şükela:  tümü | bugün soru sor
  • bir çamur ibo efsanesi vardır ki unutulmaz. öğle arasında maç yaparken, top bataklık haline gelmiş tarlaya kaçtığı için topu almaya bu talihsiz genç çocuk ibo gönderilmişti. arkadaş topu almaya gitti ama gidiş o gidiş. çamura battı ve çıkamadı. neyse ki zeki hocamız uzun sarı belediyeci çizmeleriyle gelip kurtarmıştı çocuğu.*
  • hayatımın en eğlenceli yıllarını geçirdiğim mekan.

    yalnız çamur ibo olayı yanlış anlatılmış. bizzat şahit olmuş birisi olarak anlatayım.

    tarihi net hatırlamıyorum. ama senelerden 2005, mevsimlerden bahardı.

    sınıfa yeni girmiştim ki kahkahalar arasında bir cümle dikkatimi çekti.

    "arkadaki tarlada çocuğun biri çamura batmış."

    ulan durur muyuz. sınıflarda ne kadar ipsiz, sapsız varsa manzarayı seyredebileceğimiz okulun arkasına bakan ve tüm katlardan yemekhaneye inişi sağlayan merdivenlerde bulunan pencereye koştuk. tek pencereden o kadar kazma bakmaya çalışınca doğal olarak bir izdiham da oldu. gerçekten de tarlada dizlerine kadar çamura batmış bir adet mal vardı.

    cümbür cemaat gülme krizine girdik koridorda. baktık ki dersin başlamasına 15 dakika var, koşa koşa tarlaya gittik. ilk baktığımızda bu alığın arkadaşları da tarlanın kenarındaki yolda bekliyorlardı çamur içinde. bunlar o zaman hazırlık. üst sınıflar olay mahalline intikale başladığında diğer elemanlar kaçmış. çünkü üst sınıflar geliyorsa hocaların damlamasına da çok kalmamış demektir.

    neyse efendim biz tarlanın yanına vardık. bir baktık çocuk harbiden batmış. hem de ne batma. çamurla bütün olmuş herif. bacaklarını yukarı doğru çekemiyor, denerse biraz daha batıyor. bir de ağlamaya başladı.

    lan gerçekten üzücü ama ağladıkça güldük. öyle böyle bir gülme değil. katıla katıla, böğüre böğüre güldük.

    o ağladı biz güldük, biz güldük o ağladı. yav birbirimize gülmeyin erkek adam, gururu kırılır diyoruz. ama manzara ve bu manzaraya sebep olan mallık o kadar komik ki şahit olmayan anlamaz, anlayamazsınız.

    tabi ki ilk derse girmedik. bir süre sonra 2-3 hoca geldi. kılıç diye anılan ve hiç dersime girmemiş bir ingilizce hocası paçaları sıvayıp çamura girdi ve elemanı kurtardı çeke çeke.

    yalnız olay mahallinde bira tane bile kız öğrenci yoktu. incileri dökülecekti herhalde. insan merak eder, gelip bir bakar.

    şimdi gelelim ibo'ya çamur ibo lakabı takılmasına ve okul hayatı boyunca bu rezillik yüzünden büyük sorunlar yaşamasına neden olan aptallıklar silsilesine.

    bu çamur çocuk(üst sınıflar olarak böyle sesleniyorduk) ve arkadaşları sabah okulda toplanıp okuldan kaçmaya karar vermişler. dönem dönem kaçmak kolay olsa da genelde zordu. çünkü zeki hoca isimli bir........ müdür yardımcısıydı ve ara ara kaçanlara kan kustururdu.

    burada birazda zeki hoca denen yaşam formundan bahsedelim. bu adam her daim elinde 30'luk cetvelle dolanan, mütemadiyen türlü türlü sebeplerle, bazen de sebepsiz yere erkek öğrencilere bu cetvelle girişen bir öğretmenimsiydi. bahsi geçen yaşam formunun karakterini daha iyi anlatabilmek için bazı örnekler vereyim.

    bir sebepten, hatırlamıyorum ama zeki hoca denen formun karşısına çıkacak cesareti gösterdiğimize göre mantıklı olması lazım, odasına gidip izin kağıdı isteme gafletine düştük. lan adam neden falan demeden cetveli kaptığı gibi bize doğru koşmaya başladı. zor attık kendimizi dışarı. oda kapısından da bize bağırıp durdu. tam bağırırken, yanına bir kaç tane kız geldi. ooo kızları görür görmez yüzünde güller açtı, hanımefendileri içeri buyur etti. bizde inat ettik o izni alacağız. gittik tekrar odaya ve kızların izin istediğini duyduk. aha dedik kızları da kovalayacak. yok efendim sanki 2 dakika önce düşmanına bakar gibi öğrencisine bakan adam gitmiş, bir sevgi pıtırcığı gelmiş. yüzünde yavşak bir gülümsemeyle konuşuyor kızlarla. ulan onlarda bir kırıtıyor, bir kırıtıyor. izni aldılar. lan ben ki ortaokulda dahi kravatı ile gömleği salınmış şekilde gezen ve kravatına ter bezi muamelesi yapan adamım. gömleğimi içeri soktum, kravatımı adam gibi bağladım ve önümü ilikledim ki sebep bulamasın yomcuk.

    tabi ki duramadım ve hocam onlara izni verdiniz, bize niye yok dedim. vay arkadaş adam yine ipinden kurtulmuş dana gibi kopup geldi üstümüze elinde 30'luk cetveliyle. hayır bari cetveli unut. aksesuarı sanki herifin. anasının karnından da cetvelle çıkmış zannedersin. herif matematik, geometri hocası olsa cetveli olmasını yine anlarım. zıttı gibi türk dili hocası. cetvel de metal. sırf sadistliğine yapıyor.

