şükela:  tümü | bugün
  • nadine labaki'nin, lübnanlı kadınların köylerindeki müslüman-hıristiyan gerginliğine son verme çabalarını eğlenceli bir dille anlattığı son filmi.

    http://www.imdb.com/title/tt1772424/
  • 2011 yapimi bu nadine labaki filmi toronto uluslararasi film festivalinde halkin secimi (people's choice) ödülünü kazanmis. merakla bekliyorum, nasil bir filmmis acep?

    bir de dogru yazilisi "et maintenant, on va où?" olmasina ragmen sözlügün baslik sinirlamasina takilmistir.
    ek bilgi: arapcasi ise "ou halla la weyn?" imis bu filmin.
  • ağlarken güldüren mi, gülerken ağlatan mı desem bilemediğim nadine labaki şaheseri. birkaç sahneyi yutkunmakta gerçekten zorlandım. hayatımda izlediğim en güzel ve etkileyici açılışa sahip bile diyebilirim hatta.
  • fr. "peki şimdi nereye gidiyoruz?"
  • jeneriğiyle baş döndüren epeyce güldüren, ama yeteri kadar yürek dağlamayan hoş bir lübnan sineması örneği. filmin başrol oyuncusu ve yönetmeni olan nadine labaki çekici kadınlar listeme üçüncü sıradan girmiştir bu filmiyle. neyse, yönetmenden ziyade, filmi biraz açmak lazım. film ortadoğunun en şahsına münhasır ülkelerinden biri olan lübnanda geçiyor. orayı bu kadar özel kılan şey toplumdaki kimlik farklılıklarıdır. tabii ki biz bu hikayeyi çok duyduk, bizlere çok tanıdık ama burada takdire şayan olan bunu akıl edip, meydana getirmek ve gerçekleştirmek yoksa bütün ortadoğu bu hikayelerle dolu. filmde hristiyan ve müslüman lübnanlılar arasındaki barış ve savaş anlatılmaya çalışılmış. iki durumda bir kıvılcıma ihtiyaç duyacak hassaslıkta. her an savaş başlayabilir ve her an barış gelebilir. küçük bir köyde yaşanan, bu kimi zaman homojen kimi zaman da heterojen olan insan ilişkileri etkileyici diyaloglarla ve arapça şarkılarla iyice taçlandırılmış. sadece yumuşak lübnan arapçasını duymak için bile izlemeye değer bir film. bunun yanı sıra insan durup kendi ülkesine bir bakmıyor değil hani. ''kimlik çatışmaları odaklı aptal savaşlarımız(!) ne zaman bitecek ve biz ne zaman kafamızı kullanıp doğru filmler yapacağız?'' diye düşündüm filmden çıktıktan sonra. nadine labakiye saygı duydum fakat, acaba vizontele tuuba filminden esinlendiği birkaç kısım olamaz mı diye de düşünmeden edemiyorum.
  • 'dunyayi kadinlar yonetseydi nasil olurdu' sorusuna, yogun mizahi ogelerle epey guldurerek, yer yer aglatarak, ana yuregindeki sinirsiz vicdanin nasil bonkorce kullanildiginin, 'benim ulkemde de her gun sehit veriliyor boyle, pekiyi ne ugruna'nin sorgulatildigi sahnelerle, cevabi cok iyi veren film. nadine labaki yine yapacagini yapmis ve birbirinden muhtesem oyuncularla, teatral bir solen yaratmistir. filmin ilk sahnesi zaten teatral basliyor, ogullarini ve yakinlarini kaybeden, musluman-hiristiyan cekismesinden cok acilar cekmis ulkenin kadinlarinin mezarliga yolculuklari ile. bu noktada, muziklerin harika oldugunu belirtmem gerek. film ozetle; ucra bir koyde, ufacik bir bahaneden bile alevlenmeye hazir yerlesik catismanin yerini, nasil cabucak gonullere yerlesmis sevgi tomurcuklarinin aldigini resmeden, birbirine orulu, kadin dayanismasinin, ince zekasinin ve organizasyon potansiyelinin hayata gecirilmesi ve yapici bir sekilde kullanilmasi halinde ne sonuclar doguracagini gosteren hikayelerden ibaret. belediye baskaninin karisi yvonne maalouf'un, virgin mary ile sohbeti, kaza eseri olen gencin annesinin, oglunun yasini tutmayi erteleyip, komsular ile iliskileri sorunsuz tutma yoluna gidisinde diger oglunu feda edisi, amale (labaki) ile rabih'in (julien farhat) asklarinda sorun yaratan din farkinin, rus kadinin yaninda donen diyalogla vurgulandigi ve fettan kadinlarin son hamlesinin* yer aldigi sahneler favorim. ve elbette ki acilis sahnesi, muzik, dans, oyunculuk ile tam bir gorsel solen.

    labaki, filmi jihad hojeily ve rodney al haddad ile yazmis, kendi yonetmis, filmdeki hiristiyan amale da kendisi. filmin muzikleri de kocasi khaled mouzanar'a ait. film, en iyi yabanci film oscar'ina da aday.

    bu arada dun atlas sinemasinin salonu doluydu. is cikisi senlenmeye gelmekten ziyade, orada bilincli olarak bulunan ve yonetmenden bahseden bir kalabalik mevcuttu. bu da nadine labaki'nin basarisinin ciddi bir onayi. yer yer savasi vurgulayan sahnelerde gozleri yaslanan erkekler de gozumden kacmadi. guzel hareketler bunlar.
  • acının içindeki mizahı, mizahın içindeki siyahı gösteren masalsı film. güzel duygular uyandırıyor izlerken.

    başlangıcı vizontele'nin devamı gibi.
  • neşe ve hüznün bir arada olduğu bir film... kadın dayanışması ve kadın aklının filmi...
    filmden çıktıktan sonra boğazımda oluşan düğüm sanırım uzun bir süre daha çözülmeyecek.
  • gözyaşı ve kahkahayı tam dozunda harmanlamış, değil film festivalinde ömrümde izlediğim en güzel film.

    http://www.youtube.com/watch?v=2no_8nyk-qq
  • ortadoğulu olduğumuzdan kelli, o köyde yaşayanlara, kurdukları cümlelere, gülüşlerine vs. o kadar aşinaydık ki, aynı film türkiye'de bir yerde yerli oyuncularla çekilseydi hiç garipsemezdik. aynı acıları yaşadığımızda hissettiklerimiz de aynı olurdu. kısa kesmek gerekirse, ki zaten benden öncekiler oldukça güzel açıklamışlar, izlenmesi gereken bir film. dayanamayarak bir alıntı yapıyorum:

    --- spoiler ---

    kadınlar, o çaresizlik içindeki müthiş zekalarıyla, erkekleri yola getirmek, onlara birbirlerinden farklı olmadıklarını göstermek için yaptıkları poğaça, böreklerin
    içine uyuşturucu koyarlar. sonra onları din adamlarının (çünkü kadınlardan din görevlisi olmaz) talimatı ile onları kahvehaneye doldururlar. sonra seyreyleyin gümbürtüyü.

    --- spoiler ---