şükela:  tümü | bugün
  • saglikli boga.
  • (bkz: esen kalın)
  • bir kizilderili ismi.
  • ankara savaşı'nda timur'un komutanlarından birinin adı
  • zamaninda bir kizilderiliden 3 sise tekel viskisine ve 5 kilo bonvuga satin alinan sonra ustune hava alani yapildiginda "ulan haksizlik ettik kerataya mis gibi araziyi ucuza kapadik bari ismini verelimde vicdanimiz rahatlasin" denilen ortam
  • ankara savaşı'nın yapıldığı yerin* bugün bağlı olduğu belediye.
  • timur'un ünlü komutanlarından isen buga'nın zamanla değişmiş halidir
  • "...esenboğa sözüyle esen, uçan, kaçan yahut gürleyen bir boğa kastedilmemektedir. kelimenin başındaki esen sözünün esmekle bir alakası yoktur, aslı esen değil isen'dir, mutlu gibisinden bir kavramdır, bugün esen halini almış ve esenlikle git, esen kal şeklinde kullanılır olmuştur. ve, işin çok daha önemli tarafı: esenboğa bir şahıs adıdır, aslı isen buga'dır, mutlu, kutlu, güzel, iyi ve sağlıklı öküz manasına gelir ve timur'un [timurlenk] generallerinden birinin ismidir.

    öküz kelimesinin insan ismi olmasına şaşıranlara da küçük bir açıklama yapayım: bugün çocuklara aslan gibi bir hayvanın adını vermek nasıl olağan bir işse, eski insanlar için öküz, boğa yahut manda benzeri güçlü hayvanların adlarını taşımak da böyle sıradan bir iştir. işte, timur'un generali esenboğa'nın, daha doğrusu isen buga'nın türkiye cumhuriyeti'nin başkentindeki havaalanına kadar uzanmasının kısa öyküsü:

    isen buga, asya'daki türk imparatorluklarından biri olan çağatay devleti'nin [çağataylılar] hükümdarıydı. hızır hoca'nın torunu ve üveys han'ın oğluydu ve soyu cengiz han'a gidiyordu. timur'un 1380'lerde kendi imparatorluğunu kurmasından sonra onun hakimiyetini kabul eden sultanlar, hakanlar ve şahlar unvanlarını korudular ama bağımsız birer devlet başkanı olmaktan çıkıp timur'un generalleri haline geldiler. doğu türkleri'nde o devirlerde hakan veya han unvanını kullanabilmek için mutlaka cengiz han'ın soyundan gelmek şartı vardı. cengiz aslen moğol'du, timur ise türk'tü, dolayısıyla cengiz'le arasında hiçbir kan bağı yoktu ve bütün gücü elinde tutmasına rağmen geleneği bozmadı ve han unvanını almadı. sadece emir unvanını kullanmakla yetindi ve cengiz han'ın torunlarından olan mahmud adındaki türkleşmiş bir moğol prensini sembolik olarak devletinin başına geçirdi. mahmud han her ne kadar han olarak görünüyor ve fermanlara onun adı yazılıyorsa da bu sadece geleneklere uymak için yapılmış göstermelik bir işti, devlet demek timur'un bizzat kendisi demekti ve mahmud han'ın asıl vazifesi timur'un ordusunda ve onun emrinde bir general olmaktan ibaretti.

    mutlu öküzün filleri
    işte, isen buga da aynı ordunun aynı durumdaki generallerinden biriydi. cengiz han'ın soyundan geldiği için han unvanını taşıma hakkı vardı ama her şeyiyle timur'un emrindeydi ve kumandası altındaki birliklerle timur'la beraber diyar diyar gezip savaşıyordu.

    isen buga, timur'la osmanlı hükümdarı yıldırım bayezid arasında 1402'de ankara'da, çubuk taraflarında çıkan savaşta da bulundu. bazı harp tarihçilerine göre ön saftaki hücum birliklerinin, başka görüştekilere göre ise timur'un meşhur fil müfrezelerinin kumandanıydı. karargahını bugün kendi adıyla anılan yerde, daha doğrusu adının bozulmuş şekli olan esenboğa taraflarında kurdu. efendisinin 1402 temmuz'unun son haftasında yapılan savaşın galibi olmasında onun büyük rolü vardı. timur'un iki oğlunun, miranşah'la şahruh'un birliklerinin saldırıları karşısında sıkıntılı anlar geçirmekte olan osmanlı ordusu isen buga'nın fil müfrezelerini ön hatlara sürmesi üzerine tam bir bozguna uğradı. yıldırım beyazıt, timur'un kağıt üzerindeki hükümdarı mahmud han tarafından esir alındı, neticede herkesin bildiği acı son geldi, yıldırım birkaç ay sonra canından oldu ve osmanlı devleti parçalanıp bir fetret devri yaşadı.

