1. budapeşteye yaklaşık 1-1.5 saat uzaklıkta yer alan ve ağustos sıcağında bile dondurucu soğuklara ev sahipliği yapabilen bir kaledir bu kale. ancak tepeye çıkıldığında görünen tuna nehri manzarası osmanlının buralara neden gelmiş olduğunu bir kez daha hatırlatır bizlere*
  2. mehter bölüğünün marşlarından biridir. içinde acayip melodiler barındırır ki 55. saniyesindeki zilleri solosu ve 1.44 teki davul solosuyle kendisi en favori mehter marşıdır.

    edit: gelen uyarılar üzerine yazıdaki mehter takımı kısmını mehter bölüğü olarak değiştirmişimdir.
  3. genelde mhp kökenli belediye başkanlarının görev bölgelerinde bir temsilini yaptırmaktan haz duydukları kaledir, bu temsili kalelerden keçiörene ziyade daha başarısız olan biri de kırıkkale'de bina edilmiştir.
  4. barış mançonun sağ güruha mı sol güruha mı yakın olduğu yönündeki dönem tartışmalarına "sağ güruh" yanıtlarının verilmesini sağlayan marştır da kendileri. malum o zamanlar herkes bir saf tutmuş ya da bir safa tutturulmuştur. o da bu şarkıyı söyleyerek bir tarafa oturtulmuştur.
  5. 1543 yılında kanuni sultan süleyman tarafından bir ay kadar süren bir muhasaradan sonra amân (bazı müsait vaziyetler mukabilinde esirlere dokunulmaması) suretiyle fethedilmiştir. fethi müteakip budin beylerbeyliği’ne bağlı bir sancak merkezi olmuş ve ilk sancak beyi olarak da serhat gazilerinin namdarlarından yahya paşazâde mehmet bey tâyin edilmişti. bundan sonra estergon şehri ve kalesi, talihini kılıcında arayan şehbaz yiğitleri, turna telli ve karakuş kanatlı akıncı gazileriyle ün salmıştı.
    evliya çelebi 1663 yılında, sadrazam köprülüzâde fazıl ahmet paşa’nın maiyetinde macaristan seferine gittiğinde, meşhur seyahatnamesinin altıncı cildinde estergon kalesi’ni uzun uzadıya tasvir eder. en cazip yerlerinden bazı parçalar nakledelim: “bundan ileride serhat kalemiz yoktur. sancak beyi tahtıdır ama ekseriya mirimiranlara (paşalara) verilir. kalenin muhafızlarından gayrı bir de akıncıları vardır, cümlesi gayet güzide ve bahadır asker olup dörder beşer çatal atlarla seğirdüp gittiklerinde her birinin elinde, belinde, yeninde, yakasında ve atlarının eğer kaşlarında ve terkilerinde beşer altışar çarhlı karabina tüfekleri vardır, cümle esvapları macar gibidir. güderi dolma giyerler. kendilerini gören macar zanneder. hepsi macarcayı fasih ve beliğ söylerler. hattâ bu lisan ile tâ alaman vilâyetine gidüp esir alarak gelirler. budinliler estergon gazilerine muadil olamazlar. bütün macar ve almanda bir tatar askerinden, bir de bu estergon kavminden korkarlar. hattâ iki macar birbirine beddua etseler “estergonlu belâsına uğrayasın” derler. merhum estergonlu mustafa bey bizimle erdel gazasında iken yediyüz atlı yiğitleri vardı. bu sefer
    gene sadrazamın istikbaline çıktıklarında kâmil 6.000 adet kınalı atlı, tolga ve serpenahlı mehib ve salâbetli askerlerle alay gösterdiklerinde ahmet paşa pek hazzedüp kendilerine beş kese alay bahşişi verdi. estergon, evci asümâna ser çekmiş ve tuna kenarına düşmüş bir tepe üzre badem şeklinde bir kale olup bulutlar içinde beyaz kuğu gibi burç ve bedenleri, kule ve dirsekleri aşikârdır. buna orta macar kızılelması derler. tophanesi içinde, şâşaapâş kırmızı çuha örtülü nemse, isfaç ve macar topları var, her biri birer rum haracı değer, kalenin suyu tuna nehrinden at koşulu dolaplarla gelir ve sarnıçlara dolar. kalede ikiyüz adet bir ve iki katlı evler vardır amma bahçe yoktur. kalenin büyük dış kapısının önünde asma demir zincirli bir köprüsü vardır, her gece bekçiler kaldırıp kapıya siper ederler. bu kapının önündeki kulede âyan ve kibar birleşip tavla ve satranç oyunları bahanesiyle kaleyi muhafaza ederler. kalenin diğer iç kapıları önünde de neferatı pürsilâh nöbet beklerler. kalede paşa sarayının yanında bir âbıhayat çeşmesi , çeşmenin yol aşırı karşısında on basamak taş merdivenle çıkılır kiliseden muhavvel kızılelma camisi vardır... mimar sinan ağa bu camide öyle bir mahfeli hümayun ve bir mimberi musannâ bina etmiş ki makduri beşer değildir.” büyük seyyahın estergon için yazdıkları 16 sayfa kadar tutmaktadır. seyyah, estergon varoşunun 12 mahalle olup 2.900 hane olduğunu söylemektedir; çarşısı pazarı mükemmel olduğu halde estergonda o tarihte han yokmuş. estergonlular: “türk memleketinde han ayıptır!” derler ve bütün yolcuları kendi evlerine kondurup izâz ve ikrâm ederlermiş. çarşının ortasındaki bir meydanda da lonca köşkü denilen bir yer varmış, gaziler gazâ mallarını orada mezat ederlermiş.

    http://www.buyukkurultay.gen.tr/…_detay.asp?id=1845
  6. ankara'nin zaten ruhsuz mu ruhsuz bir semti olan kecioren'e turk islam sentezci belediye baskaninin insa ettigi cirkin mi cirkin yapay kale. yapay selale yapan, yapay palmiye diken, yapay gol dolduran super zeka belediye baskanlari gordum ama yapay kale insa etmeyi dusunmek her yigidin harci olmamali. buradan kecioren belediyesine sevgilerimi sunuyor, pek yakinda yapay hira dagi insa edip sentetik islam sentezine yeni sentezler katmasini arzuluyorum.
  7. belediyelerin asil kafasini yormasi gereken yol, altyapi, ulasim, ustyapi vs yerine parayi nereye harcayacaklarini sasirdiklarinin canli bir kaniti.