şükela:  tümü | bugün soru sor
  • çok güzel bir kadının ölümü, hiç kuşkusuz dünyanın en edebi konusudur.

    edgar allan poe

    burada vurgulanan unsur ölüm değil, kadının güzelliğidir. çünkü güzellik cennetimsi bir tınıya bürünmüş, melekler kalabalığının arasında daima parlamaktadır (hem güzellik ölse de insanlar onu koşullandırılmış değer yargılarının üzerine inşa ettikleri cennette ağırlamaya devam ederler. hâlbuki bir âşığın gözünde kutsanmış, hatta bazen tutkulu gözyaşları ile yıkanmış estetik çirkinlik ise yeryüzündedir ve insanların arasında yükselerek yürür). çirkinlik ise âşığının kendi gönül gözüyle azize tuttuğu kutsallaştırılmış imgeler kümesinde durağan bir resim olarak kalmıştır. (bkz: estetik çirkinlik)

    lucas cranach, matched couple.

    genç kadını kucaklayan adamın son derece ürkütücü bir görünüşe sahip olduğu ilk bakışta fark ediliyor. eksik dişler, kırışık cilt ve karga burnuyla yakışıklı sayılmayan ancak kadının da tiksinmediği zengin bir adam resmedilmiş. yaşlı adamın eli genç fahişenin göğsünde, kadının sağ eli yaşlı adamın cebini yoklarken sol eli biraz sonra gerçekleşecek cinselliğin habercisi.

    egon schiele, the embrace.

    birbirine kenetlenmiş vücutların dokunaklı birlikteliğinden ziyade alışılanın dışında bir perspektifle çizilmiş olması, estetik çirkinliğin çıplaklık üzerindeki geçişini vurguluyor adeta. kadın altta erkek üstte ve bedenlerinin alt kısımları birbirinden ayrı durumda. bu perspektifle birbirine kenetlenmiş üst bedenlerin vurgusu, ki burada kalbin de göğüste olduğunu düşünürsek cinsellik dışında bir bütünleşmeye daha çok yakınsıyor resmi. saçların renkleri ve birbiri içinde kayboluşunu da gözlemlemek mümkün. kırışmış çarşafın kaotik boyutunda estetik çirkinliğin çıplaklıkla örtülerek ruhsal bir bütünlüğü anlatışı resmedilmiş; sarılışın, erkeğin denetimi altındaki savunmasızlığı kadına, keskin ve irinli bir duygu yoluyla ulaşmış görünüyor. cinselliğin gelgitli yapısındaki dalgalanma sanki bir yüzeymişçesine bakan gözler tarafından estetik bulunuyor.

    bernardo strozzi, vanitas.

    ortaçağ ile barok dönemi öncesinde güzelliğin estetiği peşinden giden sanatçılar şehvetli, istekli çirkin, bakire dul, yaşlı ve genç kadınların cennetvari bahçelerine yüksek duvarlar örmüş, çirkini hapsetmiş; değersiz yaşlı kadını öldürerek güzelliğin muktedir varoluşunu kendilerine kanıtlamışlardı. fakat artık çirkinlik sahnedeydi ve estetik övgülerin zirvesini bu yaşlı ve dul kadınlar temsil edecekti.

    hieronymus bosch, the ship of fools.

    tabloda güzelliğe dair resmedilen tek şey masadaki meyve tabağı. deleuze ve guattari’ nin “ organsız beden “ dediği şey gibi, fokurdayan için için yanan bir ağzın güzellikten ve cinsel kimlikten soyundurulmuş bir bedenin resmedilişi. büyüleyici olan da budur: yüzün tamamen açık bir ağza indirgenmesidir.

    domenico ghirlandaio, an old man and hisgrandson.

