şükela:  tümü | bugün
  • benim de söyleyeceklerim var adlı umut sarıkaya kitabındaki iç gıcıklayıcı ve hatta gözlerinizin nemlenmesine yol açan hikayeler dizisi.
  • gururdan ayrılık

    şu anda inanılmaz derecede sinirli olsam dahi, biliyorum ki yıllar sonra sen hatıramda gençliğime dair güzel bir çizgi olarak kalacaksın. lakin hepsi bundan ibaret olacak.

    sana zerre sitem etmiyorum, aksine bütün bunları bana yapmana izin verdiğim için kendimi affetmekte güçlükler yaşıyorum. her ne kadar önümüzdeki belirli bir süre şu son söyleyeceklerim için pişmanlık duyacağımdan emin olsam bile, bir daha seni görmek istemiyorum.
  • geçmişten bir alıntıdır, tozlu raflarda çoktan yerini almış; yıllar sonra okuduğunda silik çizgilerin üzerinden kurşun kalemle geçmeye çalışırsın, tekrar silebilme özgürlüğü hep orada..
    şimdiki sana çoook uzaktır:

    son...

    bu mektubu yazıyorum çünkü artık senin kaybedebiliceğin bir ben, ya da benim kaybedebiliceğim bir sen yok. artık biz diye bir şey de yok. şu birkaç aydır belki beni en çok dinleyen oldun, sessizliğimde bile... ve şimdi ben hayatımda bir zamanlar çok önemli bir dinleyici olan ''sen''in yokluğuyla boğuşuyorum. kendi kendime yazıp okumaktansa, senin bu mektubu okuyup tepki vermemen fikri beni biraz daha rahatlatıyor.
    insan ne kadar çok şey söylese, ya da elinden geldiğince kendini ifade etse de, derinlerde saklı bir şeyler mutlaka kalıyor. onlar da artçı depremler olarak, seyrek aralıklarla ruhu ve bedeni vurmaya devam ediyor.
    geçen gün evde, aylar önce sana yazdığım mektubu buldum ve şimdiki benle o zamanki beni karşılaştırdım. evet, çok değişmişim. o heyecan... bir varmış, bir yokmuş.
    işte bu günler hayatın ''biz''li kısmının anlamını yitirmeye çabaladığı, ''biz''li umutların tükendiği anlardan birkaçı. kendimi kandırarak, hep iyi yönünden bakmaya çalışmıyorum artık, çünkü bu kendini kandırma işinin karşılıklı olmazsa yürümeyeceğini öğrendim. aramızdaki şüpheler yaraladı beni ve seni.
    insan böyle dönemlerde geriye dönüp sürekli sorguluyor kendisini ve karşısındakini, içindeki öfkeyi ve şefkati. eskiye dönüp o güzel günleri hatırladıkça yüzümde ısrarcı olsa da buruk bir gülümsemeyle oturuyorum, yumuşamadan edemiyorum.
    artık içimde bir yanı hiddet diğer yanı ise özlem olan madalyon eskisi kadar keskin sınırlara sahip değil ve katı sınırları olan duygularım yavaş yavaş birbiriyle karışmaya başladı. bu karışık duygularsa yerini git gide dinginliğe bırakıyor.
    şu an olmasa da ileride bir gün içimde seninle iletişim kurma isteği uyanabilir. tüm o sölediğim, tükürdüğüm sert sözleri yalayıp yüzüne bakmak zorunda kalabilirim. eskiye olan sonsuz ama yıpratıcı bağlılığım bana hiç düşünmediğim şeyler yaptırıyor bazen. artık sen de geçmişimin bir parçası olacaksın, izin kalacak; arada bir hissettirecek kendisini, hiç olmadık zamanlarda. artık eskisinden daha da güçlüyüm. başım dik, utanmıyorum beni ben yapanlardan.
    senin ve benim de bir ilişki yürütebilmemiz zormuş aslında düşündüm de... olmazmış, ama bilmek için yaşamamız gerekirdi. kim ne derse desin... yaşandığı zaman içinde hepsi gerçekti... tüm söylenenler, tüm yaşananlar, tüm hissedilenler ve söylenemeyenler...
    yaşandığı zaman içinde güzeldi, ne kadar kötü biterse bitsin... geriye kalanlarsa gerçekleştirilmemiş hayaller ve başka birkaç şey...
    bir de bazı soru işaretleri kaldı bende, yanıtlamak istemezsin nasılsa... ve ben...

    eskiden de olduğu gibi... öpüyorum seni
  • sevgili eski sevgili gili gili gili......

    (bkz: am göt sik sokmak yalamak komak sikmek karı ibne)

    daha acik nasil olunabilir bilemiyorum..

    ok tsk bye..
  • geriye dönüp baktığında yaşandığı halde hep eksikmiş gibi kalan hikayenin sonunu sende merak ediyorsun. neden ve nasıl sorularının yanıtlarını vermek hiç bu kadar zor olmamıştı. yaşanılan onca güzel anı, şiddetli duygu geçişleri, hele bir de sevdiğin halde sevgini kelimelere dökmeme zavallılığı... herşeyin bittiğini düşündüğünde yada öyle olduğunu zannettiğinde bu zavallılığın farkına varmak daha da yoruyor insanı. halbuki herşey biz insanlar için değil mi bu dünyadaki; milyonluk şehirlerde azimle çalışıp birşeyleri anlatmaya çalışan karıncalar, biryerlerde bal toplamayla uğraşan arılar, kontrolünü kayıp edercesine seni kendinden geçiren bir müzik, ağlamamak için göz yaşlarını içine akıttığın bir film...

