şükela:  tümü | bugün
  • bazen insanin eski halini ozlemesine neden olan, bazen ah ne acilar cekmisim, bilebilir miydim daha ne acilar cekecegimi dedirten, cok fazla ya soyle olsaydi? ya boyle? o zamanlar sunu bunu bileydim dusuncelerinin akildan akmasina neden olan, rastlanti oldugu icin tadi olan, cunku insanin o zaman isin icine karma karistirip, ya demek ki benim simdi bu yaziyi gormem gerekiyormus, bin yil gecmis benim isteklerimde bisi deismemisi anlamam gerekiyormus diyebilmesine neden olan, boyle bisi ararken, ortaligi duzenlerken ya da kitapliginiz basiniza falan yikildiginda yasanabilen hadise...
  • 6 ayda bir falan rastladığım bir durumdur bu.ilkokul yıllarında başladığım günlük maceram,sonraları aylık,yıllık,2 ve üstü yıllık haline gelmiş bulunmakla birlikte,fırsat buldukça okuduğum yazılar topluluğunada dönüşmüştür.çoğu zaman "nelere üzülmüşüm ya,bu salağa ben nasıl aşık olmuşum" gibi laflar etmişimdir bunları okurken.fakata nedense son 3 yıldır arada yazdığım o yazıları bulup okuduğumda "ben hala bunlara üzülüyorum"demeye, sonucundada halime üzülüp ağlamaya başladım,sakıncalı bir durum olmaya başladı bu iş..galiba ben artık büyümüyorum...
  • eski günlük yazıları yazılır, sonra bir köşeye fırlatılıp atılır; ertesi günlerde hiçbir iş yolunda gitmez, tası tarağı toplayıp bir bağ evine yerleşmeyi, kentteki sosyal hayattan el etek çekmeyi düşünür insan; derken gün olur devran döner, bir sabah kalkar:
    - lan ben büyüdüm lan, nası konuştum dünkü toplantıda ama, milletin dibi düştü bana, ahaha. ne büyük laflardı onnar ööle, yok yok kesin uzaylılar bir gece kaçırıp deney yaptı üzerimde, sonra ben süpermen oldum, aha işte kanıtı!
    deyip aynaya gülümser...

    pazar temizliği zamanı gelir, eski defterlerden işe yaramayanlar yırtılır atılır. birden eski günlük yazılarından birine rastlanır. o geçen günkü toplantıda edilen büyük lafların aynıylan vaki olacak şekilde orada karalanmış, çiziktirilmiş olduğu görülür (bir yazı metodu olarak (bkz: çiziktirmek)). e tabi çağa uygun olarak, oha filan olunur.
  • "ulen çocukken amma da salakmışım." diye düşünmüştüm yıllar sonra ilk rastladığımda. hızlıca bir gözden geçirdim, bazılarına çok güldüm, bazılarından utandım. çoğunluğu ortaokul ve liseye dair yazılardı. yani büyük bölümünde ergenlik buhranlarının izlerini gördüm ve "salaklık değil de bir büyüme belirtisiymiş bunlar." dedim. ersin karabulut'un sandıkiçi'ni okuduktan sonra iyice kani oldum ki, neredeyse her çocuk böyle şeyler yaşıyor, o yüzden bunda utanacak veya sıkılacak bir şey yok. ama hatırlamak istemediğim bazı anıları da yazmışım; tekrar tekrar okumak istemediğim, bilinçaltımdan silmeye çalıştığım şeyler. geçmişe sünger çekemeyeceğimi biliyorum ancak "bari elimde bir belgesi kalmasın." diyerek yaktım hepsini. iyi veya kötü, zihnimde saklanıyor onlar. unuttuğum kısmı da çok. ama önemli değil. her anıyı taptaze bir şekilde bellekte tutmak değil benim için önemli olan. önemli olan, o anıların bende uyandırdığı hisler.
  • hayatimda toplamda 15 gun icin gunluk tutmus olabilirim. bunlarin da hepsi "bugun suraya gittim", "aksam yemekte bunu yedim" temali ruhsuz seyler. zamaninda besinci george'un gunluklerini okumustum, ki hayati boyunca tutmus, o da boyle "sabah 8, av", "oglen bir, cocuklarla yemek" temali seylerle doluydu. icimde bir windsor, née saxe-coburg-gotha var.
  • hele ki rastladığınız günlüğü ufacıkken yazmışsanız, ve kendi kendinize değil de aile bireylerinden biri eski kitapların arasından çıkarıp, size göstermeden herkesin içinde bir anda okumaya başladıysa rezil rüsva olmanız ve gülmekten altınıza sıçma kıvamına gelmenizle sonuçlanacak durumdur.

    günlük,
    bugün kalktım kahvaltımı yaptım,
    sonra elimi yüzümü yıkadım,
    sonra ablamlar uyandı ve hep birlikte kahvaltımızı yaptık.

    ne kahvaltıymış arkadaş.

    allahtan başka günlük yazmamışım, yoksa halim nice olurdu.
  • zamanda yolculuk gibidir.

