şükela:  tümü | bugün
  • "ahmet tanrıverdi esin" örneği ile tanımlanabilecek durumdur..
  • (bkz: şebnem arda yakuphanoğullarından)
    derin nefes almadan söylenemiyor bu.
  • özellikle feminist kadınlarda büyük çelişki yaratan durumdur. zaten bir erke ait olan baba soyadını, başka bir erke ait olan koca soyadıyla birlikte kullanarak isimlerindeki erk hakimiyetini iki katına çıkarırlar.
    yuksek topuklarda ne güzel anlatır murathan mungan.
  • kısa bir soyadım olsaydı kesinlikle yapardım dediğim durum...
  • erkek egemenligini iki katina cikarmakla zerre kadar alakasi yoktur. aksine bu eylem yarim kalmis bir insan haklari sadakasini kabul etmek zorunda kalmaktir.

    dogumunuzdan beri isim olarak benimsediginiz (ister babanizdan ister uvey babanizdan almış isterseniz uydurmuş olun) benliginizin parcasi olmus sozcuklere, evlenmeyi sectiginiz ve sirf evlenenlerden kadin olan taraf oldugunuz icin mudahale edebilme hakkina kim nasil karar vermistir? sirf burokrasi aliskanliklari bozulmasin diye bu hak devletin elindeyse, o zaman birakin da en azindan kadinlarin sonuna evlenmeyi sectikleri kisinin soyadini ekleseler bile (müthiş uzun bir soyadina sahip olma pahasina bile olsa) kendi isimlerini kullanmaya devam etme haklari saklı kalsin.
    yillarca kullandiklari isimlerinin sirf evlendikleri icin kimliklerinden koparilmasi gibi bir durumla karsilasma tehlikeleri olmayan erkekler de olaylara uzaktan bakip duyarsizca konusacaklardir elbet.

    pratik konular ise zaten belli: nufus kagidi, ehliyet, pasaport, banka hesaplari, kredi kartlari, banka kartlari, tapular, hatta kapi zili, ve ozetle heryerdeki resmi ve gayriresmi isimsel kayitlar... butun bunlarin degismesi cok fazla zaman alir ve esas soyadini muhafaza eden kisi en azindan burokratik sorunlardan bir nebze muaf kalir cunku eski kimligi yokolmamis, hala oradadir, muhafaza haldedir. pardon valla ben ayni kisiyim ama evlendim ve metamorfoza ugramis sayildim seklinde aciklamalar yapmak zorunda kalmaz. ote yandan, bosanmadan sonra eski isme geri donme problemleri ise cok daha feci olsa gerek.

    bircok ulkede kadinlar isterlerse kendi soyadlarinda kalabiliyorlar. sirf henuz burokratik sistemimiz bunu kaldiracak yetenekte degil diye bunu kadin yazgisi olarak algilamak ve bunu yapan kadinlari kompleksli sinifina koymaya calismak bilgisizliktir.
  • yeni evlenmiş kadının, çevresi yeterince yeni soyadını öğrenene kadar bir müddet başvurduğu yol olabilir pekala da. bu durumda resmi olması da gerekmez zaten.
  • bunun tam tersi davranis ve tutum icin (bkz: nasil olsa degisecek diye soyadini kullanmamak)
  • (bkz: ali esin)
  • eziyetli bi durum.soyadi kanununun sacmaligindan kaynaklaniyo.kadin evlendi diye niye elalemin soydini alsin?bu olayin sadece kadinlar uzerinde islemesi de ayri bir gaflet.kisiler evlendiklerinde ortak bi soyad kullanmak istiyolarsa bunun hangisi olacagina kendileri karar verip gerekli yere bildirmelidirler.istemiyolarsa kendi soyadlarinda kalmalidirlar.yok kocasinin soyadi, yok istemezse sondan eklemeli bilmemne gibi sacma sapan durumlar yaratilmamalidir.kimi kabul eder etmez o kimseyi ilgilendirmez.cocuk oldugunda da aile yine kendisi karar vermelidir.gerekirse yazi tura atsinlar ama kendileri karar versinler.eger illa kanun karar verecekse de buna, bence annenin soyadini almalidir cocuk.istisnalar disinda (cunku ender olsa da cocuga annesinden cok daha fazla ilgi,alaka gosteren babalar vardir)cocukla dogumdan once ve sonra hatta genelde omur boyu hayatini adayan kisi annedir cunku.
  • eski 743 sayılı türk kanunu medenisinde kadın kocanın aile ismini taşır şeklinde emredici bir hüküm vardı. bu hüküm nedeniyle kadınlar evlendikleri andan itibaren kocalarının soyadını almak zorunda kalıyorlardı. işin aslı son 20 - 30 yıla kadar bu durum çoğu kadın için herhangi bir sorun da yaratmıyordu. ancak özellikle belli mesleklerde**** kariyer yapmış çalışan kadınlar bu soyadı değişikliği nedeniyle hem ticari manada hemde onca eğitimden, kariyerden sonra koca hanesine yazılmak fiili durumundan dolayı rahatsızlık duyuyorlar ve ister özel hayatları ister çalışma hayatları olsun her türlü evrakta kızlık soyadlarını parantez içersine alarak kullanıyorlardı. 1980 sonrasında kadınların gerek iş hayatında daha aktif olmaları ve gerekse çeşitli sebeplerle gündeme gelen kadın hakları ihlalleri mevcut durumun verdiği çeşitli rahatsızlıkları daha hızlı bir şekilde gündeme taşıdı. dünya ölçeğinde de bu konuda oldukça önemli adımlar atılmıştı. özellikle 18 aralık 1979 tarihinde birleşmiş milletler tarafından hazırlanan ve kabul edilen kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesi uluslararası sözleşmesi kadınların savlarını doğrular ve kabul eder nitelikteydi. bu sözleşmenin 14.10.1985 tarihinde türkiye tarafından imzalanması ile birlikte ülkemizde de konuya ilişkin ilk önemli adımlar atılabildi. yapılan yoğun baskılar ve yayınlar sayesinde 14.05.1997 gün ve 4248 sayılı kanun ile medeni kanunda değişiklik yapıldı ve kadının kocasının soyadının önünde, evlilik öncesi soyadını kullanabilmesi mümkün hale getirildi. ancak bu değişiklik her ne kadar birlikte kullanılma halini getiriyorsa da, uygulamada kızlık soyadının sadece nüfus kağıtlarının isim hanesinde yazılmasına izin veriliyor, soyadı tekliği ilkesi gereğince soyadı hanesine ise kocanın soyadı yazılıyordu. bu durum eleştirilere yol açsa da, pek çok kadın o tarihten itibaren ilgili nüfus müdürlüklerine başvurarak gerekli değişikliği yaptırmış ve yasal olarak kızlık soyadını kullanmaya başlamıştır. yeni hazırlanan ve 22.11.2001 tarihinde kabul edilen 4721 sayılı yeni türk medeni kanununda da öncekinin paralelinde bir düzenlemeye gidilmiştir. son duruma göre kadınlar evlendikleri tarihten itibaren seçimlik hak olarak dilerlerse yeni nüfus kağıdı çıkarma aşamasında yazılı olarak beyanda bulunabilir ve kocalarının soyadları önünde kendi kızlık soyadlarını kullanabilirler.