şükela:  tümü | bugün
  • baba evinde baş köşede duran, ahşap kasalı, frekans düğmesini çevirdiğinizde ibre çubuğunun frekans değerlerinin olduğu ışıklı göstergede hareket ettiği ve milimetrenin onda biri bi kıpırdamayla istasyon yakaladığı, günümüzde kullanılmayan uzun dalga yayın yapan radyolardır. fm frekansları olmadığı için artık işe yaramayan, hiç bi müzik çalmayıp hiç bi şey anlatmadığı için çok uzun zamandır köşeye itilmiş olan bu radyolar aslında kasa hırsızlarının kulağını kasaya yapıştırıp hassas çevirmelerle şifreyi çözmeleri misali istasyon bulabilmenin sabır ve dinlemenin de ciddiyet işi olduğu günleri anlatıyor.
    ama çoğu büfe üzerindeki saygın konumunu da seneler önce bitirmiş ve anne evindeki bi çantada pislik içindeki kırık döküklüğünü çöpe koyacak eli bekliyor.

    ta ki...

    biz geçen haftalarda bi yaşlı anne evi dağıttık. hem de ölmeden! bizzat kendi çocuklarıyla suç ortaklığına girişip, o gözü gibi baktığı her birisi için göz yaşı döktüğü 84 yaşına gelene kadar yokluklar içerisinde biriktirdiği (kendi tabiri) eşyalarının tozunu attırdık!
    yaşlı insanın bir daha evine dönme ihtimali olmamasından cesaret alarak..
    "tek bi tane atmadan hepsini depoya kaldırdık" yalanını uydurarak..
    tencere sayısını,
    züccaciye dükkanı açacak sayıdaki tabak,düzinelerce bardak takımını..
    artık kimsenin sırtına almadığı alsa da altından kalkamadığı ağırlıktaki yorganlarını soruşunda, yaptığımız haksızlığın ağırlığını taşıyıp taşıyamayacağımızın tınıları öyle çoktu ki!
    kendi adıma vicdan muhasebesi dersinden sınıfta kaldım. her gittiğimde ballandırarak, eşyaları nasıl ellerimle paketleyip sardığıma dair ayrıntılı yalanlar uydurarak ve üstelik içi rahat etsin diye "işte bak, fotoğraflarını da çektim sana göstermek için"lerle destekleyerek, "aşkolsun bana güvenmiyor musun"larla kendimi batırarak kurtarma sınavlarında debelenmekteyim hâlâ.
    neyse,bu başka bi konu.

    çantada pislik içinde senelerdir duran radyo ilginçtir ki evin diğer her yerde bulunabilecek özellikteki genel eşyaları kadar ilgi çekmedi kendi çocukları arasında.
    halbuki senelerce önce bırakıp giden baba gibi kokuyor.
    halının üzerine oturmuş çekirdek çitleyip ümmü gülsüm dinleyen, bi yandan da bulmaca çözen o adam kokuyor.
    hele ki sonraları çıkan kasetli portatif müzik seti! (onu da aldım)
    uzatma kablosuyla onu yanına çekip türkü dinlerken bi yandan tabakla ritim tutan o neşeli adamı anlatıyor yahu!

    birbirine yakın sayılan insanlar bile tercihleriyle ne kadar da farklı!

    sonuç olarak radyolara bakım onarım ve ince temizlik sonrası büfe üzeri iade-i itibar verdim. şimdi fişe bile takmadan çalıp söylüyorlar..