*

şükela:  tümü | bugün
  • aslında, bu lafoloji biliminin [klasik kültür ve felsefe araştırmalarına "lafoloji" diyen bilim adamları da varmış, bunu çiğdem dürüşken hoca'dan işittiğimizde tebessüm etmiştik. aslında derinde bazı mevzuları kavrayamamış oldukları yatmakta.] içindeki her bireye, ta en baştan çakılı ve zamanla demirbaş karakterli bir sorudur bu.

    eski çağ'ın [tabi ki kastettiğim, yunan ve roma medeniyetleridir.] ilk filozofu homeros ise, [aristoteles bu savı öne sürmüştür.] onun yazdığı ya da [bu muallaktaki bir mevzudur, o halde, "homeros'un destanları" deyip geçemeyiz bu iki destana (ilias ve odysseia)] halk tarafından zaten bilinen ve sözlü anlaıtm yoluyla insandan-insana aktarılan bu hikayelerin inandırıcı karakteri bulunmaktadır ki, mevzu bahis edilen tanrılar, zamanın tanrılarıdır, o tanrılar ki yarı insan gibidirler, hata yapabilirler, kapris yapabilirler, ihtiras kurbanı olabilirler, karı dırdırı çeken zeus vardır mesela tanrılar listesinin başında, insan gibi düşünülmüşlerdir. ee o zaman, "homeros bir dünya görüşünün habercisi, dünya ve hayatın bir yorumcusudur." [antik felsefe, walther kranz, türkçesi: suad y. baydur., sosyal yayınlar]

    evrenin sorgulanmasından evvel, ilias ve odysseia destanlarında öyle sahneler vardır ki; aslında dönemin her türlü toplum yorumunun bir göstergesidir. homeros, insanlar ve insan hayatı üzerine yaptığı sayısız gözlemleri çok kere birleştirerek genel bir yargıya da varır. kanımca homeros diye biri yaşamamıştır, yaşamışsa bile bir destanı böylesine yerli yerine oturtmamıştır. [şüpheci yaklaşmıyorum, mantıklıyım.] halkça zaten söylenmekte olan hikayeler, türlü ozanlar tarafından kimi zaman abartılarak, kimi zaman çarpıtalarak yeniden sunulmuş olabilir, bu da şunu gösterir; halkın arasında yaşayan şairler, halkın istediği veya zaten halktan aldıklarını lirizme dökebilirler, bunun sonucunda da şu olur; destanlar halkın inanışlarına göre şekillenir, yani beklenen sunulur, sunulan da beklentiyi karşılar. her iki destanın kimi yerlerinde geçen; bir şair dinleyen insan kalabalıkları, şaire önem verirler kimi zaman etkilenirler, kimi zaman kendilerini, şiirlerde anlatılan kahramanların yerlerine koyarlardı, bu ne demektir?

    eski çağ insanı inançlıydı, demektir. yoksa homeros 'a atfedilen ikinci destan odysseia 'nın başlangıcında, baş tanrı [zeus] insanların, kötülüğün nedeninin kendilerinde değil de, tanrılarda aramalarını eleştirmiştir, "insana mesaj da, ihtiyacı olduğunda verilir." gerçeğini hatırlarsak, inançların sağlamlaştırılması açısından, başlıkta sorduğum soruya olumlu cevap vermeme sebeptir.

    yine bu tartışmada; bilgin paul mazon, ilias destanını bir bütün olarak incelerken, 1. den 24. bölüme kadar bir ana olayın süregeldiğini göstermiş ve şu sonuca varmış; her biri tutarlı bir bütün olan bölümler belki homeros 'un eseridir, ama ilias destanına yabancıdır. homeros yaklaşık 1500 dize tutan asıl ilias destanını yarattıktan sonra, onu eklemelerle genişletip 16.000 dizelik bugünkü metin haline getirmiş olabilir. ama bu işi başka bir ozan da yapmış olabilir. bunun üzerinde ısrarla duruyorum ki eserin kim tarafından, nasıl yazılmış olduğu -ki fikrimi belirttim- nasıl halak ait olduğu mühimdir, olayları yaşandıkları dönem çerçevesinde incelemek lazım, yani söylenen türküler aynadır başlıktaki sorunu cevabına, biraz da bu konuda çok emek vermiş azra erhat hocamıza kulak verelim;

