şükela:  tümü | bugün
  • yahya kemal beyatlı'dan:

    eski musîki

    çok insan anlayamaz eski mûsıkîmizden
    ve ondan anlamıyan bir şey anlamaz bizden.
    açar altın bir anahtarla rûh ufuklarını,
    hemen yayılmaya başlar sadâ ve nûr akını.
    ve seslenir büyük itrî, semâyı örten rûh,
    peşinde dalgalanır bestesiyle seyyid nûh,
    en mutlu devrede itrî'ye en yakın bir dost
    işıklı danteleler bestekârı hâfız post. . .
    bu neslin ortada dahîcedir başardığı iş,
    vatan nasıl karışır mûsıkîyle, göstermiş.

    *

    bu yaz kemençeyi bir dinledinse kanlıca'da,
    baharda bir gece tanbûru dinle çamlıca'da.
    bu sazların duyulur her telinde sâde vatan,
    sihirli rüzgâr eser bu topraktan.

    *

    evet bu eski nesil bir şerefli âlem açar,
    duyuşta ince zamanlardan inkırâza kadar.
    yüz elli yıl, sıra dağlar birer birer yücelir
    ve âkıbet dede'nin anlı, şanlı devri gelir.
    bu mûsıkîyi o, son kudretiyle parlattı;
    ölünce , ülkede bir muhteşem güneş battı.
  • "...dört sene evvel bir ecnebi mimarla haydarpaşa vapurunda idim. vapur denize açıldıktan sonra, anadolu sahili görünür görünmez bu ecnebi mimar, 'ne güzel mimari' dedi. ben haydarpaşa garından bahsediyor sandım. "son senelerde yeni yapıldı" dedim. yüzüme hayretle baktı. "hayır o müstekreh ambarı kasdetmiyorum. şu dört köşe kuleli bina güzel."dedi ve selimiye kışlası'nı gösterdi. bütün türkler bu şehirde herhangi bir binayı bu kışladan fazla beğenir, çünkü beyinleri "yeni" dedikleri mikropla aşılanmış bir neslin çocuklarıdır..." (kör kazma- yahya kemal)

    eski musiki'yi idrak edebilmek için hayata bu zaviyeden bakabilmek şarttır elbet. gelgelelim bugün "aziz" istanbul'un kahreden ucubeti içinde, o müstekreh ambar; şehrin tarihi bir simgesidir ve fakat bizler onu dahi muhafazadan acze düçarız.

    o güneş sahiden dedenin ölümü ile mi gurub etti düşünmek lazım...
  • aklıma buhurizade ıtri efendi'den neva kar adlı şaheser gelmektedir.
  • yahya kemal beyatlının istanbul fetih cemiyeti tarafından basılmış kendi gök kubbemizisimli kitabında bulunan eskimeyen şiiridir.

    herkes ilk dizeleri ezbere bilse de ben en çok;

    "bu yaz kemençeyi bir dinledinse kanlıca'da,
    baharda bir gece tanbûru dinle çamlıca'da.
    bu sazların duyulur her telinde sâde vatan,
    sihirli rüzgâr eser bu topraktan. "

    kısmını severim. betona tapanların diktiği ucubik binalardan artık o sihirli rüzgarı hissedemesek ve yüksek sesle lezzetlendirilmeye çalışılan fast food müzikler yüzünden kulaklarımızı kaybetme noktasına gelsek de eskilerin yeri başka...