şükela:  tümü | bugün
  • kurt russellin snake adiyla oynadigi bir film birde escape from la var lakin hangisi ilkiydi aklima gelmedi simdi
  • "escape from" filmlerinin ilki efendim, amerika artik suçlularla ve george w bush ile başa çıkamamıştır, hepsini büyük bir hapisane haline getirdiği new york'a kapatmış, etrafina duvar örmüş, yollari mayinlamiş, internet bağlantısını kısmış, mutlu mutlu yaşamaktadır... fakat bir gün başkanın uçağı tam ny'un içine düşer, onu oradan çıkarmak da kurt russel'in oynadiği snake plisskin'e... önce içeriye sızmayı başarması, sonra da başkanı bulup bütün haydutlardan korumaasi ve dişari çikmak isteyen george w bush'u engellemesi gerekmektedir, tahmin ettiğiniz üzere olaylar gelişir...
  • john carpenter filmidir.
  • 1981 tarihli 1 saat 40 dakikalık john carpenter'ın yönettiği macera-aksiyon-bilimkurgu filmi.

    1988'de amerika birleşik devletleri'nde suç oranı %400 artmış; new york şehri, tüm ülkedeki en güvenli hapishaneye dönüştürülmüştür. ülkedeki tüm mahkumları barındıran bu hapishane 60 metrelik duvarıyla new jersey sahil şeridini kaplamakta , harlem nehri'nden brooklyn sahil şeridine kadar manhattan adası'nı tamamen çevrelemektedir. tüm köprüler ve su yollarına mayınlar yerleştirilmiştir. birleşik devletler polis gücü, bir ordu gibi adanın çevresine konuşlandırılmıştır. hapishanede gardiyan bulunmamakta sadece mahkumlar ve kendi kurdukları düzen hüküm sürmektedir. tek bir kural vardır: bir kez girdiysen, dışarı çıkamazsın...

    tüm mahkumları manhattan adasına tıkan bu mutlu mesut amerikan rüyasında olaylar 1997ye kadar sorunsuz devam eder. o zamanlar islami terör olmadığı için komünist bir terörist grup ; ezilen dünya işçileri adına ; başkanın uçağını* içindeki amerika birleşik devletleri başkanıyla birlikte kaçırır. uçak muhtemelen film yapım masrafları daha fazla artmasın diye world trade center yerine onun yakınında ki bir binaya çarptırılır. tabii ki başkan yanına önemli belgelerini de alıp çarpışmadan önce bir kapsülle uçaktan fırlatılmıştır.

    fakat dünyayı bekleyen çok önemli bir sorun vardır. öncelikle başkan hapishane sınırları içerisine düşmüştür ve burası gece sevgilinizle kol kola dolaşabileceğniz bir yer değildir. etraf yeraltında yaşayan insan yiyen üşütüklerle, oğlancılarla, ve bilimum sıyırmış mahkumla doludur. ikinci problem ise başkanın 24 saat içinde kurtarılması ve rusya , abd , çin arasındaki üçlü tarihi zirveye yetiştirilmesi gerekmektedir.

    dünyayı kurtaracak adam olarak; tam da hapishaneye yeni düşmüş, eski teğmen, yeni mahkum snake plissken* seçilir. biz onu pek tanımasak da tüm new york'da hangi mahkuma sorarsanız, "ahh evet snake, ama ben onu öldüğünü duymuştum" cevabını alırsınız.

    dostlarının "snake" düşmanlarının "plissken" dediği bu anti-kahramanımız tüm karizmasıyla, biraz da zoraki olarak göreve başlar, olaylar gelişir...

    günümüz kriterlerinde değerlendirmenin yanlış olacağı bir filmdir escape from new york. aslında 1981'de çekilmiş düşük bütçeli bir film için iyi bir iş çıkarmış bile diyebiliriz. orijinal bir fikir, hapishaneye dönüştürülmüş bir new york, gökdelene çakılan air force one ve hafif dozaj aksiyon. yine de tüm bunlar filmi üçüncü sınıf bir aksiyon filmi olmaktan kurtaramamıştır. kafalarda "acaba şimdi çekilse nasıl olurdu?" sorusu ile film izlenir ve ertesi güne herşey unutulur.

