şükela:  tümü | bugün
  • berkun oya' nın öykülerini, gazete yazılarını, tiyatro oyunlarını ve “terk edilmiş bir roman”ını barındıran resrospektif kitap.
  • okuyucusuna, her oyunu kafasında serkan keskin, ali atay, okan yalabık, bartu küçükçağlayan kadrosuyla oynatabilen eser.
    masum benzeri çok sayıda dizi projesi çıkabilir bu oyunlardan. zaten muhtemelen masum öncesi seren yüce ile bayrak'a karar verilirken tüm bu oyunlar tek tek değerlendirilmiştir. bence terk edilmiş bir roman ile yeni bir işe girilmeli, izleyici delirtilmeli. tam berkun'a göre bir proje.*

    dikkat melih cevdet'e yönlendirme gibi bir yan etkisi var. zaman kaybetmeden okuyunuz efenim.
  • everest yayınları etiketiyle raflardaki yerini almıştır. bilhassa yazarın uzun ve kısa oyunlarını içermesi sebebiyle okuyucularını sevindirmiştir. sağolasın berkun!
  • keşke tamamen romandan ya da gazete yazılarından oluşsa tiyatro kısımları için ayrı kitap oluşturulsa diye düşünmeden edemediğim bir berkun oya yapıtı. öyküler bazen pazar günü bazen cuma iş çıkışı,bazen sevgili kucağı bazen haksızlığın sert yumruğu gibiydi bitirince kitabı boşluğumuza katma değer bir esneme eşlik eriyor. uykuya merhabayın.
  • uyumaya çalışıyordur.
  • berkun oya'nın ne kadar başarılı bir yazar olduğunun bir kez daha altını çizen kitap. ilginçtir neredeyse çocuk yaşta izleyip çok etkilendiğim yangın duası isimli oyun da ona aitmiş. bu adam hayatımın daha nerelerinden çıkacak çok merak etmekteyim.

    kitaptan alıntı:

    sosyal mesafe, medeniyet ölçüsüdür. gelişmiş ülkelerin köklü ve büyük şehirlerinde dev meydanlar boşuna yok. tevazu ve bilgelik, kavrayış ve anlayış, olaylara ve birbirimize medeni mesafelerde durdukça mümkün. aşırı uzaklık ve aşırı yakınlık körleştirir insanları, olaylar ve durumlar bulanık algılanır, hayal gücü kısıtlanır ve medeniyetin baş düşmanı, hayal gücünden yoksun insanlardır. din,ırk, sınıf, statü...yalnızlık korkusuyla yaratılmış sosyal aidiyetler, kaybetme korkusuyla sürdürülen mutsuz ilişkiler gibidir, kolunuz belinde, gözünüz dışarıda, günü kurtararak geçer ömür, zoraki sevgiliyle.

    edit: yani okudukça sarılıp öpesim geliyor adamı bir insan nasıl bu kadar güzel tahlil eder herkesin yıllarca yüz göz olup da adını koyamadığı durumları. pes.

    'biz insanlar, hepimiz, psikozun kapısında, kuyrukta bekleyen adaylarız. hiç farkında olmadan meşguliyetle tedavi ederiz kendimizi. muhsin bey çiçekleriyle konuşurdu, sezen aksu şarkı yazar, tarlabaşı'nda bir kadın, bir ömür çamaşır asar. türlü türlü meşguliyetlerdir hayatı mümkün kılan, kimi müezzin olur, kimi aşık, kimi başbakan. insanı hayvandan ayıran en büyük farkın boşluk duygusu olduğunu düşünmüşümdür her zaman. rakunların içine birden sebepsiz sıkıntılar çökmüyordur herhalde. zengin bir evin kedisi 'her şeyim var, niye hala mutsuzum?' yazmıyordur günlüğüne. biz insanlar bir ömür boşluk duygusuyla mücadele ederiz. zengini, fakiri, mutlusu, mutsuzu bir an gelir herkesi vurur boşluk duygusu. güneşli ve güzel bir günde mağaza vitrinine bakarken de gelir, haberleri dinlerken de, bir imza atarken de hem de kendi düğününde. bu yüzden çocuk yapar insanlar, bu yüzden çocuk kalır. büyüdükçe artar çünkü bu duygu, en beklenmedik anda insanı esir alır.'