    "bugün şunu yedim, şuraya gittim" tarzı günlükler değil kastım elbet.

    içerde bir yerlerde yaşanan fırtınayla insanın ruhundan taşmaya başlamış ve kendini neredeysa zorla kağıda döktüren duygulardır onlar.

    ben rastlamaktan ziyade, yeni bir fırtınaya tutulacağımı hissettiğimde geçmişin acılarını bu günün acısında tercih ederek aralıyorum zaman zaman kendisini. ne de olsa yaşadım, bitti... yabancı değil artık o hikayenin can yakması. okurken yaşadığım eskinin pişmanlıkları bugünün acısına merhem oluyor, çivi çiviyi söker misali. yaşarken aldığım ama unutmayı tercih ettiğim dersleri tekrar hatırlamak da cabası.

    artık o zamanlardaki gibi olmadığımı fark ettiriyor bir de. bugün en yoğun hayal kırıklığımı bile yazmaya değer bulmuyorum. o zaman çok mu naifmişim, buna olgunlaşmak mı denir yoksa apatiye doğru bir yolculuk mu yapmışım bilmiyorum.

    bildiğim aslında günlüğe yazacak kadar kayda değer şeyler hissetmek güzelmiş, yaşarken acıtsa da insanın kendi tarihine ışık tutan bir fener olurmuş.
  • vakti zamanında; "aman ölürsem okursalar ne derler.. daha mı fazla üzülürler.. öldükten sonra annem okursa çok pis üzülür kadın.. zaten üzülecek, daha fazla üzülmesin.. aslında yok etsem ya ben bunu.. allahım ölmeyeyim ya lütfen, ha yok eğer ölürsem de lütfen kimse bulamasın günlüğümü.." diye diye en sonunda bi köşeye sıpıtıp attığın o satırlar gün gelir hiç olmadık yerde ve zamanda karşına dikiliveriyormuş. evet ben bugün bunu anladım sözlük.
    şimdi karşımda dimdik duruyor geçmişim, ölmediğim için.

    az evvel 6 sene önce yazmış olduğum günlük elime geçti. yazmış olduğum günlerden bu yana hiç açıpta bakmadığım bir günlük.

    doğum günümün 1 gün evvelinde yazdığım satırları okuyorum, okuyorum.. okudukça yaşlar süzülüyor gözlerimden. bir zamanlar hayallerim varmış türlü türlü. zaman geçtikçe hayal kurmaya da yoruluyormuş insan, onu anlıyorum.

    ne aşklar, ne şehirler, bilmediğim kasabalar, bilmediğim insanlar, bilmediğim ülkeler ve bitmeyen hayallerim eşliğinde keşfedilesi bir yığın dünya... şevkle tutkuyla hayata dört elle sarılışım... sanki ipler hep benim elimdeymişçesine safça inanışlarım...

    şimdi ise; yokluğuna hiç ihtimal vermediğin insanların, olmadığı bir hayatta o satırlara bakmak.. yarım kalan hayalleri silmiş bir hafızayla, olacağını tahmin ettiğin yerde olamayarak okumak başka bir insana bakıyormuş hissi veriyor.
    şimdi daha kötü bir dünyada, o satırları yazarken herşeyin daha iyiye gideceğini sanan bana bakmak.. başkalarının kararlarının tüm hayallerimi planlarımı ve ümitlerimi değiştireceğini bilmeyen 6 sene önceki bana bakmak. yapmaz dediğin insanların yaptıklarıyla değişen dünyan karşısında bakakalmak. yapmam dediklerini yaparken kendini bulmak.
    şimdiye döndüğünde ise; eskilerine yeniler eklediğin ya da tamamen değiştirdiğin hatta hala değiştirmeye çalıştığın o zamanın şeyleriyle şimdiki şeylerin arasındaki bağı keşfetmek..
    daha sert, daha dik, daha duygularından sıyrılmış ve daha umarsız senin ilk halini görmek.. 6 sene gibi kısacık bir zaman diliminde oha resmen evrimleşmişim lan diyebilmek.

    fonda sezen-sertap-levent üçlüsünden 'bir varmış bir yokmuş' parçası çalıyor.
    hayat da bir masal değil mi ya?

    "bir varmış bir yokmuş dünya masalmış
    her yolcudan bu handa hoş seda kalmış
    gökten üç elma düşmüş yuvarlanmış
    herkes payına düşen elmayı almış... "

    fakat bu üç elmadan da alınan paylar her zaman ve her koşulda değişiyormuş be sözlük. belki de zaman zaman haksız payların peşine düşüyoruz ondandır tökezlemelerimiz kim bilir.

    yeri geliyor yürüyor, yeri geliyor koşuyor, yeri geliyor duruyor ya da durduruluyoruz ve buna da hayat diyoruz acısıyla tatlısıyla, 1 eksik 1 fazla çoğunlukla yarım kalmışlıklarla.

    belki de hayat insanı öyle zorluyor ve sınıyor ki yolun başında kim olduğumuzu unutuveriyoruz. geçmişin sadece hatırlamaktan zevk aldığımız kadarını düşündüğümüzü unuttuğumuz gibi.
    yolun başındaki seni, sana tekrar hatırlatan şey oluveriyor eski günlük yazılarına rastlamak işte, iki damla göz yaşı eşliğinde.

    her şeye rağmen gene de güç veriyor ve beni bana hatırlatıyor,
    belki de hala ölmediğim içindir kim bilir..