şükela:  tümü | bugün
423 entry daha
  • 2001'den beri her yil gelir 1 hafta 10 gun falan kalirim. gerci benim eski$ehir gormu$lugum adalar, doktorlar*, cengiz topel* civari ve anadolu universitesi kampusunden ibaret. sirf 90'larda anadolu universitesi'nde okuyan abilerimizin japon bahcesi'ndeki yiyi$me maceralarini dinledigimiz icin cogumuz burada okumak isterdik. daha eski$ehir'in haritadaki yerini bilmezken doors park, eskisehir hayal kahvesi, buda bar, 6 45'in isimlerini biliyorduk taa soma'dan. sirf bunlar bile burada okumak icin onemli nedenlerdi ama olmadi, dagildik hepimiz dort bir yana.

    eskiden eski$ehir'e daha cok benziyordu sanki buralar. 2 gundur $oyle bi bakiyorum da artik daha cok bi orta avrupa $ehri havasi ta$iyor sokaklar. cig boregi, yildiz lokantasi, porsuk'u ve diger detaylari ile ya$amak icin oldukca ideal bi yer ama mesela dun berbere gittim, bi abi dediki ;
    "bizim zamanimizda eski$ehir'de herkes birbirini tanirdi. daha guzeldi." gerci bu yakari$ memleketin her yerinde kullanilabilir bi kalip. ama oyle dedi. bizde yalan yok.

    gordugum kisimlari itibariyle $unu soyleyebilirim ki; bu $ehrin bi level sonrasi amsterdam.
  • eskişehir üzerine son dönem yazılanlar, onun ne kadar da bir doğu avrupa şehri olduğuna dair sözler ve belediye başkanının alnından öpme girişimleri vs. oranın doktorlar caddesi ve benzeri yerlerden çok daha fazla bir şey; sınıf ayrımının çok hissedilir olduğu bir fakirlik, yozluk ve sömürü şehri olduğunu bilen benim gibiler için ne ifade eder?

    radikal iki'de yayımlanan pek itici bir yazıda, bu şehrin erdemlerine methiyeler düzülüyordu, yazının şu kısmı ise, bakan gözlerin kimin gözleri olduğunu, dolayısıyla kağıda aktarırken ne kadar seçici davrandığını apaçık gösterir:

    <<doktorlar caddesi boyunca yürürken bir sürü yerli ve yabancı markanın eskişehir'de üs kurduğuna tanık oluyorsunuz. yürümekten yorulduysanız, schlotzsky's'in doktorlar'daki şubesinde bir mola verebilirsiniz. bu arada, garsonları da tahmin edemeyeceğiniz kadar iyiler.>>

    oh mon dieu!
    gerçekten de bu şehir superior, huh? en kalın enseli bir gezi dergisinin satırlarında rastlayabileceğiniz türden, duruşunu hemen belli eden ifadeler bunlar; benzer sözleri, kenar mahallelerinde açlığın kol gezdiği, dört duvar arasında kadınlara zulümlerin edildiği ve emeğin doymak bilmez vampirlerce emildiği sömürge ülkelerine geziler yapan tv programlarının sunucuları pek sever. bölgenin yerel tatları, içkileri ve manzaraları bir bir tüketilirken, kadraja giren kahrolası bir fakir bizi ne kadar da rahatsız eder!

    eskişehir'deki tekstil atölyelerine günlerinin 10 saatini, haftalarının 6 gününü gömen tanıdıklarım, yakınlarım var; çalıştıkları koşullar, iplik tozları, gözcü baskısı ve iş sırasında tuvalete gitme, konuşma ve oturma yasağı, aldıkları asgari ücret eskişehir'in batılı cakasını bozar mı dersiniz? eskişehir'e "üs kuran" yerli ve yabancı markaların esas bedeli budur.

    şehirdeki fabrikalarda ömür çürüten, yılda 10 gün izin bulursa kendini şanslı sayan ve bir dönem işte tutunabilmek için para almaksızın bile çalışmış tanıdıklarım da vardır. bu insanların şlotskiz'in yanından geçebileceklerini ve "oradaki garsonlar tahmin edemeyeceğim kadar iyiymiş yau" diyebileceklerini sanmıyorum.

    kaymazlar davası sırasında adalet sarayına düzenlenen faşist saldırlar, yaralanan onlarca kişi, osmangazi üniversitesinde kollanan türkçülük, şehir yönetiminin sanatsevici sosyal demokrat kisvesi altında milliyetçi bir "apolitizmi" pompalaması, oraya buraya ne mutlu türküm diyene haykırmalı heykeller kondurması, vişne evleri denen zengin ikametgâhına para akıtırken, ankara yolu girişindeki emekçi mahallelerine yıllardır dokunmadan geçmesi.

    eskişehir çılgınlarının bu meselelerde ağzını bıçak açmıyor velhasıl. çünkü hep sınıflardan azade gösterilen bu temiz yüzlü çocuğun pek de iç açıcı olmayan çatlak elleri, çıplak ayakları vardır.
3243 entry daha