şükela:  tümü | bugün
  • evet , yine eski sevgili..... demek ki çok da eskimemiş. belki de aylardır acaba karşıma çıksa ne yaparım , ne düşünürüm , ne hissederim diye düşünürken msn'de karşılaştım. yüreğimde birden bir çarpıntı... ne oluyor diyorum , o eski sevgili , eski...
    acaba o mu önce yazacak ben mi yazacam diye beklerken bir " merhaba " .... merhaba karınağrım merhaba.
    konuşmaya o başlasın diye dua ediyorum. o başlıyor

    - evliliğin nasıl gidiyor ?
    - eh işte evlilik...
    - senin nişanlılık nasıl gidiyor ?
    - eh işte nişanlılık
    ( karşılıklı smley )
    ağlanacak halimize gülüyoruz oysa. belki de ağlıyordu , belki de ağlıyordum....
    buluşalım mı ? diyorum. niye diyorum , buluşsak ne olacak sanki ? bilmiyorum ama buluşalım mı diye soruyorum. ne beklediğim ne de beklemediğim bir evet alıyorum.
    fonda ahmet kaya çalıyor " ne sen leylasın ne de ben mecnun " ... " hep sonradan gelir aklım başıma hep sonradan ..."
    buluşma yerine doğru gidiyorum. buluşmayalı 2 yıl olmuş. ilginç ama buluşmaya giderken aklımda buluşmayla ilgili hiç bir şey yok. az önce çıktığım sınavı düşünüyorum. halbu ki gittiğim sınav daha büyük . acaba unutmuş muyum onu ? acaba onu ilk gördüğümde ne hissedecem , ne hissedecek ?
    bir masada oturmuş telefonuyla uğraşıyor. belli ki hepimizin " boş boş oturuyor " konumuna düşmemek için yaptığımız telefon kurcalamalrından. yavaşça yanına yaklaşıyorum.
    - merhaba
    - aaa merhaba

    tokalaşıyoruz daha iki yıl önce son ayrılmamızda birbirimize sarılarak ayrıldığımızı hatırlayarak... gözlerine bakıyorum o da benim gözlerime bakıyor. nasıl bakabiliyorum o gözlere ? bu kadar cesur muydum diye soruyorum kendime.
    - ne bakıyon ya öle ?
    - özlemişim
    - ben de
    bir kaç saniyelik sesszilik...
    -sınavın nasıl geçti ?
    iyi diyorum çok da umrumdaymış gibi.
    - buluşmakla iyi mi ettik ?
    - iyi ya da kötü değil. iyinin ve kötünün ötesinde....
    yine sessizlik... tekrar o başlıyor

    - vay be bir daha buluşacağımıza kim inanırdı ?
    - kadir inanır. ( evet , iğrencim )
    karşılıklı gülüşmeler...

    iki saat boyunca onun evlilik hazırlıklarından ve benim çocuklardan bahsediyoruz. bir an dayanamıyor , gözleri doldu dolacak soruyor

    - çok trajik biliyor musun ?
    - bilmekten öte o trajediyi yaşıyorum
    - iyi bok yiyiyorsun
    - iyi bok yedirdin
    - neyse yaa eski muhabbetlere tekrar girmeyelim

    eski günlerde olduğu gibi biraz siyaset konuşuyoruz , biraz eski arkadaşlardan... bir yandan kalkıp gitmesini istiyorum , bir yandan da bir ömür orda çakılıp kalalım istiyorum.

    yavaşça kalkıyor.

    - bana müsade
    - peki
    - tekrar görüşelim olur mu ?
    - neden ?
    - sen de görüşmek istediğin için
    - olur

    tekrar tokalaşıyoruz ve masadan kalkıp gidiyor. ben ardından bakmamak için buluşma öncesinde onun yaptığını yapıyorum , telefonla uğraşıyorum. mesajlar kısmına giriyorum , " ey hayat sana kafam girsin " yazıp taslaklara kaydediyorum

    edit: ben boşanır o ise evlenir. eski duygulardan geriye hiçbirşey kalmaz...
  • "eski sevgilinize seni özledim diyorsanız eğer, hayata kaldığınız yerden değil, kandığınız yerden devam ediyorsunuz demektir."

    sözün doğruluğuna yürekten inandığım için "eski sevgiliyle görüşmek" vakit kaybıdır.
  • schopenhauer'un " karşınızdakinin sizi sevdiğini bilmek, ona sahip olamamanın getirdiği tatminsizliği asla gidermez." sözünün doğruluğunu tecrübe etmenizi sağlayan eylem.

