şükela:  tümü | bugün
  • erich fromm'un ozgurlukten neden kactigimizi ve iktidara neden bu kadar istekli bir sekilde teslim oldugumuzu anlattigi kitabi.
  • ayni konunun biraz daha siirsel bir ifadesi icin (bkz: the grand inquisitor)
  • fromm'a göre özgürlügün modern insan için iki anlami vardir: ilki, geleneksel otoritenin baskisindan kurtularak "birey olmak" ama ayni zamanda yalitilmis, güçsüz bir birey olarak ve kendine yabancilasmak, korku ve endise ile beraber yeni tutsakliklara aday olmak; ikincisi ise, -kendisi pozitif özgürlük diye bahseder- bireyin tüm potansiyellerini gerçeklestirebilecegi anlik ve aktif bir yasam sürmektir.

    modern dünyada belki eskisi kadar totaliter bir baski yoktur ve bu anlamda kisi-otorite çatismasi çok net degildir. ama sosyo-politik ortamin yarattigi kurumlar (düsünceler, ideolojiler, akimlar) nedeniyle birey ile bu kurumlar arasinda ciddi bir çatisma sözkonusudur. iste özgürlükten kaçis, bu çatismaya bir tepki olarak dis dünya ile bir bag kurabilme ve yalnizliktan kurtulma istegiyle güdülenir. bu kaçis, birey olmanini getirdigi agir yüktür. kural ve zorunluluklarla sekillenen kisisel, iktisadi ve sosyal yasam bireye büyük hareket imkani sunar; fakat bu haklar ayni zamanda kisiyi ne tam özgür kilar ne de tamamen yalitir. güvenlik ve aidiyet duygusuna kosut olarak algilanan sosyal düzen bu baglamda bireyi bir kaçisa zorlar.

    evet, modern çagda birey düsüncelerini kismen de olsa özgürce söyleme ve ifade etme hakkina sahiptir. peki savunduklari, söyledikleri kendi düsünceleri midir? düsüncelerimizi özgürce ifade edebilmek hakki, o düsüncelerin kimi ideoloji ve akimlara ait olmalari durumunda bireyselligimizi kurabildigimizi söyleyebilir miyiz? fromm'un asil yanitlamaya çalistigi sorular bunlardir kitabinda.

    kisacasi demek istedigi, özgürlügün bir yük oldugu, kisinin "kendi" ahlak sisteminden tutun da "kendine özgü" politik ya da kisisel tercihlerini belirlerken büyük bir yükün altina girecegidir. ancak kapitalist toplumun ona sundugu özgürlükleri yasamasi zordur ve halihazirdaki düsünce kaliplarina siginmak, kimi önyargilar edinerek düsünmemek en kolay kaçistir ona göre. ki kaçilan bu özgürlük yukarida bahsettigim birinci çesit özgürlüktür (negatif).

    fromm'un alttan alta önerdigi yol ise (negatif) "özgürlükten" kaçis degil (pozitif) "özgürlüge" kaçistir.

