şükela:  tümü | bugün
  • çok acayip bir süreç. insanoğlunun geçtiği en acayip evrelerden birisi. hani açlık insanı vahşileştirirmiş ya, insanın canı acıyınca da öyle. kendisini tanıyamıyor. kolunu bacağını kırsan bağırırsın, bu öyle de değil. her şey içinde. sessizce. hiç geçmeyecekmiş, hiç bitmeyecekmiş gibi geliyor.

    hafızası iyi olan insanın aynı anda duygusal olması çok büyük eziyet. direkt hatalı üretimsin yani. eğer duygusalsan hafızan iyi olmayacak. zaten şu süreçte her şeyin onu hatırlattığı yetmiyormuş gibi, her ince detayı hatırlıyorsun böyle. şurda yemek yemiştik, o gün şunu demişti, falanca yerde şöyle bi sevimlilik yapmıştı, buraya en son onunla geldiğimizde çok güzel giyinmişti, en son bu şarkı çalarken şöyle öpmüştü, falan, fişman. onu hatırlatan her şeyden kaçmaya çalışıyorsun. bildiğin şehrin yarısı iptal, şarkı dinlemek mümkün değil.

    severek ayrılmak diye bir şey var, bildin mi? bilme zaten. hani kin tutabilen bir adam olsam, düşmanımın başına gelsin derim. ama öyle böyle değil. kavga ederek, kızarak, sinirlenerek, nefret ederek ayrıldığında insanı sadece "nasıl tanıyamamışım" duygusu kaplıyor. kızıyorsun bir süre, "benim gibi adama yapılır mıydı" diyorsun, sonra yokluğuna alışınca akılda en son o ayrılık sürecindeki kavga gürültüden başka bir şey kalmıyor. aklında o kavga ettiğin sevimsiz insan kalıyor sadece. unutuyorsun gidiyor.

    ama hala severken, şartlar böyle gerektirdiği için ayrılmak var bir de. işte bu çok kötü be. harika bir ilişki yaşamışsın, her şey muhteşemmiş. iyi anlaşmışsınız. o kadar iyi anlaşmışsınız ki, ayrılırken bile tartışmamışsınız. ayrılırken bile her şey olabildiğince güzel olmuş. sarılmış, kendine iyi bak demiş, kendi yollarınıza gitmişsiniz. işte bu çok zor be. insan eski sevgiliyi unutmak için gözünden düşürmek istiyor, "daha iyisini bulurum" diyebilmek istiyor. oysa ki senin aklında nemli gözleriyle sana son kez sarılan kızın hüzünlü yüzü kalmış, onunla yaşadığın birbirinden güzel anılar kalmış. onu başkasıyla düşünmeyi bırak, kendin bile başkasına dokunmak istemiyorsun. "benim ellerimin o nemli gözleri silmesi gerekmez miydi?" diyorsun hatırladıkça. belki aynı şeyleri onun da düşünüp, aynı derdi onun da çektiğini biliyorsun bir yerlerde. diyorsun ki "o ağlayınca benim ona sarılıp, 'her şey yoluna girecek bir tanem' demem gerekmez miydi?". olmuyor işte. hayat böyle. yollar ayrılıyor. insanın içi yanıyor. ama böyle. lanet olsun ki böyle.

    unutmak. unutma kısmı biraz şizofren işi. sonu gelmek bilmeyen monologlar. kendini telkin etmeye çalışmalar, her şeyin yoluna gireceğine inanmak için sonsuz bir çaba, içinde bir filozof şüpheciliğiyle her telkinine bambaşka bir soruyla karşılık veren lanet bir ses. bir taraftan kaç zamandır geceni gündüzünü beraber geçirdiğin insanın birden bire hayatından kaybolmasının boşluğu, hüznü. ama en çok o iğrenç monologlar. her şey güzel olacak, hayır olmayacak, yeni birisiyle tanışacağım, hayır istemiyorum, ama tanışacaksın, tanışamam nerde tanışacağım, hayat süprizlerle doludur, hayat hüzünlerle doludur, acaba şöyle mi deseydim, peki ya ayrılmasaydık, en iyisi buydu, hayır en iyisi onunla beraber olmaktı, gözleri ne güzeldi değil mi, hayır düşünme şimdi gözlerini, acaba o da beni düşünüyor mudur, belki düşünmüyordur, ama ya düşünüyorsa, ya ayrılmasak nasıl olurdu bu arada, hayır ayrılmamız gerekiyordu işte... binlerce karmaşık düşünce. kafanın bir tarafı "lanet olsun sebebi her neyse, onun gibisi yok, onu istiyorum" diyor. öteki tarafı ise işin bir mantığını bulmaya, mantığı yoksa da yaratıp kendini ona ikna etmeye çalışıyor, "böyle olması gerek" diyerek. kendini yiyip bitiriyorsun. unutmak zor. her şey onu hatırlatıyor. insan kendini tanıyamıyor demiştim ya, öyle işte. sen sen değilsin çünkü. sen kafanın içinde kavga eden o seslerden ibaretsin unutana kadar.