    ahi mesut'un öyküsü
    ankara savaşı'ndan bugünlere işte bu acı hatırayla beraber timur'un çubuk'ta yaptırmış olduğu bir hamamın kalıntısı, yine çubuk ovası'nda arada bir hala çıkan ok başlarıyla savaş baltası parçaları ve şimdi esenboğa halini almış olan isen buga'nın adı gelebildi.

    timur'un bir generalinin ankara'daki havaalanına ismini verilmesi de hadisenin bir başka tarafı:

    1950'lere yani demokrat parti'nin iktidar yıllarına kadar ankara'nın havaalanı etimesut'taydı. etimesut sözünün aslı ahi mesut'tu, yani eski devirlerin bir sosyal teşkilatı olan ahilik'in önde gelenlerinden birinin adını taşıyordu. 1930'lara hakim olan güneş dil teorisi'yle eti ve sümer modası sırasında ahi mesut sözü değiştirilip etimesut yapıldı ve bazen etimesgut şeklinde yazılıp telaffuz edildiği de oldu.

    gün geldi, etimesut'taki küçük alan ankara'ya yetmedi ve bir başka yerde bir yenisinin inşasına başlandı: esenboğa denilen küçük yerleşim merkezinin bulunduğu yerde... inşaat tamamlandı ve alana bulunduğu yerin adı verildi. anlayacağınız, timur'un cengiz han soyundan gelen kumandanı isen buga, türkiye cumhuriyeti'nin başkentinde kendiliğinden çok önemli bir yer edinmişti...

    ankara savaşı'nda bence timur haklıydı
    ne yalan söyleyeyim, ben, ankara savaşı hakkında bizim sıradan tarih kitaplarında yazılı olanları hiçbir zaman doyurucu ve inandırıcı bulmadım. türk tarihinin en büyük askeri dehalarından biri olarak gördüğüm timur'un yıldırım bayezid'e hakaret dolu mektuplar göndermesinin, yıldırım'ın da karşılık olarak 'behey timur denilen kudurmuş köpek!' diye başlayan cevaplar yazmasının savaş sebebi olabileceğini aklım bir türlü almadı.

    bu gibi durumlarda iki tarafı da dinlemek gerekirdi ve öyle yaptım; o devirde yazılmış olan osmanlı tarihlerinin yanısıra öbür tarafın yani timur'un resmi tarihlerini de okudum. ortada bir gariplik vardı: eski tarih kitaplarında, iki hükümdar arasındaki hakarete varan sataşmaların bahsi yoktu. sadece siyasi kavgalar anlatılıyordu ve işin daha da garip tarafı, taraflar birbirleri hakkında son derece saygılı ifadeler kullanmaktaydılar. özellikle timur'un tarihçileri yıldırım bayezid'den gayet hürmetkar bir üslupla bahsediyorlar, hristiyan dünyasına karşı kazandığı zaferleri anlatırlarken son derece başarılı bir asker portresi çiziyorlardı. topal hain, kudurmuş köpek yahut çolak gibi ifadelerin çok sonraki asırlarda ortaya çıktığı belliydi.

    ama bütün bu kitapları elden geçirdikten sonra başka bir fikre kapıldım, ankara savaşı gibi bir felaketle neticelenen didişmede haksız tarafın timur değil, yıldırım bayezid olduğuna inanmaya başladım. hala tartışmalı olan sivas kalesi katliamı [timurlenk/@toprak] bir yana, iki türk ordusunun karşı karşıya gelmesinde kabahat timur'un değil, yıldırım'ın imiş gibi görünüyordu.

    burada işin ayrıntılarını yazacak değilim ve sadece imkanınız olursa hondmir'in habibu's-siyer'i, nizamüddin-i şami'nin zafername'si ve hatta devletşah'ın tezkire'si gibi gibi öbür tarafa ait eserleri okumanızı tavsiye etmekle yetineceğim. bizde kanlı bir canavar ve hain olarak bahsi geçen timur'un aslında hiç de öyle olmadığını görecek, hükümdarlığı boyunca alimlere ve sanatkarlara koruyuculuk etmiş bir hükümdarla karşılaşacak ve yıldırım bayezid'le bir savaşa girmemek için son ana kadar nasıl çaba gösterdiğini farkedip eminim hayrete düşeceksiniz."

    murat bardakçı, hürriyet gazetesi, 31 aralık 2000. http://webarsiv.hurriyet.com.tr/…0/12/31/277286.asp
  • timur un fil ordularinin komutani