şükela:  tümü | bugün
  • garip bir şekilde mutluluk ve gerginlik karışımı bir duygudur hissettirdiği. çok zaman geçmiştir önce şaşırırsın ne diyeceğini ne yapacağını, sonra koyverirsin gider. onu sor bunu sor şu ne oldu bu ne oldu derken birden eğlenmeye başlarsın ki sonra eğlence yerini eskimiş bir özlem duygusuna bırakır... öyle böyle derken...

    derken onun neden 'eski' bir arkadaş olduğunu fark etmene sebep olan bir şey oluverir. bir şey söyler ya da yapar ve sonra... sanki zaman geri sarar, ekran hafif bulanıklaşır, bulanıklık kaybolduğunda etraf siyah-beyaz, hafif titrek bir ışık...ve ses yankılanır zihninde...

    -evet, ne çok eğlenirdik 'üçümüz'...

    üçümüz! üçümüz mü? bunu söyledin mi gerçekten? ama ben unutmuştum onu, atmıştım zihnimde geriye. sanki hiç öyle bir şey olmamış gibi... niye hatırladın niye hatırlattın ki şimdi sen bunu?

    bu yüzden eskidesin işte bu yüzden eskisin artık. çünkü hatırlamaman gereken hatta bilmemen hatta aslında olmamış çünkü ben onları olmamış varsayıyorum, ama sen bunları var ediyorsun işte!

    yeniden bugüne döner zaman ama artık çok geçtir, siyah-beyaz gider biraz renk gelir sanki pastelsi, ama parlak değil. ışık titrek kalır... bir cümlelik 2 saniyede mi söndü tüm mumlar? galiba öyle...

    neyse seni görmek güzeldi, ama yetişmem gereken yapmak zorunda olduğum şeyler var (olmasa bile oldururdum zaten), bir ara yine görüşelim mutlaka (sen alzheimer olursan o araya denk getirelim)...

    seni özlemişim, ama hatırlattıklarına hazır değilim... mutlu hayatlar sana, görüşürüz değil, güle güle...
  • gecenin bir vakti düşündürtendir. salak lise yıllarını hatırlatandır. özlenen anları hatırlamaktır. hakkımda şu anda ne düşünmüştür diye merak ettirendir. geçmişte ne düşünüyorsa aynısını düşünüyor heralde dedirtip konuyu kapattırandır. ne biliyim amk. içim bir tuhaf. uyuyamamamın sebebi o mu acaba diye düşünmüyor değilim. hatta geçmişimi, geleceğimi , bugünümü sorgulama aşamasına geldim. böyle günlerden nefret ediyorum her ne kadar tanıdık bir yüze rastlamak o anda acayip mutluluk verse de.
  • bir kaç ay önce otogarda gördüm.

    15 yıldır görmediğim kadını arkası dönük yürüyüşünden tanıdım hem de. belini dürtecek kadar da emindim, yanılmadım. döndü ve saniyeler içinde sarıldık.

    hayat ilginç. sanki daha dün gibi idi. onun yanında boyu kadar iki kızı bende iki oğlan. zamanı geri sarıp yaptığımız mercimek köftelerine geliverdi konu.

    az zamanda çok konuşmak, aa hiç değişmemişsin dediğinde sen de değişmemişsin deyip karşılıklı küçük minicik pembesi beyaz yalanlar söylemek, eski dost düşman olmaz diyerek ayaküstü kocaları çekiştirmek ve görüşme sözü vermek belki bir 15 yıl sonrasına; eski bir arkadaşa rastlamak.
  • bu arkadaş eğer ilk platonik aşkı ise insanın, olay daha da karmaşık bir hal alır. hele rastlanılan anda iki tarafın da yanında elele yürüdüğü birileri varsa çağan ırmak filmlerinde görülecek bir sahne yaşanır.

    birkaç saniyeliğine de olsa yıllar öncesine, o kavak yellerinin başımızın üzerinde estiği günlere dalınır, çocukça düşler göz önüne gelir, ergenlik dönemi hayalleri düşünülüp vay be denir...

    varsa öyle bir şans ayaküstü selam verilir, hoş beş edilir, yeni sevgiliyle tanisilir, işin acısı çocukluk aşkıyla göz göze gelinen anlarda sevgilinin eli daha bir sıkar insanın elini... sanki dokuz yıl geriye dönebilse o günleri de kıskanacaktir o an. en kötüsü eski arkadaşın yanından ayrılırken gözlerine çöken sisi farketmektir. öyle ya ilkokulda da hep böyle ağlardi... önce gözleri buğulanir sonra içten içten hıçkırırdi... birkaç dakikalık o muhabbet ve hiç hesapta yokken o rastlayış, insanı günlerce şuna esir edebilir...

    edit: o platonik aşkın platonik olmadığı yıllar sonra öğrenilmisti, atlamışım...