    yine bu formun kaçanlara yaptıkları dillere destandır. bir ara kaçanları yakalarsa kötü olacağından bahsetti. tabi biz millet gibi keriz değiliz. eğer kaçmalar çoğaldıysa ya kaçmazdık ya da başka bir yol arardık. çünkü kesin kaçanlara karşı eyleme geçilirdi. hocanın uyarısını dikkate almayanlar yine kaçtılar sabah okulda toplanıp. sonra zeki yaşam formu bir hocanın arabasına bindi ve mahalleye girdiler. mahalleden akın akın öğrenciler okula doğru akmaya başladı. yav arabanın içinden ne yaptı da bu kadar korkuttu hala merak ederim. okulun yanında kocaman park var kaç içine işte. adam nasıl bir baskı kurduysa artık.

    bu herif yüzünden ne taktikler denedik. servis ayarlayıp öyle kaçmaya başladık, servislerin içine bakmaya başladı. serviste yere yatmaya başladık bunu da midemiz kaldırmadı.

    bu zorluk yüzünden, kaçmak maharet isteyen ve plan yapılması gereken bir işti. biz genelde servislerden okula varmadan çarşıda inerek buluşurduk. tabi ki bu tüm gün kaçacaksak başvurduğumuz taktikti. zaman zaman da aramızdan birisi daha ilk derse girmeden bugün kaçsak mı diye sorar ve milleti gaza getirirdi. bu sürpriz kaçışın tadı da bir başka olurdu.

    bazen de öğlen arasında kaçardık. işte böyle zamanlar için bir taktik geliştirdik. okulun arkasına bakan pencerelerden çantalarımızı aşağı atardık. sonra da sanki geziyormuş gibi okulun arkasına gidip, çantaları alıp bahsi geçen tarladan deparlardık.

    şimdi aklınızda, bu taktikle zeki denen yaşam formuna yakalanmadan nasıl kaçtımıza dair sorular vardır. okulun yanında cami var ve caminin önünde de durak. okulun öndeki iki kapısından da çıksan, arkadaki demirlerden de atlasan yönetim birimine gözükmeden durağa geçemezdin. işte bu tarla kör noktaydı. tarladan yola çıkıp sağa dönüp 30-40 metre yürüdükten sonra tekrar sağa dönerek caminin önündeki durağa gelir ve okulun görüş mahalline girmeden bir araca binerdik.

    işte bu çamur çocuk ve mal arkadaşları da aynı taktiği yapmak istemiş. lakin önceki akşam çok şiddetli yağmur yağmıştı. tarla yamuk olduğundan şiddetli yağmurlarda su tam da camiye bitişik kısımda birikirdi. tabi ki çömler bunu bilmiyor.

    izledikleri rota doğruydu ama kötü hava şartlarını ve bu şartların tarlaya etkisini hesap etmemenin kurbanı oldular. oradan geçmezsen yol uzar ve sürülmüş bir tarlada yürümek de nasıl bir eziyettir yaşayan bilir. düşünün ki biz bir de elimizde çanta koşuyoruz.

    bu aptallar yağmuru hesaba katmadan tarlaya girmişler, geri de dönmemişler. tarladaki izleri çok net okuldan dahi görülüyordu. bu çamur çocuk da suyun en çok göllendiği yere gitmiş ve çamura batmış. diğerleri de güç bela kurtulmuş zaten. çamurdaki izlerden nasıl bir mücadele verdikleri net olarak anlaşılıyordu.

    yılların tecrübeli kaçakları olarak bu acemiliklere ve çocuğun ağlamasına çok güldük zaten.

    işte okulun şehrin dışında olmasının kötü tarafları.

    buğday tarlasına kaçan topu bulmak için verdiğimiz mücadeleleri hala gülerek hatırlarım.
  • eskişehir'de bulunan ve bir zamanlar gerçekten hak edenin yerleştiği (yeni sistemi çok bilmiyorum adrese dayalı gidiliyorsa şirintepe şoparlarının doldurmuş olma ihtimali bulunmakta ) dördüncü güzide anadolu lisesi.

    çamur ibo olayına tanık ve o dönemin üst jenerasyonundan bir öğrenciyim, yukarıda anlatıldığı kadar zorluk yaşamadık kaçarken, aksine yine bahsi geçen caminin karşı çaprazında bulunan kahvede kolaylıkla okey masasını kurardık. evet, çamur ibo kaçarken yakalandı ancak kesinlikle acemiliğin vermiş olduğu acı bir deneyimdi bu zira öğle arasında aşıklar tepesine doğru çıksa ve bir daha asla geri dönmese ne zeki babanın ne kılıç hocanın ne de diğerlerinin ruhu bile duymazdı.

    aşıklar tepesi yazarken bile elim titredi, lambada titreyen alev üşüdü şairin deyimiyle. neyse, sebebi bende kalsın, bir gün buralar değerlenir de okuyanlar artar ise başımıza iş almayalım efendim.

    hayatımın en güzel günlerini, film fragmanı hızıyla bana yaşattığın teşekkürler okulum, teşekkürler kantindeki müzik kutusuna, üretim tarihi yarını gösteren ayranlara, okul önündeki sahada yapılmış gazozuna maçlara, asla bitmemek üzere kurulmuş dostluklara ve o kıvırcık saçlı kız, sana da teşekkürler.

    edit : düzeltme