şükela:  tümü | bugün
  • ayni terimleri ve kavramlari kullanmadigi - ya da birbirine tekabul eden parcalara sahip olmadigi - icin iki seyin karsilastirilamayacagini anlatan ifade...

    kavramlarin icerikleri farkli olunca da benzer bir durum ortaya cikar. mesela, einstein'in sistemi ile newton'un sistemi esolculemezdir, cunku 'kütle' dendiginde ikisi farkli seyler anlatirlar.
  • erkeklerle kadinlarin ask derken birbirlerini anlayamamalarinin sebebi de tamamen budur. iki cins, cogu kez ayni sozcukleri kullanir, fakat farkli paradigmalara dahil olduklari icin ayri seyler kastederler.
  • asil ile zavallının karşılaştırılamamasının nedeni.
  • ingilizcesi: incommensurability. common ve measure kelimeleri kaynasarak olusmustur. olcmeyi* mumkun kilacak ortak* karsilastirma kriteri olmamasi icin kullanilir. kiyaslanamazlik demektir.
    (bkz: birebir tercume)
  • kosegenlerin ve kenarlarin uzunluklarini kiyaslayamayan antik yunanlilarin hediyesi kelime. soyle ki; bu kelime ilk kez, bir karenin kosegen uzunlugunun* kenar uzunlugu* cinsinden ifade edilememesi yuzunden kullanilmistir .
  • harun yahya kitaplarinda basariyla orneklendirilen kavram. bilimsel kavramlari bilimsel olan herhangi bir metodla değil de, inancla aksini kanitlayan ya da tam tersi, dinin "dogrulugunu" bilimsel gerceklerle aciklayan yaklasim.

    bu kavramlarin farklı olcutlerle, kendi kavramsal evrenlerinde degerlendirmesi gerektiginden, insanlar evrim teorisi yuzunden dinden cikmaz, doga karsisinda hayrete dusen bilim adami da imana gelmez.

    bonus:varilci darwin
  • sanırım "kuantum" denen kavram da bu mahiyette kıymetlendirilebilir ve eşölçülemezlik kelimesini açıklamak için güncel bir örnek olabilir.

    kuantum dendiğinde bir fizikçinin anladığı şey ile bu kelimeyi özgün bağlamından kopararak rehin almak suretiyle "kuantum tekniğiyle tikiş tokuş işleri" gibi kuntizliklerle cebini dolduranların anladığı ve dayattığı şey bambaşka.

    sıfat hali için (bkz: gayrikabil-i kıyas)

    .
  • her paradigmanın kendi iç bütünlüğü olduğunu ve dışarıya kapalı olduğunu iddia eden kuhn görüşü.

    ne demek bu eşölçümsüzlük, önce burdan başlayalım. mesela her bir dik kenarı bir birim olan bir dik üçgenin hipotenüsü aynı birimle ölçülemez. çünkü “karekök 2” irrasyonel bir sayıdır. yani dik kenarların ölçütü ile hipotenüsün ölçütü bir olamaz.

    işte kuhn da diyor ki: antik yunanda mesela renk değişimini hareket kategorisine sokuyorlar. bu ve bunun gibi örnekler de gösteriyor ki hiçbir paradigma dışarıya açılamaz, dolayısıyla paradigmalar arası bir geçiş imkansızdır.

    ve bunun zorunlu sonucu da şu: kültürler arası geçiş yoktur, dolayısıyla tarih süreklilik arz etmez, kesiklidir.

    bu, kuşkusuz bir saçmalık; diyelim renk konusunda yanılıyor antik yunanlılar, olabilir. peki bunun bir yanılgı olduğunu nerden bildin? nerden olacak, zihninde bir hareket/devim kavramı var da, ondan. sende şayet a priori bir devim kavramı olmasaydı, ne bu tesbiti yapabilirdin ne de “yanılmış yunanlılar” derdin. demek ki sende her kavramı tarihsel serüveninde bulaşmış çerçöplerinden ayıklayabilecek bir yeti var ki bu söylediklerini de söyleyebiliyorsun. peki her kavram kendi arılığında zihninde a priori mevcutsa sonuç ne olur? ne olacak, süreklilik mümkün olur. çünkü elinde her tarihsel kavramı vurabileceğin arı kavramın, yani bütünde işleyen bir ölçütün var.

    peki bu saçmalığı niye yapıyor kuhn efendi, böyle bişeyin motivasyonu nerden geliyor derseniz, hemen söyleyeyim, modern kültürle islam kültürü arasında varsayılabilecek herhangi bir geçişin önünü baştan kesmek için.

    bu son paragraf aziz yardımlı’dan, ki onun bu konularda hiçbir şekilde önyargılı davranmadığından emin olduğum için verdiği bu habere de inanıyorum şahsen. bunu ister çıkarsamış olsun, isterse de kuhn’un bizzat söylediklerinden aktarıyor olmuş olsun fark etmez, aziz beye bu konuda itimadım tam.

    peki bizim buralarda olaya nasıl bakılır, şöyle: thomas efendi söylemişse elbette bir bildiği vardır, öyleyse ne demişse doğrudur. yani kimse adamın bu söylediğinin ne anlama geldiğine, ve bunu neden söylediğine bakmaz — gerçi baksa da anlayamaz ya, neyse — , kayıtsız şartsız duyduk inandık derler. bizim buralardaki yaygın tutum budur, kimse de çıkıp ben böyle değilim demesin. ben hiçbir şeyi anlayıp etmeden kabul etmem diyecek olanlar varsa, onları gözlerinden öpüyorum, ki benim sözüm onlara da değil zaten, benim sözüm kendilerini bu iklimdeki genel havaya kaptırmış olanlara. ki böyle bir hava elbette var.