1. erzurum'da gerçekleştirilmiş bir kongre*.
  2. gerçekleştirildiği konak, şu anda okul olarak kullanılmaktadır. lakin kongre salonu sadece müze amaçlı olarak açılmakta ve kongrenin gerçekleştirildiği günkü gibi korunmaktadır. başkan sıfatıyla atatürk ve diğer üyelerin isimlerinin yazılı olduğu tabelalar sıraların üstünde durur ve kongreden çıkan sonuçların orjinal metni atatürk'ün kendi el yazısıyla duvarda asılı durur.
  3. 23 temmuz 1919'da gerçekleştirilmiş olan kongre
  4. alınan en önemli fakat acıklanmayan kararlardan birinin de

    *erzurum çok soğuktur bi daha kongre yapılacaksa daha sıcak bir yer seçilmelidir

    oldugu kongredir. bunun üzerine sivas kongresi yapılmıştır.
  5. nutuk'tan...

    "...

    erzurum'a gelişimin ilk günlerinde, erzurum kongresi'nin toplanmasını sağlamak üzere, gerekli tedbirlerin alınmasına önem verildi. efendiler, vilâyât-ı şarkiye müdafaa-i hukuk-ı milliye cemiyeti'nin, 3 mart 1919 tarihinde bir kurucu hey'et meydana getirmek üzere oluşturduğu erzurum şubesi, trabzon ile de anlaşarak 1919 yılı temmuzunun onuncu günü erzurumda bir vilayat-ı şarkiye kongresi toplamaya teşebbüs etti. benim daha amasya da bulunduğum tarihlerde, haziran içinde, doğu illerine temsilci göndermeleri için teklif ve davette de bulundu. illerden temsilci getirtilmesi için o tarihten başlayarak, benim erzurum'a gelişime kadar ve ondan sonra da bu konuda pek çok gayret sarfetti.

    ancak, o günlerin şartları içinde böyle bir maksadın gerçekleştirilmesindeki güçlüğün büyüklüğü kolaylıkla takdir olunur. kongrenin toplanma günü olan 23 temmuz yaklaştığı halde, illerden gönderilmesi gereken temsilciler seçilip gönderilmiyordu.

    halbuki, bu kongrenin toplanmasını sağlamak artık pek önemli olmuştu. bu sebeple tarafımızdan da ciddî teşebbüslerde bulunmak gerekir.

    illerin her birine açık telgraflar gönderildiği gibi, bir yandan da şifreli telgraflarla valilere, komutanlara gereken tebligatta bulunuldu. sonunda, on üç günlük bir gecikme ile yeterince temsilci getirtilerek kongreyi toplama gerçekleştirilebildi.

    efendiler, millî mücadele'ye ordu mensuplarının desteğini sağlamak, askerî ve millî mücadeleyi biribiri ile uyumlu olarak yürütmek işi de son derece önemli idi.

    trabzon'daki tümen vekâletle idare ediliyordu. asıl komutanı hâlit bey bayburt'ta gizlenmişti. hâlit bey'i gizlendiği yerden çıkartmak iki bakımdan gerekli idi. biri ve en önemlisi, istanbul'a çağırılmanın ve bir emre uymamanın gizlenmeyi gerektirecek nitelikte olmadığını millete ve özellikle ordu mensuplarına göstererek manevî gücü yükseltmek içindi. diğeri de, sahilde önemli bir nokta olan trabzon'a dışarıdan bir saldırı olduğu takdirde, oradaki tümenin başında gözü pek bir komutan bulundurmak maksadına dayanıyordu.

    bundan dolayı, hâlit bey'i erzurum'a getirttim. kendisine bizzat özel bir talimat verdikten sonra, gerektiğinde derhal tümeninin başına geçmek üzere maçka'da bulunması için de emir verdirdim.

    biz bu işlerle ugraşırken, bir yandan da, istanbul da harbiye nezareti makamında bulunan ferit paşa' nın ve padişahın, istanbula dönmemi sağlamak üzere biribiri ardınca çekilen aldatıcı telgraflarına da türlü karşılıklar vermekle vakit kaybına mecbur oluyorduk.

