şükela:  tümü | bugün
  • konuya pir sultan abdal'ın yorumu şöyledir: bozuk düzende sağlam çark olmaz.
  • bana da gotoloji gibi geliyor bu cumle, falsch'in l'sini buyuk yazsalardi mesela kesin olurdu. ama tabii dogru alinmamis dil egitiminden dogru tercume beklemek dogru olmuyor.

    adamlar suser arkadas, boru mu.
  • en beğendiğim yargılardan biridir bu, vecize veya özdeyiş mi deseydim yoksa, quote demeyin kızılcık sopasıyla kovalarım bak. ancak diğer yandan, theodor wiesengrund adorno’nun bununla ne anlatmak istediği konusunda bir belirsizlik var sanki. en sondaki sözcük kimilerince "sahtelik" olarak anlaşılıyor, acaba gerçekten de öyle mi?

    es gibt kein richtiges leben im falschen. özdeyişimiz bu. dilbilgisi açısından ele alırsak, "yanlış yaşam doğru yaşanamaz", "sahtelik içinde doğru bir yaşam olamaz" çevirisine kıyasla daha doğru gibi. zira, sondaki sözcükte sahtelik kastedilmiş olsaydı, "falschen" sözcüğü büyük yazılırdı bu bir, bu anlamı vurgulamak için yanlış sözcüğünün karşıtı olan "richtiges" (doğru) yerine sahtelik sözcüğünün karşıtı olan "echtes" (gerçek, sahici) demek gerekirdi bu da iki. gene de "falsch" sözcüğünün almanca sözlüklerde geçen ilk anlamının "sahte" olduğunu göz önünde tutmak gerekir. yani gramere dayanan yorumdan pek bir şey çıkaramayacakmışız gibi duruyor.

    gelelim bu yargının tarihsel boyutuna: adorno, bu satırları karaladığında abd'de sürgünde bulunmaktaydı. ikinci dünya savaşı'nın son demlerinde yazmış olduğu minima moralia adlı deneme kitabında yer alır bu tümce ve 1951 tarihli "`nach auschwitz ein gedicht zu schreiben, ist barbarisch`" (ausschwitz'den sonra şiir yazmak barbarcadır) yargısının adeta öncülüdür. yani tarihsel konumu itibarıyla bu özdeyişin muhatabı faşizmin ta kendisidir. zaten adorno'nun kafa patlattığı en önemli sorun da, aydınlanma sonrası avrupa'sının, özellikle de aydınlanma'nın beşiği ve en başarılı uygulayıcısı almanya'nın nasıl olup da faşizmin bok çukuruna düştüğüdür. akılcılıkla örülü, irrasyonel kaygılardan uzak, iki yüz yıldır devam eden aydınlanma ile beslenen zihinlerde nasıl bir gedik açılabilmiştir ki buradan faşizm virüsü girip tüm organizmayı esir almış ve yaşanan toplu akıl tutulmasıyla insanlığın hiç düşmediği kadar düşerek ayaklar altına alındığı tarihin en büyük katliamının önü açılabilmiştir?

    buna adorno’nun yanıtı şu olur: aydınlanma denen şey özünde zaten totaliterdir. aydınlanma, doğaya gem vurulması, insanların egemenlik altına alınması ve de sonunda kişiliğin ezilmesinden başka bir şey değildir. aydınlanma sistematiktir, doğada var olan her şeyin sırasıyla sistemli hale getirilmesidir, gruplara, öbeklere ayrılmasıdır. aydınlanma kendi yarattığı sistematiğe uymayanın hizaya sokulmasından, kendisine ayrılan çekmeceye sığmayanın fazlalıklarının kesilerek ait olduğu yere sıkıştırılmasından ibarettir. aydınlanma sonrası yaşananlar da aslında totaliter anlayışın endüstriyel biçimde, üretim bandındaymışçasına giderek mükemmelleştirilerek uygulanmasıyla bireyin insanaltı parçacıklarına ayrılması, dehümanize edilmesidir ki, bu ya şiddetle ya da modernizm ve ötesinde daha şirin bir biçimde tüketim yoluyla tek tipleştirerek gerçekleştirilir. bir zamanların bölünmez parçacığı atomun başına gelenler insanlık özelinde yinelenmektedir.

    totaliter akıl yıkıcıdır, amacına ulaşmak için her türlü aracı kullanmaktan çekinmez. rasyonalizm amaca ulaşmaya indirgenmiştir. “irkın bekası” için milyonlarca yahudinin öldürülmesi, “demokrasi getirmek” için milyonlarca arabın öldürülmesi, “ulusal güvenliğin sağlanması” için milyonlarca afganın kime karşı yürütüldüğü belli olmayan bir savaşın içinde süründürülmesi, amaca ulaşıldığı sürece rasyoneldir. amaç ne diye sorulduğunda alınacak yanıt, herkes için daha iyi bir yaşamdan fazlası olmayacaktır.

    peki tüm bunlardan sonra bireye ve öznesi olduğu yaşamak eylemine yüklenen nedir? işte bu noktada adorno’nun vardığı sonuç, bence en doğru çevirisiyle şu olmuştur: “yanlış yaşamda doğru yaşantı olmaz”. kurgusu yukarıdaki gibi tasarlanmış olan bu oyunun her parçası senaryo dahilindedir. istediğin kadar kendini dışında tut, bu filmin oyuncusu olmaktan kurtulamazsın, belki esas oğlanlar, esas kadınlar kadar göz önünde değilsindir, ama setin kıyısında, köşesinde, arkasında bir yerlerdesindir, hatta daha da acınası belki de başrol oyuncularına bakıp iç geçiriyor, en pis ayak işlerini yapanlara bakıp da rahatlıyorsundur. kısacası her hareketinle, her eyleminle, her adımınla, her yaşantınla, bu senaryonun ürettiği, fakat aynı zamanda senaryoyu ayakta tutan milyarlardan birisin, ne eksik, ne de fazla, ama yanlış.
  • o kadar yanlışın içinde doğru yaşam yoktur. ben olsam böyle çevirirdim. çok da güzel sözler bütünü. çok yanlışı olanın doğruları yaşaması mümkün değildir gibi de düşünülebilir.
  • insan olmak, tam insan olmak, ahlaklı insan olmak yolunda fanilerin okuması gereken minima moralia kitabında geçer. dolar'ın yükselmesi, alkole zam ve nice dünyevi kaygı arasında bizler başımızı kaldırabilirsek gökyüzünde modernizmin köküne kibrit suyu döken adorno'yu görebiliriz.