şükela:  tümü | bugün
  • gelen gideni aratır psikolojisinin bir ürünüdür. eskisi de tam istediğin kesemez saçını ama yenisi hiç kesemez.
  • insana tarifsiz duygular yaşatır. 3-4 aydır gittiğim berber kafasına göre traş ediyordu. apaçi traşı gibi oluyordu hem de. sevmiyordum, istemiyordum. traşın sonlarına doğru suratım asılır, üzülürdüm. "abi sen sevmedin galiba" derdi. "evet" dediğimde, "sen bana bırak halledeceğim" derdi ama bok ederdi işte. bok! mutsuzdum ama beni anlayacak bir berberim yoktu. son seferinde saçlarım uzamıştı iyice ama berbere gitmek istemiyordum. sokakta başıboş dolaşırken, bir şekilde o skağa doğru çekildiğimi hissettim. sonra o dükkan, tabela. "beyaz zambak" berberi. bir yıl olmuştu orya gitmeyeli.

    kapısında bir süre dikilip içeriyi izledim. neşeli şakalarla müşterisini eğlendiriyordu yine. ne kadar mutlu görünüyorlardı. kendimi berberde makimeyle kısaltılmış apaçi traşıyla alt dudağım sarkmış olarak düşündüm. iyice hınçlandım birden. yumruklarımı sıkmaktan tırnaklarım avuç içimi kanatmıştı. kıskandığımı hissettim bu dükkanı, o müşteriyi ve o berberi. arif... hünerli elleri bir arı kuşu gibi makası kırpıyordu. ben de makasla traş olsam eskisi gibi, saçımı yana tarayıp, biçimli, klasik türk filmlerindeki jönler gibi yapar mıydı yine? işte o zaman bu berber zamanın durduğu bir yer olabilirdi. belki mekan başkalaşır, birden bir köy berberinden çıkarken bulurdum kendimi. hasan ali toptaş'ın gölgesizleri gibi. cesaret edip attım adımımı içeri. makas şakırtısının ritmik müziği mekanın akustiğiyle duvardan yankılanıyor ve içeri doluyordu. bir yandan da sosyal demokrat yayın yapan tv kanalından gelen sunucunun rahatlatıcı sesi duyuluyordu. anlaşılan daha cumhurbaşkanı çıkmamıştı tvye. sunucunun sesi sakindi.

    beni görünce birden makas sesi durdu. sunucunun sesiyle başbaşaydık. havada dönen üç beş sineğin kanat çırpışını da duyuyordum sanki. ya da öyle hissettim. "hoşgeldin", dedi "nerelerdeydin bunca zamandır". "orada, burada" dedim. sevinmişti beni gördüğüne. müşterisini gönderdikten sonra beni oturttu koltuğa. istediğim gibi yaptı traşı, tarif de istemedi. "elini saçıma sürüp, abi yine gel ben senin saçına ilgi duyuyorum" dedi. mesleki bozulma işte. saçım sert ve gür olduğundan seviyordu kesmeyi arif usta.
    ayrılırken elini uzattı. "yine beklerim" dedi. son kez aynaya baktım. gömleğimin yakasını düzeltti. tam istediğim gibi olmuştu saçım. "sen bu işi biliyorsun" dedim.
    ayrıldım.