    ..."
  6. nutuk'tan...

    "...

    efendiler, yüksek malûmunuz olduğu üzere, erzurum kongresi 1919 yılı temmuz'unun 23'üncü günü, pek gösterişsiz bir okul salonunda toplandı. ilk günü, beni başkanlığa seçtiler. kongre üyelerini, durum ve bir dereceye kadar da tutulan yol hakkında aydınlatınak için yaptığım konuşmada :

    tarihin ve olayların zoru ile, doğrudan doğruya içine düştüğümüz kanlı ve kara tehlikeleri göstermeyecek ve bundan irkilmeyecek hiçbir vatanseverin tasavvur edilemeyeceğine işaret ettim. ateşkes anlaşması hükümlerine aykırı olarak yapılan saldırı ve işgallerden bahsettim.

    tarihin, bir milletin varlığını ve hakkını hiçbir zaman inkâr edemeyeceğini, bu itibarla vatanımız, milletimiz aleyhinde verilen hükümlerin ergeç iflâsa mahkûm olduğunu söyledim.

    vatan ve milletin kutsal varhklarını kurtarmak ve korumak hususunda son sözü söyleyecek ve bunun gereğini yerine getirecek gücün, bütün vatanda bir elektrik ağı haline gelmiş olan míllî akımın kahramanlık ruhu olduğunu ifade ettim.

    maneviyatın kuvvetlendirilmesine yardımcı olmak üzere de, yeryüzündeki bilinen bütün milletlerin milli gayelerine ulaşmak için içinde bulunduğumuz tarihteki mücadeleleri ile ilgili mevcut bazı bilgileri özetledim.

    ve milletin mukadderatına hâkim bir milli iradenin, ancak anadolu'dan doğabileceğini belirttim. milli iradeye dayanan bir millet meclisi'nin meydana getirilmesini ve gücünü milli iradeden alacak bir hükûmetin kurulmasını, kongre çalışmalarının ilk hedefi olarak gösterdim.

    efendiler, erzurum kongresi 14 gün sürdü. çalışmalarının sonucu, tespit ettiği tüzük ve bu tüzükteki hükümleri ilân eden bildiri maddelerinden ibarettir.

    bu tüzük ve bildiri metni, zaman ve ortamın gerektirdiği bazı önemsiz ve ikinci derecede düşünce ve görüşler atlanarak incelenirse, birtakım köklü ve geniş çaplı ilkeler ve kararlara varmış oluruz.

    müsaade buyurursanız, bu ilkelerin ve kararların bence, daha o zaman, nelerden ibaret olduğuna işaret edeyim :

    1 - milli sınırlar içinde bulunan vatan parçaları bir bütündür. birbirinden ayrılamaz ( bildiri, madde 6; tüzük madde 3'ün açıklaması : tüzük ve bildiri'nin 1'inci maddeleri lütfen okunup incelensin...)

    2 - her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı ve osmanlı hükümeti'nin dağılması halinde, millet topyekûn kendisini savunacak ve direnecektir. ( tüzük madde 2 ve 3; bildiri, madde 3 )

    3 - istanbul hükümeti vatanı koruma ve istiklâli elde etme gücünü gösteremediği takdirde, bu gayeyi gerçekleştirmek için geçici bir hükümet kurulacaktır. bu hükûmet üyeleri millî kongrece seçilecektir. kongre toplanmamışsa bu seçimi heyet-i temsiliye yapacaktır. (tüzük,madde 4; bildiri, madde 4)

    4 - kuva-yı milliye'yi tek kuvvet olarak tanımak ve millî iradeyi hâkim kılmak esastır (bildiri, madde 3).