    ha, o sesler. bir de depresyon sakalı. bir de içindeki kocaman boşluk. tüm gece oturup boş boş candy crush oynayasım var aslında. ama oynayamıyorum. o oynardı candy crush, o oyun bile canımı acıtıyor. yatıp uyusam? rüyama girecek ayrıldığımızdan beri her gece olduğu gibi. alışana kadar böyle işte. monologlar, onu hatırlatan her şeyden kaçmak. üstüne de rezalet bir hüzün duygusuyla kocaman bir boşluk serp. işte sana eski sevgiliyi unutma süreci. kendini tanıyamadığın, zaten kendin olmadığın acayip bir dönem.

    onun hayatıma girişini de en iyi orhan veli anlatırdı, "birdenbire" diye. şimdi bu satırları konuşuyor benim yerime :

    bilmezler yalnız yaşamayanlar,
    nasıl korku verir sessizlik insana;
    insan nasıl konuşur kendisiyle;
    nasıl koşar aynalara,
    bir cana hasret,
    bilmezler.
  • seni unutmam mümkün degil, ama ben geldigim yere geri dönüyorum.

    bu kusursuzluk senin olsun. birgün kendimi inkar etmeye karar verirsem bunu sadece kendim için yapmaliyim: mükemmellik senin olsun.

    sana herseyimi vermemi istiyorsun. oysa ne seni, ne de kendimi taniyorum: kutsallik senin olsun.

    bu ask beni tutuk, ezik, korkak biri yapti. seni biraz olsun etkileyebilmek için yaptigim bütün fedakarliklarin, hayatimin en büyük bencillikleri oldugunu anladigim an kendimden kaçip kurtulmak istedim. o an anladim ki, firindan aldigim ekmegin sicakligi bu asktan daha kutsaldi. yüzümü isitan mütevazi günes, evlerine ekmek götürdügüm çocuklarin sevinci, çay bardaklarindaki kasik sesi daha kutsaldi. o küçük mutluluklar, o eksik, o kanaatkar doyumlar daha kutsaldi...
  • hiç gereksiz panik yapmayın!
    biliyorum sevecenler..
    ayrılık sonrası depresyon sürecinizde bu tür başlıkları çok sık ziyaret ettiniz..

    şimdi ne olucak ben bu acıyla ne kadar daha yaşıycam endişelerinizi de koyup cebinize, eski sevgili senin aşk acısı benim başlık başlık gezip okudunuz...

    ve okuduklarınız sizi kah ürküttü kah rahatlattı kah bi boka yaramadı..

    ancak şunu diycem..

    eski sevgiliyi unutmak.
    oluyormuş.

    içinizi ferah tutun..
    tecrübe edildi milyonlarca kez.
    bi de benden duyun diye yazıyorum.
    eski sevgili unutulurmuş.
  • mümkün olmayandır. eski sevgili unutulmaz, ancak ondan vazgeçilir. ona yüklenen anlamlar, ona bağlanan umutlar bir bir silinir, gözde yüceltilen o insan olmaktan çıkartılıp normalleştirilir ve zamanla geçmişte kalan bir isim olarak anılarda yerini alır. bir şekilde adı geçtiğinde "ha, öyle biri vardı di mi" denilen insanlardan biri olur, ama unutulmaz.*
  • işte bunlar hep mutluluk.
  • bu başlık tıklanmışsa henüz gerçekleşmemiş demektir.
  • (bkz: unutama beni)
  • bu entry girildiği anda kendini yalanlamış olan eylem.
  • sevgiliden tekmeyi yedikten sonra yalnız kalmak bu hayattaki en büyük sınavlardan bi tanesidir. kendinizi loser görmeyin, hayata bakış açınız değişir, ufkunuz açılmış olur kendinize geldiğinizde.