıyoruz. çünkü umut insanın sahip olmak istedikleri ve sahip olunanların tanımladığı bir ben imgesini yaratacak iştaha/itkiye dönüştü. ancak bilgelik sevgisinin doğduğu ve serpildiği dönemlerde, umut, insanı gerçeği görmeye ve bu gerçekle yaşamaya hazırlayacak bir ustalığı geliştireceği varoluş duyumunu açığa çıkaran ve sürdüren durum olarak betimlenirdi."

    "... nasıl yaşamalıyım? sorusunun bilgece içeriğinin ... ortadan kalkmış olması ..."

    "modern insan için 'zorunlu olan, ânı hızla unutmak ve kendini gelecek olanın içinde yitirmektir'." (martin heidegger atfıyla)

    "kendi ruhuna kapalı, amaçsızlığını araçları kolayca elde etme becerisi ile örten, 'mutluyum' diyebilmeyi üretim/tüketim standartlarını gerçekleştirdiği anlara indirgeyen modern insan, doğal görünümlü umut-suzluk ve seçeneksizlik biçiminde içinde büyüyen karanlığın isimsiz acısı içindedir."

    "felsefe bilgelik sevgisidir. philia sevgi, sophia bilgeliktir, felsefe bilge olma çabasıdır."

    "ben bilgisine dayanarak insan yanılsamaları ve sahte görüntüleri ayıklama becerisine sahip olur."

    "avnon'a göre, ortak kökleri gignoskein olan gnôsis ve gnôthi sözcükleri gözlem veya deneyim ile ulaşılan ve bir tür sezgisel kavrayışla elde edilen bilgidir." (dan avnon kastediliyor)

    "ussal bilgiye karşılık gelen tanım ... ünlü episteme sözcüğü ile karşılanmaktadır."

    "episteme, tanımlara, fiziksel durumlara ve bilimsel bilgiye karşılık geldiği biçimiyle gerçek bilgiyi temsil etmemektedir."

    "bir şey bildiğini sananlarla, iğneleyici, huzursuz edici bir biçimde tartışan ve sözde alçakgönüllülüğünün arkasında korkunç bir kibrin yattığı var sayılan sokrates, uyguladığı sorgulama yöntemi ile insanı kendi ruhunu bilmeye zorlar."

    "...'bilmek, zorunluluktan çok fazla kırılgandır (zayıftır).'" (jacques taminiaux referansıyla martin heidegger'in eshilos'un sözü olarak aktarımı)

    "mutluluk kendi ruhunu eğitmeyen bu yüzden sınırsız hazların girdabında tutsak olmuş bireyin ve bu tür bireylerin yönettiği bir toplumun başaracağı bir şey olmaktan çıkar."

    "ele geçirme ustası olan modern insan aynı zamanda elden çıkarma ustası da oldu."

    "hastalıklı bir tutkuyla ya da kurnaz bir hamle ile ele geçirilen 'sevgili' tahtına oturtulan şey, içinde patladığı haz ve hoşnutluk ânının tüketmesini izleyen anda hızla elden çıkarılır."

    "sokrates'in yapıtı olmayan düşünür olmasının bir eksiklik olduğunu savunan batı düşünürü yoktur. sokrates'in yüceliğinin bilincinde olanlar, onun hakikate ulaşma çabasında belki de bir engel oluşturacağını düşündüğü için yazmadığını söylerler. kendini bu arayış süreci içinde konumlandıran sokrates, süreci bitirecek yazmaktan da uzak durmaya özen göstermiştir. sokrates dışındaki tüm düşünürler, heidegger'in belirttiği gibi, bu sürecin yorgunluğuna dayanamayıp, varlığa yakınlıklarını yazıyla dondurdukları için belki de birer 'kaçak' olarak anılmalıdırlar. varolanın açıklığına ulaştıran düşünsel derinlik, sevgiyi canlı tutar ve sürdürür." (heidegger referansıyla)

    "nietzsche'nin belirttiği gibi, 'sokrates ilk yaşam filozofudur. ondan önceki düşünürlerde yaşam bilgiye ve düşünceye hizmet ederken, [sokrates'te] düşünce yaşama hizmet eder.'" (walter kaufmann'a atıfla)

    "... körlere çağdaş insan diyorlar."

    not: "küskün tanrılar, uykusuz ozanlar, isimsiz acılar" başlıklı, şubat/07'de yayımlanmış bir makaleden, yazımı aynen korunarak alınmıştır.

    ayrıca şu dipnotları da verebilirim:

    "acılarının adını koyma özürlü olduğu için çok mutlu görünen insan." (heidegger yorumu)

    "...'sevginin öyle bir doğası var ki insanı sevdiği şeylere dönüştürür' ..." (martin heidegger'in aktardığı bir meister eckhart sözü)