    #18346219
  • yeni sevgiliden ayrılınca yapılan eylemdir genellikle. insanoglu sevmez yeni denizlere pupa yelken acmayi, cevirir eski telefon defterlerinin sayfalarını, elinde bir tutkal, yapistirmaya calisir eski kirik vazolari.
  • o zamanlar ankara'daydım. üniversite yıllarım. istanbul'dan kalkıp ankara'ya gitmenin hüznü de var içimde. ama bu hüznün sebebi, istanbul'da acayip sosyal bir adam olmam filan değildi. ankara'yı sevememiştim. yurt hayatını sevememiştim. sırf ailemden ayrı olmak için giriştiğim ve sonunda yalnız kaldığım bir macera gibi geliyordu bu bana. ilk aylarımda sıkı arkadaşlıklar da kuramamıştım. otu boku bahane edip istanbul'a dönüyordum zaten. hayatım enteresan bir sürüncemede ilerliyordu.

    bir gün, eski sevgilim ankara'ya geleceğini ve müsaitsem buluşmak istediğini söyledi. ben de durur muyum hemen yapıştırdım cevabı. tabii ki gelirdim. eskilerden birini görmek iyi gelecektir diye düşündüm. hemen kızılay ykm'nin önünde bir buluşma ayarladık. vakit gelince gittim, beklemeye başladım. o ara kağıt mendil satan bir kız çocuğu yanaştı. ısrarla bir tane olsun satın almamı söylüyordu. almıyordum. baya bi inat etti. ben de inat ettim. sonunda "inşallah batarsın ayı" dedi ve gitti. ne batıcam lan dedim arkasından ama duymadı.

    daha şoku atlatamadan hatun geldi. çaktırmadan birbirimizin suratını süzerek yürümeye başladık. ne kadar değişmiş olduğumuzu bir anda anlamaya çalışıyorduk ama anlayamıyorduk tabii. geçmişin iyi anılarını seçerek konuşmaya başladık. yürümeyelim şurada bir yere oturalım dedi ve güven park'ta bir banka oturduk. hala üzerimizde tuhaf bir heyecan vardı. kırıp dökerek ayrılmadığımızdan konuşmalarımız çekingendi. tam bu sırada bir tane de çiçekçi dadanmasın mı!. bizi taze sevgili sanmış olacak ki tutturdu bir tane gül al diye. en masum yüz ifademle ve osuruk gibi sesimle bu teklifini red ettim. ama ısrar etmeye devam etti. yanımdaki hatuna mahcup olmak istemiyordum ama yine "yok sağol, kalsın" dedim. insanlara kolayca hayır diyemediğimi bilen eski sevgilim gülümsemeye başladı. adamda acayip bir satış stratejisi var, durmadan konuşuyordu. iyi ver bi tane dedim. çıkardı verdi bi' tane gül. ne kadar bunun fiyatı dedim. gönlünden ne koparsa dedi. en sevmediğim laf! elimi cebime daldırdım ve fazla para çıkartmamaya dikkat ederek o zamanın parasıyla bir 5 lirayı çıkartıp uzattım. suratını ekşiterek bu mu dedi. eşşeğin ziki dedim ama içimden. sonra elimi bir daha cebime daldırdım ve utançla bir 5 lira daha çıkartıp uzattım. yine memnun kalmamıştı ama aldı parayı ve gitti.

    elimde gülle kalakaldım bir an. olum dedim götüne mü sokacaksın bunu. sonuçta ver bari kıza dedim ve yüzümü ona döndüm. baya belirgin bir şekilde gülümsüyordu. gözbebekleri fıldır fıldır bana bakıyordu. heyecanlandım lan. utançla karışık sessizce uzattım bunu ona. kabul edemem dedi. neden dedim. kabul edemem işte dedi. ne demek istediğini gayet iyi anladım ama keyfim sıfırın altına inmişti. gittim çöpe bıraktım çiçeği. biraz daha oturduk ama sonra işi olduğunu söyleyip kalkıp gitti.