    "..homeros, yaşamış büyük bir ozandır. o, büyük bir destan geleneğinin başlangıcında değil, ortasında bulunuyordu, yani troya efsanelerini kendi yaratmamış, yalnızca biçimlendirmiştir. bu efsaneler arasında bir seçme yapmış ve seçtiği destan olaylarını sıkı bir düzen içinde, bir bütün olarak kurmuştur.
    ..
    homeros destanları gerçek bir dünyayı anlatır. bu gerçeğin iki tarih tabakası üzerine yayılmasına şaşmamalı: ozan bir kendi gördüğü, yaşadığı çağı anlatır, bir de eski çağlar üzerine bildiklerini. gördüğü ile duyduğunu birleştirirken kimi çelişkilere düşmesi olağan değil de nedir?
    ..
    homeros, iliada 'yı yazdı mı, yazmadı mı? ilyada 'yı yarattı ya, eserini kendisinin ya da bir başkasının kaleme alması o kadar önemli değildir. [bu konuda azra hocam'a katılmıyorum.] kaldı ki efsane geleneği içinde bu bilinçli seçmeyi yapan ozanın, yazının bilindiği bir çağda, aslında okunmaya yarayan destanını yazı ile yazması da akla uygun geliyor. ama öyle değilse, yani destanları homeros kendi kaleme almamış da bir başkası almışsa, bu başkası da kimi eklemeler yapmışsa, bundan ne çıkar?.."
  • oldukça tartışmalı bir soru. öncelikle "eski çağ" insanlarını tanımlamak gerek. daha sonra da mitos'tan ne anlaşıldığını. eski çağ insanlarına göre zaten , eliade'ye bakarsak her eylem kutsaldı. sabah güneşin doğuşundan, yenen yemeğe, avlanmaya ve ateş yakmaya kadar. yunan/roma anlamında olmasa da mitler vardı ve bu insanlar inanıp inanmama derdinde değillerdi. sadece bunları yineliyorlardı.

    burada en büyük hata olayı sadece yunan-roma gözlüğünde görmek olur. bu kendi içinde de çok hatalıdır çünkü yunan ve roma inançları birbirinden tamamen farklıdır. ne yazık ki rönesans'tan beri bunları , sadece tanrı adı değiştirerek bir görme alışkanlığı vardır.

    roma'ya bakasak mitlere, yani marjinal anlamında yunan'dan gelen mitlere hiç de inanılmadığını görürüz. bunalr sadece dönemin parlak şairlerinin dilindedir. halk eski pagan dine devam etmekte, lares , penates vs kültlerini uygulamaktadır. yunan tanrıları ile tek ilişkisi, o da romalaşan isimlerden dolayı tapınaklardır. üstelik roma'da homojen bir dinden söz etmek olanaksızdır. özellikel yöresel kültleri düşündüğümüzde.

    aynı şekilde yunan'da da yöresel ve kırsal kültler ön planda olup tanrılar sadece başların aldıkları epitetlerle, sıfatlarla kült sahibi olmuşlardır. ayrıca rasyonel düşüncenin gelişimi de mitlerin güvenilriliğini sorgulatmıştır. tabii ki inanan olmuştur ama bütün bir toplumu inanıyor görmek hatalıdır. paul veyne bunu incelemiştir.

    ama mitoslardan daha geniş anlamda oluşum mitoslarını ve eski çağ insanından da daha önceki çağları ele alırsak zaten bu mitoslarla yaşadıklarını görürüz. (bkz: mircea eliade) (bkz: joseph campbell)
  • eski çağ insanları? inananı vardı ateisti vardı. düzeltme: a-politeist'i.

    orta çağ insanları? 'çok karanlık' inanamıyorum, prometheus ateşi suya düşürmüş olmasın? neyse toplanın kudüs'e kitle turizmi gerçekleştiriyorlarmış gitmeyek mi?

    yeni çağ insanları? fantastik! sefil bunlar nelere inanmışlar taş yağacak taş. ya da konu kalmadı artık mitoslardan mı müz'lensek acaba resimdi heykeldi falan, tutar mı kï? neyse uvertürü biz verek.

    yakın çağ insanları? ne akıl yaa neler düzmüşler! aklım da var kendim kullanmak cesaretim de! aydınlık artık buralar, tesla da edison da patent dairesinden randevularını alırlar yakında zate. ama iyi de düzmüşler heaa bunların çizgifilmini neyim çizsek ya tutarsa filmlerini de çekeriz ileride. o değil de bunlar iyi düzmüş be zamanında, bi okusak hele şunları, tamam düzdükleri bi logos değil ama onlar da mitos neticede! bak zıt da olsa ortak paydaları var bu iki 'sözün'. çok karışık, en iyisi biz bi bilimdalı kuralım onlar incelesin adı da mitos+logos'tan mütevellit olsun. ne kazık sorular çıkar haa alayı büte kalır bunların.

    konuya geleyim artık ben niye giriyorum bu entryi;

    uzay çağı insanı? eski çağı bilmem ama depremleri hala poseidon'un yaptığına inananlar var. şurada > ancient yunan tanrılarına tapan çağdaş yunanlar < okunduysa devam: 'hellenlere dönüş hareketi' kutsaldır engellenemez, kerberos'u salarım üstünüze vallah (vazzeus) herakles kurtaramaz sizi. bu gidişle zaman makinası bulunup da eski yunana gitme hayalleri yatacak, en iyisi seneye 21 haziranda yunanistan'a gidip bu harekete katılmalı. şarapların etiketlerini çıkarak da diyonizos'a ayıp olmasın. o değil de afrodit de gelir mi ki zeytin yağı sürünelim o halde.
    sosyal tespit: çağlar ilerledikçe insanoğlunun boş boğazlığı artıyor.