şükela:  tümü | bugün
  • söyleme* tarzına bağlı olarak özlem içerir.
    (bkz: eskiden)
    (bkz: çok eski zamanlar)
    (bkz: geçmiş zaman)
  • fevzi karadeniz'in pencere yayınları'ndan çıkarmış olduğu biraz trajik, biraz komik anı kitabı.
  • eskiler eski zemanlar der. (bkz: kalamış)
  • eskilerden biri telaffuz etse, buna "eski zemanlar" derdi.
  • nerede olduğu bir türlü kestirilemeyen bayramların yaşandığı belirsiz gün ve haftalar.
  • o sevdaların, o heveslerin bir gün gelip de yetmeyeceğinin bilinmediği zamanlardır.
  • hep iyi olanlardır. nedeni ise ; insanın geçmişteki olaylara ancak iyi anılarını aramak için ulaşmasından , kötü anılarını ise daha iyileriyle karşılaşmasından ötürü unutmasından dolayıdır.
  • bizim çocukluğumuzda arayanı henüz gösteremeyen telefonlar vardı ..ahizeli, tuşlu.. kimin aradığını bilmemek büyük bir heyecanmış.. annemle gözgöze gelip önce ben koşacağım demek, ilk aloyu ben diyebilmekmiş.. yanlış numaranın bolca aranarak, kusura bakılmayacak tatlı hataların yapıldığı zamanlarmış. ne hoşgörülüymüşüz.. ne mütevaziymişiz.. arandığında evdeysek konuşup plan yaptığımız, değilsek evde olduğumuz zamana kadar beklemek inceliğiymiş o zamanlar.... şimdi en son teknolojide arayanı söylemekle kalmayıp arayanın yer bildirimini, görüntüsnü evimizin içine getiren elimizin içine sığdırdığımız telefonlarımız var.. peki ya o tatlı telaşlı heyecanlarımız nerde kaldı.. benim annemden önce telefona bakma heycecanımı kaç çocuk daha yaşayabilecek şimdi..herşeyi bilmek o kadarda güzel değilmiş
  • eski zamanları -özellikle annemin babamın gençliğini, anılarını- siyah beyaz hayal ederim. sanki o devirler siyah beyaz yaşanmış gibi. muhtemelen eski fotoğrafların siyah beyaz oluşundan.
  • eski neden o kadar güzel de özlüyoruz?

    terli çocukluğumuzun sırtına havlu koyanlar eksiliyor gibi hissettiğimizden, sokakta oynarken akşam olduğunu hatırlatan anne seslerinin de susacağını hatırladığımızdan, çocukluğumuzun evlerindeki dantel örtüler sarardığından ve yerleri hep boş kalacağından, babamız annemize sanki bir daha hiç mahcup bir sevgiyle bakamayacakmış gibi naif duygulardan uzaklaştığımızdan, mektup yazmaların yerine birbirlerimizin hayatlarından sessizce gitmeyi marifet saydığımızdan, inandıklarımız azaldığından, korktuklarımız fazlalaştığından... elimizdeki boş kahve fincanıyla kapısını çalacağımız komşularımız olmadığından, birimiz zorda kaldığında aramızda topladığımız üç beş kuruşu gizlice çantasına koymak yerine, düştüğü durumdan zevk aldığımızdan, sevmeyi bilmediğimizden, nefreti öğrendiğimizden, ağız dolusu gülüşlerin yerine ağız dolusu küfürlerin lügatına hakim olduğumuzdan, huzurlu öğle uykuları yerine, mutsuzluklarımızdan uzun gece uykusuzluklarına hapsolduğumuzdan, ölü evinde sessizce oturmanın erdem olduğunu unutup, kapı önüne bırakılan bir çift ayakkabısına basar gibi arkasından sövdüğümüzden, incelikleri ve zarafeti saflık, salaklık gördüğümüzden, özcesi ağlayarak geldiğimiz dünyaya gülümseyerek tavır almak yerine alaycı kibrimizden... eski zamanlara, eski filmlere, eski fotoğraflara bakıp avunmamız hep bu yüzden... “güzel anılar gibi hüzünlü/ hüzünlü şarkılar gibi güzel…” olduklarından.