şükela:  tümü | bugün
  • "abderada köy köy dolaşan bir dişçi vardır. bir gün uzakta bir yere gitmek için bir adamdan eşek kiralar. eşeğin sahibiyle birlikte bu dişçi yola çıkarlar. çöle benzer bir yerde dişçi dinlenmek ister ama etrafta bir tek ağaç bile yoktur. o da, iner, eşeğin gölgesine oturur ve güneşten korunmak ister. işte ne olursa o zaman olur. eşeğin sahibi dişçiden ayrıca "gölge" parası ister. dişçi hayretle "ya ben bu eşeği kiraladım, gölgesinde de otururum istersem, bu para neyin nesi der": eşeğin sahibi "sen sadece eşeğin bedenini kiraladın, gölgesini değil, onun için ayrıca para vereceksin" der ve iş sonunda mahkemeye kadar gider. bu kadarla da kalsa iyi, işin işine kendilerini ispat etmek isteyen iki avukat da karışınca bu dava aylar, yıllarca sürer. öyle ki sonunda abdera kenti ikiye bölünür; bir kısmı dişçi haklı, bir kısmı eşeğin sahibi haklı der. bu ikilik en sonunda kanlı kavgalara kadar gider.."
    christoph martin wieland tarafından hazırlanmış ülkü vural tarafından çevrilmiş, haldun taner'in aynı adlı ünlü oyununda da esin kaynağı olan hikaye ve abderalilar ekseninde, bağnazlık, dogmacılık, tutuculuk, dar kafalılık, bilgi sahibi olmak gibi konularla ilgili deneme.
  • demokritos ve hipokrat'ın abderalılarla yaşadığı olaylar güldürür, sinirlendirir, küfrettirir, insanda bağırma isteği uyandırır. eşeğin gölgesi davasının sonucu ise insanı gülme krizine sokar (evde tek başına olmanız bile farketmez kahkahalarla gülersiniz kendinizi tutamazsınız - allah balanı versin eşşek- ). ve sonunda abderalılar kentlerini basan letona*'nın kurbağaları yüzünden şehirlerini terketmek zorunda kalırlar. eşşek ve kurbağalar yüzünden abdera kenti darmaduman olur.

    wieland'ın bu muhteşem eseri sanki o dönemi değil de içimizdeki abderalıları anlatır.

    hicivin en güzel örneklerinden birisi olan bu kitap bazı şeylerin yüzyıllar geçse de aynı olduğunu gösterir bizlere.
  • chrıstoph martın wıeland'ın 1781'de tamamladığı türkçeye çevrildiği tam adı ile eşeğin gölgesi davası ''abderalılar'' dahi ile dar kafalılar üzerine bir felsefe romanı adlı eserin ana teması, tutuculuk, dar kafalılık ve bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma gibi konularla ilgili taşlamalardır. eserde geçen abderalılar mö 6. yy'da batı anadolu'dan gelen teos halkının trakya'da gümülcine dolaylarında, bugün yunanistan'ın avdhira kentinde kurduğu bir şehir devletidir.

    wieland’ın abderalılar romanı, eserde kendilerinden bahsedildiğini düşünen ve kendileriyle alay edildiği inancına kapılan pek çok kişinin şiddetli tepkisine yol açmış, birçok kişi de, kendi şehirleri ve eserde sözü edilen insanlar ile ilgili gizli bilgileri wieland’ın nasıl olup da elde ettiğini kendisine yazarak sormuştur. güneybatı almanya’daki schwaben bölgesinden bir kasabanın belediye başkanı, yazara bir mektup göndermiştir.* * *

    belediye başkanının wieland’a gönderdiği meşhur mektubu okuyalım beraber şimdi:

    weimar’da saray danışmanı sayın wieland’a !
    sayın beyefendi !
    sizden ve sizin gibi, bizi düzeltmeye, düşündüğümüzden farklı tarzda düşünmemizi istemeye, bizi ölçülmek istediğimizden farklı ölçülerle ölçmeye, üzerimize sürdükleri lekeleri kendileri çıkarmaya çalışan kişilerden ricamız şudur: bizi rahat bırakın ! biz, sıradanlığımızdan mennunuz ve mutluyuz: bize zorla yüklemeye çalıştığınız düşünceleri ve duyguları istemiyoruz, çünkü onlardan daha zengin değiliz; ama onlar gibi mutlu olmak istiyoruz. biz, olduğumuzdan daha ünlü de olmak istemiyoruz, kimse bizi tanımazsa çok daha memnun oluruz. parlamak ve kimsenin gözünü kamaştırmak da istemiyoruz. * * *

    wıeland'ın yazdığı bu eserin günümüzde bile bu kadar ilgi görmesinin bir sebebide, yazarınında belirttiği gibi, aslında yok olmamış bir soy olan abderalıların günümüzdeki torunlarını ve çevrelerindeki abderalıları görür görmez hemen fark ediceğinizdir. yoksa siz etrafınızdaki abderalıları görüp, farketmediniz mi?
  • yargı sisteminin işleyişini özetleyen güzel bir hikaye.

    “türkiye yargı tarihi, aynı zamanda bir “eşeğin gölgesi davaları festivali” olarak da okunabilir. ülkedeki iktidar savaşları absürt iddiaların nesnel kararlara dönüştüğü, kahve sohbetlerinin ülkenin bütün etnik-kültürel-dinsel bölünmelerinin içinde somut karşılık bularak gerçek savaşlar halini aldığı, basit siyasi tartışmaların büyük yargılamaların ateşi haline getirildiği uzun bir davalar geçidi hediye etmiştir bizlere. aziz nesin, 6-7 eylül olaylarından sonra sorumlu olarak gözaltına alınmıştı örneğin. behice boran, kore’ye asker gönderme kararını tenkit etmekten yargılanmış ve hatta ceza almıştı.“

    link