    5 - hristiyan azınlıklara siyasî hâkimiyet ve sosyal dengemizi bozacak imtiyazlar verilemez ( bildiri, madde 4 ).

    6 - manda ve himaye kabul olunamaz (bildiri, madde 7).

    7 - millî meclis'in derhal toplanmasını ve hükûmetin yaptığı işlerin meclis tarafından kontrol edilmesini sağlamak için çalışılacaktır.(bildiri, madde 8).

    bu ilkeler ve bu kararlar çeşitli şekillerde yorumlanmışsa da, gerçek niteliklerini hiç değiştirmeden uygulanma imkânı bulabilmişlerdir.

    efendiler, biz kongre'de özetlediğim bu kararları ve bu ilkeleri ortaya koymaya çalışırken, sadrazam ferit paşa da basında birtakım demeçler yayınlıyordu. bu demeçlere, sadrazamın milli jurnalı dense yeridir. 23 temmuz 1919 tarihli basın, dünyaya şunu ilan ediyordu :

    "anadolu'da karışıklık çıktı. kanun-ı esasî'ye aykırı olarak meclis-i meb'usan adı altında toplantılar yapılıyor. bu hareketin askerî ve sivil memurlar tarafından önlenmesi gerekir."

    buna karşı gereken tedbirler alındı ve meclis-i meb'usan'ın toplantıya çağrılması istendi.

    ağustos'un yedinci günü, kongre, toplantısına son verirken üyelerine :

    "önemli kararlar alındığını, bütün dünyaya milletimizin varlık ve birliğinin gösterildiğini" söyledim ve "tarih, bu kongremizi ender görülen büyük bir eser olarak kaydedecektir" dedim.

    sözlerimde isabetsizlik olmadığını zaman ve olayların ispatlamış olduğuna inanıyorum, efendiler.

    erzurum kongresi, tüzüğü gereğince bir hey'et-i temsiliye seçmişti.

    dernekler kanunu'na göre, dilekçe yerine geçmek üzere, erzurum valiliği'ne verilen 24 ağustos 1919 tarihli yazıda, heyet-i temsiliye üyelerinin adları ve kimlikleri şu şekilde gösterilmiştir :

    mustafa kemal eski 3' üncü ordu müfettişi, askerlikten ayrılmış
    rauf bey eski bahriye nâzırı.
    raif efendi eski erzurum milletvekili.
    izzet bey eski trabzon milletvekili.
    servet bey eski trabzon milletvekili.
    şeyh fevzi efendi erzincan'da nakşî şeyhi.
    bekir sami bey eski beyrut valisi
    sadullah efendi eski bitlis milletvekili.
    hacı musa bey mutki aşiret bey'i

    efendiler, sırası gelmişken arz edeyim ki, bu kimseler hiçbir vakit bir araya gelip birlikte çalışmış değillerdir. bunlardan izzet, servet ve hacı musa bey'ler ile sadullah efendi hiç gelmemişlerdir. raif ve şeyh fevzi efendiler sivas kongresi'ne katılmışlar fakat ondan sonra biri erzurum'a öteki erzincan'a dönerek bir daha hey'et-i temsiliye'de bulunmamışlardır. rauf bey ve sivas kongresi'nde aramıza katılan bekir sami bey istanbul'da meclis-i meb'usan'a gidinceye kadar, bizimle birlikte bulunmuşlardır.