    ayrıca (bkz: escape from los angeles)
  • tamamen bağımsız imkanlarla çekilmiş anarşist bir carpenter klasiği. (bkz: başyapıt)
  • bu filmden michael jackson'un oldukca etkilendigini du$unuyorum, zira manhattan'i yurt bellemi$ haydutlarin cadde ortasindaki $ehir kanalizasyon kapaklarini acarak bir duman icersinde di$ari cikmalari olsun, yirtik pirtik giysiler ve ellerindeki sopalar ile kahramanimizi kovalamalari, evlerin kapilarini ve camlarini kirarak deh$et sacmalari olsun bize filmden iki sene sonra cekilen thriller parcasinin videoklibindeki zombileri hatirlatmaktadir. ayrica filmin kotu karakteri "the duke" 'e $oyle bir baktigimizda birakin sadece zenci olu$unu ve otantik kiyafetini, tip ve duru$u olarak da hik demi$ beat it in klibindeki beyazli adam'in burnundan du$mu$tur.

    filmde abd ba$kani rolu var ki evlere $enlik.. bu rolde oynattiklari adam oldukca kisa boylu, toparlak, tonto$ ve kel birisi.. yani anlayacaginiz bugune kadar her yerde (gercek hayatta da) filinta gibi, jon gibi bir portre cizen abd ba$kaninin yerinde yeller esiyor..

    film, beyaz perdenin me$hur "kotu"'su lee van cleef'in oynadigi son me$hur film olmasi itibariyle onemli addedebilecegimiz bir filmdir, fakat onlardan daha fazla me$hur olmasina ragmen kurt russell'in bir breakdown ve bir unlawful entry filmleri kadar izleyiciyi* ekran kar$isina mihlayamami$tir.
  • pek bi alakasız olsa da (bkz: escape from monkey island)
  • fılmın orıjınal muziği dahil tamamı john carpenter'a aittir. burada dikkat edilmesi gereken bir husus "special effects director of photography" dalında james cameron'ın jim cameron olarak adlandırılmasıdır. yani demem odur ki judgement day geliyorum demiş de biz anlamamışız.
  • o değil de, ne zaman denk gelip seyredilse insanın yeni bir şeylere uyanmasına sebebiyet veren bir filmdir.

    mesela bir seferinde "blade runner mı döver escape from ny mu sorunsalı" temalı bir sohbet konusu oluşmuştu evde.

    diğer yandan john carpenter'ın o dönemlerde gözde aktörü kurt russelmış, 90lı yıllarda sam neilldı hatırlarsanız. yani en akıllarda kalan filmlerinde başrole seçtiği aktörler anlamında demek istiyorum.

    george miller'ın daha sonra kült halini alacak madmax serisinin ilk filminden yola çıkarak 80lerin bilimkurgu - macera - aksiyon filmlerinin neye benzeyeceğinin de bir göstergesi olmuştur. judgement day'den judgment night'a kadar bir çok filmin oluşmasına katkısı olduğunu düşünüyorum. buna b kategorisi aksiyon filmleri de dahil.

    her ne kadar diğer filmlerinin müziklerini yaptığını bilsek de unutulmaz bir theme yaparak john carpenter'ın müzisyen yanını en çok takdir ettiğimiz filmdir.
  • bir anti kahraman olan snake karakteri carpenter'in diğer filmlerinde olduğu gibi bu filmde de kraranlık bir yapıya sahiptir.tamamen apocaliptic bir atmosfere sahip olan bu film gelecek ya da geçmişin o kadar önemli olmadığını insanın kara bir leke olduğunu ve umutsuzluğun her zamam var olduğunu bize hissettirir.