    toplum olarak duygularımızı belli etmemeye yönlendirildiğimizin farkına varıyormuyuz acaba. peki tüm yaşananların güzelliğini o an değilde çok sonraları fark ediyorsak. işte hayat dedikleri bu olsa gerek; sahip olduğun maddesel veya duygusal tüm gerçekler elinden akıp gittiğinde bişeylerin farkına varmak... hayatta hiç birşey için geç kalmayız sadece geride kalmış oluruz. gerilerde kalmanın huzursuzluğunu tarif etmeye gerek yok. bunu sende çok iyi biliyorsun. yaşandı. bitti. gerilerde kaldı. haydi huzursuzluk başlasın.
  • küfürle başlar, küfürle biter. arası zaten komple küfür. insan değiliz ki insan gibi yazalım. hoş, karşı taraf da insan olsa "eski" olmaz "güncel" kalırdı. ne acaip çelişki bu yonca.
  • sanırım o görkemli istanbulda spinal şok evresindeydim. herşey saçma bir oyundu sanki o görkemli istanbulda. şimdi antalyada, odamda, yatağımda ayrılık netleştikçe daha da korkutucu oluyor her şey... oyun bitiyor yavaş yavaş. gerçek daha da kendini belli ettikce dehşet verici bi acı hissediyorum. gözlerim donuk donuk bakıyor işte.

    sabah 10, akşam 6 arası hastalarla bakmaktan, klinikte bişilerle uğraşmaktan yoruluyorum, sanki kafam dağılıyor ama ölçü maddesinin hasta ağzında donmasını beklerken, eldivenlerimi elime takarken, ilk sessizlik anında, lanet olsun!!, bi ses duyuyorum kulağımda... gayet net bi ses.

    klinikte her yerde ayna var. gözlerim takılıyor gözlerime.. ama seni görmüş gibi oluyorum. yada aynadaki görüntümden sana bakıyormuş gibi oluyorum... baktığım gözler senin gözleri. görüyorum. karşımda... gayet gerçekler.

    şuan burnumda kokun var yine. dudaklarımda tadın. bu kadar gerçekci bi özlem olamaz ki. bildiğin tüm duyu organlarımda hissedebiliyorum seni. beynimin bi oyunu sanırım bu... aklımı oynatmama sebep olucak bi oyun oynuyor beynim.

    güya vücudumun korunma mekanizması bu. ben, sensiz kalmaya çalıştıkça beynim inatla hatırlatıyor bana, herşeyini. alışkın sana. vazgeçmek istemiyor işte. salak! güya beni korumaya çalışıyor. ama sana hala hoşçakal diyemiyor.

    çok korkunç. beynim ruhumu acıtıyor. farkında değil. kalbime zarar veriyor inatla. ama umrunda değil. insan kendisiyle neden bu kadar savaşır ki... benimle niye hala savaşıyorsun ki… nolur dur artık.. yeteri kadar bozguna uğrattın beni. sus artık. başka sesler duyamıyorum. kaybol artık gözümün önünden. gözlerim acıdı.

    azad et artık beni.. nolur...
  • "bu cangıldaki en büyük orospu çocuğu sensin"

    eski sevgilimin eski sevgilisine gönderdiği gayet açık bir mektup.

    peki. haberin olsun ki ne mektubuna kızdım ne de beni orospu çocuğu yapmana.

    lakin, ey eski sevgili!

    daha düne kadar anneme, anne, derken bugün nasıl oluyor da orospu çocuğu oluyorum ben, anlamadım.

    anlamadım ben bu ironiyi, açıkla hele?
  • ex-tiran - neo-devrilene manifesto:

    her aşk biter, beraberinde getirdiği zayıflığı da yanında götürür. atarsın yumuşak karnını bir kenara, yeniden doğarsın sanki..
    karşında; yumuşak karnını yumruklayan, yanında; ona alkış tutanlar vardır.
    çok söz vardır boğazında düğümlenmiş, bir o kadar da yoktur. ne söylesen fayda etmez; ne sen rahatlayabilirsin, ne o başını öne eğer, ne de alkışlar kesilir.

    çünkü gücünü sadece güçsüzlerden alabilendir o.
    her sömüren, her opportunist, her kapitalist gibi o da tek başına bir hiçtir.
    bir vampirdir belki de insan bile değil, susadığı kanı içerken boynundan, seni öldüren.
    id'den aldığı direktifleri yerine getirmek uğruna onun için dupduru akan bir nehre işeyen ama başı dik dolaşabilen.
    nehrin güzelliği karşısında kalbi bile sızlamayan hatta üstüne bir daha işeyen.
    mottosu “ben buyum abi” “ben adama bunu yaparım” olan.
    bu mottoyla yaşayabilendir.
    sen burnunu kapatırsın kusmamak için..
    varsın, her ademoğlunun dün – bugün - yarın yaşamış veya yaşayacağı en aciz hallerden olan aşık olma halin, birilerinin özgüven tazeleme aracı olmuş olsun,
    varsın gençler gülmüş eğlenmiş olsun.
    dedim ya atarsın yumuşak karnını bir kenara, yepyeni bir hayat doğar bizde ve heryerde, belki ülkende değil ama kendi içinde bir devrim yapmışsındır artık. ben bir devrimciyim - seni deviren !
  • sevgili eski sevgilim,
    hayatin boyunca mutlu olamayacagini bilmek cok eglenceli. daha da eglencelisi benim suan mutluluktan cilgin atiyo olmam. hahahahah
    "cimlere basma xx, cimleri eziyorsun
    kusura bakma xx, ibneye benziyorsun"