    efendiler, hâtıra olarak küçük bir noktaya da işaret etmek isterim. benim bu erzurum kongresi'ne üye olarak girip girmemekliğim, üzerinde düşünülmeye değer bulunduğu gibi, kongre'ye katıldıktan sonra da başkan olup olmamaklığım konusunda kararsızlık gösterenler olmuştur. bu kararsızlığı gösterenlerden bir kısmının düşüncelerini iyi niyet ve içtenliklerine vermek mümkün ise de, diğer bazı kimselerin bu hususta tamamen samimiyetten uzak, aksine mel'unca bir maksadın peşine düştüklerine daha o zaman şüphem kalmamıştı. söz gelişi, düşman casusu olup her nasılsa trabzon ilinde bir yerden kendisini kongreye temsilci seçtirerek gelen ömer fevzi bey ve arkadaşları gibi. bu zatın hainliği, sonradan trabzon'da ve oradan kaçtıktan sonra da istanbul'daki faaliyet ve hareketleri ile sabit olmuştur.
    kongrenin bitiminden iki üç gün önce başka bir tartışma da söz konusu olmaya başlamıştı. bazı yakın arkadaşlarım benim hey et-i temsiliye'ye girerek açıkça faaliyet göstermemi sakıncalı buluyorlardı. görüşleri şu noktalarda özetlenebilir : millî teşebbüs ve faaliyetlerin bütün anlamıyla milletten doğduğunu, gerçekten millî olduğunu göstermek lâzımdır. bu takdirde, yapılacak teşebbüsler daha güçlü olur ve kimsenin kötü yorumuna ve özellikle yabancıların olumsuz düşüncelerine fırsat vermez. fakat tanınmış ve hele istanbul hükûmeti'ne hilafet ve saltanat makamına karşı asi duruma düşmüş, hücumların hedef noktası haline gelmiş olan benim gibi bir adamın bütün bu millî teşebbüslerin başında bulunduğu görülürse, faaliyetin millî gayelere dayanmaktan çok, şahsî emellerin gerçekleştirilmesi maksadına dayandığı inancı uyanır. bu bakımdan hey'et-i temsiliye'yi illerin ve müstakil sancakların seçeceği kimseler oluşturmalıdır. ancak, bu şekilde millî bir güç gösterilebilir.

    bu görüşlerin ne dereceye kadar yerinde olup olmadığını araştıracak değilim. yalnız benim de bu görüşlere karşı olan düşüncelerimi ve bunları dayandırdığım noktalardan bazılarını sayayım : özellikle, ben mutlaka kongreye katılmalı ve onu idare etmeliydim. çünkü, zaman geçirmeksizin milli iradenin faaliyete geçirilmesini ve milletin doğrudan doğruya fiilî ve silâhlı olarak tedbirler almaya başlamasını sağlamak zaruretine inanıyordum. bu esaslı noktaları, takdir ve tespit ettirebilmek için, kongrede aydınlatmak, yol göstermek ve bizzat idare etmek suretiyle çalışmamı zarurî görüyordum. nitekim öyle oldu. erzurum kongresi'nin daha önce açıkladığım ilke ve kararlarını, herhangi bir temsilciler hey'etinin uygulama alanına sokturabileceğime henüz güvencim olmadığını itiraf ederim.

    nitekim zaman ve olaylar beni doğrulamıştır. bundan başka, daha amasya'da iken karar verilip de bütün millete her türlü vasıta ile tebliğ ettirdiğim sivas genel kongresi'nin toplanmasını sağlamak, bütün milleti ve memleketi yalnız bir hey'etle temsil etmek, ayrıca yalnız doğu illerini değil, vatanın her köşesini aynı dikkat ve duyarlıkla savunma ve kurtarma çarelerini bulmaya çalışmak hususlarını herhangi bir heyetin gerçekleştirebileceğine inanmadığımı açıkça ifade etmek zorundayım. çünkü, bende böyle bir kanaat var olsaydı, benim işbaşına geçtiğim güne kadar teşebbüs ve faaliyette bulunanların çalışmalarının sonuçlarını bekler ve istifa etmemek yolunu tutardım. hükûmet'e, padişah ve halife'ye karşı isyan gereğini duymazdım. aksine, ben de bazı iki yüzlü ve iki taraflı oynayanlar gibi görünüşte pek şatafatlı ve gösterişli olan, o günün ordu müfettişliği görevini ve padişah hazretleri'nin yaveri sıfatını taşımakta devam ederdim. gerçi, benim açıkça ortaya atılmamda ve bütün millî ve askerî hareketlerin başına geçmemde elbette sakınca vardı. ancak, o sakınca, başarısızlık halinde herkesten önce ve herkesten çok benim, en büyük ceza ve azaba uğratılmamdan başka bir şey olabilecek miydi? oysa, bütün vatanın ve koskaca bir milletin ölüm kalım dâvâsı söz konusu olurken vatanseverim diyenlerin kendi sonlarını düşüncelerinin yeri varmıydı ?