    çok sinirlenmiş ve çok kırılmıştım. canım sıkkın biçimde yurda dönmeden önce gidip atm'den para çekeyim istedim. o sıra bir tane eleman geldi yanıma. tutturdu telefonunu versene gardaş diyor. ne oluyo lan dedim. dedi ki acil lazım ben de gontür kalmamış. verir miyim lan, olmaz kardeşim kusura bakma dedim. ama ısrarı bitmiyor elemanın. sonunda, ya sanki telefonunu yiycez yaa", dedi ve artık o an canıma tak etti ve boğazına yapıştım. siktir git lan burdan diyerek savurdum bunu. arkasına bile bakmadan gitti söylenerek. siktirsin gitsin. hiçbi şey istediğimiz gibi gitmez elbet ama düşlediğimize de bu kadar uzak olmasak iyiydi.
  • racona ters. kahvedekiler ını nın der.
  • en taze eski sevgiliyle gorusecegini bilmek insanin kafasini karmakarisik ediyor. ongorulebilen pek cok diyalogun tum olasiliklari cizilliyor, kesiliyor biciliyor kafada.

    ne konusacagiz? konusulmamis onca sey varken cesaret edip konusabilecek miyiz?/isteyecek miyiz ki konusmayi? istiyor muyum?

    ozledim/ozledin/ozledik miyiz ki? tum bunlarin hicbirine girmeyecek kadar olgun ve guclu davranabilecek miyiz? senden hic suphem yok- kendime guvenmiyorum ki ben.

    kafami toplayip toplamadigimi soracaksin. benim kafam hic toplanmaz ki sevgili. ne diyeyim sana? cozumum olup olmadigini soracaksin. cozum bende degil ki sevgili? kosullar belli, yapabileceklerimi tum sartlarimi zorlayarak zaten getirdim hep yanimda, tek basima nasil cozeyim sevgili? yanimda olman gerekirken neden yanimda duramiyorsun sevgili? sana bu soruyu sormaktan alikoyabilecek miyim kendimi. confrontational olmaktan kacinabilecek miyim. benden korktugunu, deli gibi korktugunu gormek seninle konusmak icin cesaretimi kiriyor sevgili. ne soyleyeyim sana? ne soylesem, yanlis bir seyi soylemis olacagim en nihayetinde. cozumler bende degil ve sana anlatacagim hicbir sey yok sevgili. kafam hic toplu degil iste, birak daginik kalsin. tek basima yuklenemem/yuklenmem bir iliskinin devaminin gerektirdigi cabayi. ne konusmak istiyorsun sevgili?

    ablanlari babanlari yeni bebegi sorup sohbet etmeli ve kacmali mi yanindan? sivismali miyim? demeyecek misin yine, kacaksin sen diye? birakip gidiyorsun her seyi diye? ben de sana seni hic birakmadim demeyecek miyim? benden ayrildin sen, beni biraktin sen demeyecek misin?

    ne konusacagiz.

    sevisememe tutuklugunda, friendly and civilised bir sacmalikta, anlamsiz bir iskence olacak her sey.

    veya bunlarin hicbiri olmayacak ve ben anlamsiz yere kafayi yiyorum durup dururken.

    kendimi sana gostermekten oyle korkuyorum ki. ortaya hic cikmayabilirim bu korkudan sirf. kacaktim, hep kacak kalabilirim ne de olsa.

    ne fark eder.
  • bitmiş şampuana su katarak sulandırarak tekrar yıkanmaya çalışmak ile eş değerdir. bitmişse zorlamamak lazım.