    konu ile ilintili olarak (bkz: insan dogasi/@alimdayi)
  • kitabın sonuna doğru nazilere olan kıllığı gittikçe ön plana çıkar, biraz da zorlayarak konuya katıyormuş havası verir.
  • yazarının en yetkin erserlerinden biri, bireysel özünü yitirmiş modern bireyin, gerçek bir özgürlüğün kendisine verdiği dayanılmaz yükten, yalnızlık ve toplumdan yalıtılmışlık hissinden kurtulmak için özgürlükten kaçış yollarını anlattığı kitabıdır.
    ortaçağda klanlar, topluluklar ve gruplar halinde yaşayan insanlar, luther ve calvin'in geliştirdiği akımlar sonrası görünürde özgürleşmiş olmasına karşın, elde ettiği özgürlüğün, kendi gücünün sınırlarını aştığının farkına varır. ortaçağda birey, killise aracılığıyla tanrı ile irtibata geçer ve kendisiyle aynı durumdaki diğer dindaşlarıyla bir topluluğun parçası olmanın güvenini duyumsar. protestanlık ise bireyi aracısız olarak kendi başına tanrı'nın karşısına diker. tanrı'nın azameti karşısında küçülen ve korkan birey, git gide kendini küçümsemeye ve tanrı'yı yüceltmeye başlar. calvin'in belirttiği, yaşamın amacının tanrı'nın zaferi olduğu düşüncesi, sözde özgürleşmiş bireyin başka bir amaç için yaşamak zorunda olduğunun göstergesidir. fromm, işte bu durumdaki bireyin, tam da kapitalist sistemin istediği birey tipi olduğunu belirtir. çünkü kapitalizmde de amaç birey değil, ekonomik sistemin sürmesi ve bireyin tüm amacının, bu sistemin devamlılığını sağlama zorunluluğudur. kapitalizmde amaç, insanın elde edilen gelirle daha iyi bir yaşam sürmesi değil, o geliri sermaye yapıp yatırıma dönüştürerek sistemi idame ettirmektir.
    günümüzde özgürleşmiş gibi görünen birey, aslında kendisi dışındaki şeylerin çarkı konumundadır. "amaç" dediğimiz şey asla kendi özümüze yönelik amaçlar değildir. birey, yalnızlaşmış ve kendi ayakları üzerinde durmak zorunda kalmıştır. bu, ağır ve katlanılması güç bir yüktür. bu yükten kurtulmak isteyen bireyler kendi özlerinden vazgeçerek bir topluluğa ait olmaya çalışırlar. bu durum, günümüzde sayısı artan nevrotik tipler ortaya çıkarır. erich fromm, faşizmin ve nazizmin temelinde, özgürlüğü taşıyamayan kişiler ve bu kişilerin oluşturduğu kitlelerin, bunu bir öndere devretme isteğinin yattığını belirtir. bunu açıklarken de mazoşizmden destek alır. kendi katıksız özgürlüğünden korkan bireyin, kendini aşağılama ve küçümseme pahasına başkalarına boyun eğme isteğinden bahseder. karşısında da başkalarını kendine boyun eğdirmeye uğraşan sadist bir kişilik bulunursa o zaman faşizm ortaya çıkar.
    bireyin sevgiliye, anne babaya, öğretmenine, bir öndere aşırı biçimde bağlanmasının nedeni kitabın adıdır. hatta kitabın bir yerinde aşk dediğimiz olguda bile eğer birey kendini küçültüp karşıdakini yüceltiyorsa bunun da mazoşist bir tutum olduğunu, fakat bizlerin başka adlarla bu tutumu ussallaştırarak yücelttiğimizi, böylece kendimizi kandırdığımızı söyler. gerçek bir sevgide her iki tarafın da eşit olduğunu belirtir.
    yazar, otoriteyi de dışsal ve içsel otorite adlarıyla ele alır. ona göre dünya modernleştikçe dışsal otoriteler etkisini yitiriyor gibi görünmüş ve birey özgürleştiğini zannetmiştir. oysa dışsal otorite sadece şekil değiştirmiştir. örneğin; reklamların bir ürünü bize dayatma isteği, medya tarafından bizim dışımızda belirlenen ve bizim dünyamızı da işgal eden gündem, anne babanın başarı baskısı, toplumun bireye biçtiği ve uymasını istediği rol hep dışsal otoritenin modern çağdaki farklı şekilleridir. fakat daha tehlikeli olan içsel otorite -ki bu insanın kendi bilincidir- insanı yönetmeye başlamış ve insan bunun farkında değildir. süperego bir otoritedir ve bireyi sınırlar ama birey bunun farkında değildir, başkalarının kendisine öğrettiği ve zamanla içselleştirdiği şeylerin, kendi doğruları olduğunu zanneder. içsel otorite bir çeşit görünmez düşmandır, ortada ateş vardır ama ateş eden yoktur. o yüzden ona karşı savaşmak imkansız gibidir.
    bence bir insanın yaşamı boyunca okumadan ölmemesi gereken eserlerin başında gelir. yoksa kitabı tanıtmak için kitaptan daha uzun bir eser oluşturmak gerekir.
  • “kısaca özetlemek gerekirse, birey, kendi olmaktan çıkar; kültürel kalıpların kendisine sunduğu kişiliği tümüyle benimser; böylece tıpkı diğerleri gibi ve onların kendisinden beklediği gibi olur. “ben” ile dünya arasındaki tutarsızlık ve onunla birlikte de, bilinçli yalnızlık ve güçsüzlük duygusu ortadan kalkar. bu mekânizma, bazı hayvanların kendilerini korumak üzere renk değiştirmesiyle kıyaslanabilir. onlar da kendi çevrelerine o kadar benzerler ki, çevrelerinden neredeyse ayırt edilemezler. kendi bireysel benliğinden vazgeçen ve neredeyse bir robot haline gelen kişi, çevresindeki milyonlarca diğer robotla aynı olur, ve artık kendini yalnız hissetmez, kaygı duymaz. ama ödediği bedel yüksektir; kendi benliğini yitirmiştir. “

    (erich fromm, özgürlükten kaçış, sayfa 152)
  • "naziler de insandi; nazilerin yaptigi eylemler sadece hitler'in basinin altindan cikmadi, normal insanlarin da katkisiyla gerceklesti" ana mesajini veren mukemmel eser. stanford hapishane deneyi ve milgram deneyinden de anlasilir aslinda bu kitabin vermeye calistigi mesaj. insanlarin nasil iktidara teslim olabileceklerini, kendi ozgurluklerini biraz rahatlik ugruna nasil teslim edebileceklerini anlatir. karamazov kardesler'deki buyuk engizisyoncu bolumunun felsefi yazilmis halidir adeta. siyasetle az biraz ilgilenen herkesin okumasi gereken bir eserdir bu yuzden.
  • ingilizce baskisini nerede bulabilecegimi fena halde merak ettigim kitap.

    turkcesi icin:
    http://www.dr.com.tr/…i-bilimi/urunno=0000000132579
  • erich fromm'dan beklenmeyecek kadar başarılı bir kitap.