    efendiler, ben, bazı arkadaşlarca ileri sürülen düşünce ve kuruntulara uymuş olsaydım, iki bakımdan büyük sakıncalar ortaya çıkacaktı.birincisi; düşüncelerimde, kararlarımda ve bütün kişiliğimde yetersizlik ve güçsüzlük olduğunu itiraf etmek ki, bu husus, benim, vicdanımın emrine uyarak yüklendiğim görev bakımından düzeltilmesi imkânsız bir yanılma olurdu.

    efendiler, tarih, itiraz edilemez bir şekilde ispatlamıştır ki, büyük dâvâlarda başarı için sarsılmaz bir kabiliyet ve kudrete sahip bir önderin varlığı şarttır. bütün devlet adamlarının ümitsizlik ve beceriksizlik içinde bütün milletin başsız olarak karanlıklar içinde kaldığı bir sırada, her vatanseverim diyen binbir çeşit insanın, binbir hareket ve görüş tarzı ortaya attığı ve her şeyin allak bullak olduğu bir dönemde, danışmalar yolu ile, birçok hatırlı ve nüfuzlu kimselere bel bağlama gereğine inanmakla, güvenli ve kararlı bir şekilde ve özellikle sür'atle yol almak ve en sonunda çok çetin olan hedefe ulaşmak mümkün müdür? tarihte, bu tarzda başarıya ulaşmış bir toplum gösterebilir mi? ikincisi efendiler; millet, memleket, siyaset ve ordu yönetimi ile hiçbir ilgi ve ilişkileri bulunmamış, bu alanda başarıları görülmemiş ve denenmemiş olan gelişigüzel kimselerden, söz gelişi erzincanlı bir nakşî şeyhi ve mutki'li bir aşiret reisi gibi zavallılardan da kurulması ihtimalden uzak olmayan herhangi bir temsilciler hey'etine, söz konusu durum ve görev emanet edilebilir miydi? edildiği takdirde, memleket ve milleti kurtaracağız dediğimiz zaman, milleti ve kendimizi aldatmış olmak gibi bir yanılgıya düşmeyecek miydik?

    bu nitelikteki bir hey'ete perde arkasından yardım edilebileceği söz konusu olsa bile, bu tarz güvenli bir yol sayılabilir miydi?

    bu söylediklerimin, o günlerde değilse bile, artık bugün bütün dünyaca inkâr edilemeyecek gerçekler olarak kabul edildiğine asla şüphe yoktur. bununla birlikte, ben burada bu söylediklerimi geçmiş günlere ait bazı hâtıra ve belgeler ile bir kere daha belirtmeyi, gelecek nesillerin siyasî ve sosyal ahlâk terbiyesi açısından bir görev sayarım.

    bu dakikaya kadar olduğu gibi bundan sonra da üzerinde duracağım olaylar dolayısıyla, bu husus, kendiliğinden aydınlığa kavuşacaktır.

    efendiler, erzurum kongresi'nin bitiminde, ferit paşa'dan sonra harbiye nezareti'ne yeni geldiği anlaşılan bir nazım paşa imzasıyla, 15' inci kolordu komutanlığı'na 30 temmuz 1919 tarihli şöyle bir emir geldi.