    koyu fon ve sert hatlarla sınırları çizilmiş bir odanın penceresinde hapsolmuş manzara; kıvrılan yollar, ağaçlarla kaplı tepe ve uzakta kalmış kayalık gibi unsurlar kasvetli ve kısıtlanmış bir mekânın açıldığı, uzandığı güzellikleri anlatıyor. odanın penceresinden görünen bu manzara sıradan olsa da bizim, çirkinliğin içinde kalmış ruhani güzelliklerin ve erdemin farkına varmamızı yahut hatırlamamızı sağlıyor. hıristiyanlıkta kırmızı cübbe hakkında bilgim olmasa da bir ihtimâl isa'nın yahut kuzu'nun kanı çıkarımını yapabilirim. günahlardan arınmanın sembolü olarak kabul edersek bunu, kırmızı cübbe giymiş yaşlı adamda ve aynı şekilde kırmızılar içindeki çocukta arınmışlığı ve masumiyeti düşünebiliriz. rinofima hastası gibi görünen yaşlı adamın yüzünün ortasında vücut bulmuş çirkinliğin, adamın bilgece bakışları altında perdelendiğini görmek mümkün. beden diliyle bir anlamda erdemi aksettiren bir adamın göğsüne, çocuğun eli uzanmakta ki, bu duygusal değerlerin paylaşımının klasik ifadesidir. bu potrenin içinde insani güzelliklerin kimi zaman estetik çirkinliğin üzerini örtebildiği görmek mümkün.

    grotesk çift.

    abartılı çizgilerle betimlenmiş, ucube denebilecek bu çiftin portresinde çirkinliğin özüne yabancılaşma hâlini ve hatta yabancılaştırmanın amacını görebiliriz. gülünç denebilecek boyutlarda çirkinliğin olmayan taraflarına uzanan bakışlara hitap etmeyi düşünen bir hayal gücünün bize anlatmaya çalıştıklarını düşünmeye değer. şehvetin içinde kalmış çirkinlik yahut şehvetin, estetik çirkinliği tanımaması gibi çıkarımlar ilk başta göze çarpanlar. biraz yamuk bakmaya çalışırsak şayet; çiftin gözlerindeki şeytani denebilecek bakışların içindeki tutkunun birbirlerini ne boyutta sahiplendiklerini gösterir, ki ellerinin konumlarına dikkat edildiğinde arzulu kavrayış dokunuşlar görülebilir. elbette ressamın tam olarak ne ifade etmek istediğini bilemesem de burada estetik çirkinliğin dışında kalmış, onun evreninden ayrı kalabilmiş bir sahipleniciliğin, paylaşımın, birlikteliğin varlığını anlıyorum. bu çekim öyleki ne estetik güzelliğin değer yargıları ne de onun terazisi ile ölçülen estetik çirkinliğin sınırlarına dayanmış birliktelik. belki de yorumu zorluyorum. (: burada varlığın özünde kalabilmiş varoluşçu bir birlikteliği bile görebiliyorum desem yeridir.

    kadın ve hizmetkârı*

    dini öğeler üzerine kurulu didaktik sayılabilecek bir eserden alınmış bu resimde yapabileceğimiz yorumlar epey sınırlı görünüyor. şatonun bir bölümünün içinde remedilmiş kadın ve hizmetkârına baktığımızda soyluluğu görmemek mümkün değil. yine de pencerelerin açık olması mahremiyet ve asilliğin ulaşılmazlığı hususunda şüphe uyandırıcı. hatta ileri gidersek bunun iffetsizleğe açılan bir pencere olduğunu düşünebiliriz. eser ortaçağa ait olunca bu tip yorumlar yapmak söz konusu olabiliyor. karşılarında duran belki de kadının kendisinin diğer bir kişiliği ve şeytan üzerinden sergilenen estetik çirkinlik, ruhani boyutta yer alan bir güzellik olarak tabir edilebilecek faziletin betimlenmesinde kullanılmış. estetik güzelliğin soylu bir fazilet için yeterli olmadığını, ahlâki erdemlerin önemine vurgu gibi klişe çıkarımlar yapabiliriz. fakat benim burada dikkatimi çeken obje ayna oldu. aynada siyah bir zemin üzerinde beyaz çizgilerle belli belirsiz bir yansıma; bu yansımanın kadının yansıması mı yoksa karşısındaki kadının(az önce söylediğim gibi kişiliğin diğer, karanlık yönü de olabilir.) görüntüsü mü, bilemeyiz. soylu hanımımız elindeki tarağı ile kibrini sergilerken ve belkide güzelliğine kapılıp faziletli düşüncelerini ve duygularını tararken karşısındaki şeytanın ellerinde şekillenmiş bir kadına dönüşüyordu. ressamın ifade etmek istediğini tam olarak bilemesek de bu tip yorumlar yapmak mümkün.