    mustafa kemal paşa ile refet bey'in hükûmetin kararlarına aykırı faaliyet ve hareketlerinden dolayı hemen yakalanarak istanbul'a gönderilmeleri bâbıâlî'ce uygun görülüp o bölgedeki memurlara emirler verildiğinden, kolordu'ca gereken yardımda bulunulması ve sonucundan bilgi verilmesi rica olunur.

    bu emre kolordu komutanlığı tarafından lâyık olduğu şekilde cevap verildi. bu cevabı öteki komutanlara da verdirerek dikkatlerini çektirdim.

    kongre bildirisi, memleket içinde her yere ve yabancı devlet temsilcilerine çeşitli vasıtalarla gönderildi. tüzük de komutanlara ve öteki güvenilir makamlara kısım kısım şifre ile verilerek, oralarda basılmasının ve çoğaltılıp dağıtılmasının sağlanmasına çalışıldı. bu durum tabiatıyla günlerce devam etti. bu münasebetle sivas'ta 3' üncü kolordu komutanı salâhattin bey 'den aldığım 22 ağustos 1919 tarihli bir telgrafta : "tüzüğün ikinci ve dördüncü maddelerinin yayınlanmasını sakıncalı bulduğu, bir kere daha incelenmesi gereği" bildiriliyordu.

    ikinci madde topyekûn savunma ve direnme esasının kabul edildiği

    dördüncü madde geçici bir idare kurulabileceği hususundaki maddelerdir.

    ..."
  7. 17 haziran 1919 da yapilan erzurum vilayet kongresiyle karistirilmamasi gereken olay.
  8. sonunda kısa ama öz bir bildiri yayınlanan kongre.
    günümüz türkçesi ile anlaşılması zor olsa da tarihteki yeri nedeniyle oldukça önemli kararlar alınmıştır.

    "bismillah

    mütareke’nin (30 ekim 1918’de mondros limanı’nda) akdini müte’akib gittikçe artan ahd-şikenâne mu’amelat; ve izmir, antalya, adana ve havalisi gibi aksâmi mühimmei memalikimiz’in fiilen işgali; ve aydın vilayeti’nde ikaa edilen tahammülsüz yunan fecâyi’i; ve ermenilerin kafkasya dahilinde hududlarımıza kadar dayanan (nahçıvan-iğdır-kağızman-sarıkamış-kars-göle’deki) katli’am ve imhâyı islam siyasetiyle, istila hazırlıkları; ve karadeniz sahilinde pontus hayali’ni tahakkuk ettirmek gayesiyle hazırlıklar yapılması; ve sırf bu maksatla rusya (karadeniz) sahilleri’nden akın akın muhacir namı altında gelen (rus teb’ası) rumların ve bu meyanda da müsellâh (rum) eşkıya çeteleri’nin sevk ü celb edilmesi gibi hadisat karşusunda, mukaddes vatan’ın inkısam ve inhilal tehlükesini gören milletimiz hiçbir iradei milliyeye istinad etmeyen hükümeti merkeziyyemiz’in bu âlam ü fecâyi’a çâresâz olamayacağına, emsali meş’umesiyle kaani; ve birçok mü’essirat tahtında, ihtimal ki daha elîm ve gayrikaabili hazm ü kabûl mukarrerata da serfürû edeceğinden, endışenâk bulunuyor.

    binâen’aleyh, kendini en yakın ve hûnin tehlikeler karşusunda gören şarki anadolu vilayâtının mukaddesatını bizzat muhafaza gaayesiyle, her taraftan vicdanı millîden doğmuş cem’iyyetler’in iştirâkıyle, ahîren mün’akid olan erzurum kongresi, 7 ağustos 335 (1919) tarîhinde mesâ’îsine hitam vererek bi-lûtfihi-taala bervechi âtî mukarreratı ittihaz etti:

    1- tırabuzon vilâyeti (rize, tırabuzon, gümüşhane, giresun, ordu) ve canik (samsun) sancağı’yla, vilâyâtı şarkiyye nâmını taşıyan: (bayazıd/ağrı ili erzurum, kuzey bingöl, kiğı, yusufeli ve bayburd’u içine alan) erzurum, (amasya, tokat, şarkîkarahisar/şebinkarahisar, sivas/merkez sancaklarıyla) sivas, (siverek, diyarbekir, mardin ve palu kesimini içine alan) diyarbekir, (adıyaman, malatya, dersim/tunceli, harput/elaziz’i içine alan) mâmûretilazîz, (hakâri ve van illerini içine alan) van, (si’ird, bitlis/merkez, muş ve güney bingöl/genç bölgelerinden kurulu) bitlis vilâyâtı ve bu saha dahilindeki (erzincan ve samsun gibi) elviyei müstakılle, hiçbir sebeb ve bahâne ile, yekdiğerinden ve cami’ai osmâniyye’den ayrılmak imkanı tasavvur edilmeyen, bir külldür.

    sa’adet ve felâkette iştirâki tammı kabul ve mukadderâtı hakkında ayni maksadı, hedef ittihaz eyler. bu sâhada yaşayan bilcümle ‘anasıri islamiyye, yekdiğerine karşı bir hissi fedâkârî ile meşhûn ve vaz’iyyeti ‘ırkıyye ve ictimâ’iyyelerine riayetkâr, özkardaştırlar.

    2- ‘osmanlı vatanı’nın tamâmiyyeti ve istiklâli millimiz’in te’mini ve maakamı saltanat ü hilafet’in masûniyyeti içün, kuvâyî milliyye’yi ‘amil ve irâdei miliyye’yi hakim kılmak esastır.

    3- her türlü işgaal ve müdâhale, rumluk ve ermenilik teşkili gaayesine ma'’tûf telâkkî edileceğinden, müttehiden müdâfa’a ve mukaavemet esası, kabûl edilmiştir. hâkimiyyeti siyâsiyye ve muvâzenei ictimâiyyeyi muhill olacak sûrette, ‘anâsırı hırıstiyâniyye’ye yeni bir takım imtiyâzat i’tası kabûl edilmeyecektir.

    4- hükûmeti merkeziyye’nin bir tazyîki düvelin karşısında, buraların terk ve ihmâli ıztırârında kalması ihtimaline göre, makaamı hilâfet ve saltanat’a merbûtiyyetini ve mevcudiyyet ve hukuukı milliyeye kâfil tedâbîr ve mukarrerât, ittihaz olunmuştur.

    5- vatanımız’da öteden beri birlikte yaşadığımız anâsıri gayrimüslime’nin kavânîni devleti osmâniyye ile mü’eyyed hukuukı müktesebelerine, tamâmiyle ri’âyetkârız. mâl ü cân ve ırzlarının masûniyyeti, zaten mukteziyyâtı diniyye, ‘an’anâtı milliyye ve esâsâti kaanûniyyemizden olmağla, bu esâs, kongremiz’in kanâ’ati umûmiyyesiyle de te’yid olunmuştu.

    6- düveli i’tilâfiyye’ce, mütâreke’nin imza olunduğu 30 teşrinievvel 334 (ekim 1918) tarihindeki hudûdumuz daahilinde kalan; ve her mıntıkasında olduğu gibi, şarkî-anadolu vilâyetleri’nde de, ekseriyyeti kaahireyi islâmlar teşkîl eden; ve harsî, iktisâdî tefavvuku müslümanlar’a ‘aid bulunan; ve yekdiğerinden gayrikaabili infikâk özkardaş olan din ve ırkdaşlarımızla meskûn memâlikimiz’in, mukaasemesi nazariyyessinden bilkülliyeye sarfinazarla; mevcûdiyyetimize, hukuuki târihiyye, ‘ırkıyye, dinniyemize ri’âyet edilmesine; ve bunlara mugaayir teşebbüslerin, tervic olunmamasına; ve bu sûretle, tamâmiyle hakk ve ‘adle müstenid bir karâra, intizâr olunur.

    7-milletimiz insânî, ‘asrî gaayeleri tebcîl; ve fennî, sınâî, iktisadî hâl ve ihtiyâcımızı takdir eder. binâen’aleyh, devlet ve milletimiz’in, dahilî ve haricî istiklâli; ve vatanımız’ın tamâmisi mahfuz kalmak şartiyle, altıncı mâdde’de musarrah hudud dahilinde; milliyet esâslarına ri’ayetkâr ve memleketimiz’e karşı istilâ emeli beslemiyen herhangi bir devlet’in: fennî, sınâ’i, iktisâdî mu’avenetini memnuniyyetle karşılarız. ve bu şerâit ‘adile ve insaniyyeyi muhtevî bir sulh’unda, ‘acilen takarruru, selâmeti beşer ve sükûni alem nâmına, ahassi âmâli milliyemizdir.

    8- milletler’in kendi mukadderâtını, bizzât ta’yin ettiği bu târihî devirde, hükümeti merkeziyyemiz’in de irâdei milliyeye tâbi’ olması zarûrîdir. çünki, irâdei milliyyeye gayrimüstenid herhangi bir hey’eti hükümetin, (millet meclisinden kuvvetini almayan)’ indî ve şahsî mukarrerâtı, millet’çe mutâ olmadıktan başka, haricen de mu’teber olmadığı ve olmıyacağı, şimdiye kadar mesbûk ef’al ve netayic ile, sâbit olmuştur.

    binâen’aleyh, millet’in içinde bulunduğu halî zucret ve endişeden kurtulmak çârelerine bizzat tevessülüne hâcet kalmadan, hükümeti merkeziyyemizin meclisi milli’yi heman ve bilâifatei an toplanması; ve bu suretle, mukadderâtı millet ve memleket hakkında ittihaz eyliyeceği bilcümle mukarrerâtı, meclisi milli’nin murâkabesine ‘arzetmesi mecbûrîdir.

    9- vatanımızın mâ’ruz kaldığı âlâm ve hâdisât ile, ve tamâmen ‘ayni maksadla vicdâni milliden doğan (“tırabuzon muhâfazai hukuukı milliyye cem’iyyeti”, “viyâyâtı şarkiyye hukuukı milliyye cemiyyeti”, diyarbekir muhafazai vatan” adlarındaki cem’iyyetlerin ittihâd ve ittifâfından hâsıl olan kütlei ‘umûmiyye, bu kerre, şarkî-anadolu müdâfaai hukuuk cem’iyyeti ünvaniyle tevsim olunmuştur.

    işbu cem’iyyet, her türlü fırkacılık cereyanlarından külliyen ‘aridir. bilcümle islâm vatandaşlar, cem’iyyetin a’zayi tabî’yyesindendir.

    10- kongre tarafından müntehab bir “hey’eti temsiliyye” kabûl, ve köyler’den bil’itibâr vilâyât merâkizi’ne kadar, mevcut teşkîlati milliyye, tevhîd ve te’yid olunmuştur

    7 ağustos 335 (1919) pencşenbe (imza kongre hey’eti)"
  9. mustafa kemal, erzurum kongresi’nde ülkenin içinde bulunduğu durumu anlattıktan sonra konuşmasını aşağıdaki dua ile tamamlamıştır:
    “en son olarak niyazım şudur ki, cenab-ı vahibülâmâl hazretleri habib-i ekremi hürmetine bu mübarek vatanın sahibi ve savunucusu ve diyaneti celile-i ahmediyenin ilâ yevmül kıyam hârisi esdakı olan soylu milletimizi ve makamı saltanat ve hilafeti kübrayı korumakta ve mukaddesatımızı düşünmekle yükümlü olan heyetimizi muvaffak buyursun. amin
    http://www.dunyabizim.com/news_detail.php?id=1463

erzurum kongresi hakkında bilgi verin