şükela:  tümü | bugün soru sor
  • gainsbourg şarkılarının yegane güzelliğinden nasibini alıp,arabesque de nasip almaktan çıkıp salt güzelliğe dönüşmüş.ah şarkı mı dedim pardon nasıl diyorlar chanson
  • hepsi guzel olsa da, arabesque albumunde en siyrilan sarki.. insan canli performansinda jane birkin' in soldan saga kivrilarak oryantal dansina giris methodlarini sergilemesini unutamiyor...

    ya$lanmak serge gainsbourg' un sarkilarini boyle guzel, boyle mistik bir sekilde duzenlemekse, o kadar katlanilmayacak
    bir sey degil demek ki..
  • jane birkinin en gusel sarkılarından biri.
  • arabesque'deki haliyle keman sayesinde hava boşluğuna düşmüş etkisi yaratan, içi hoş eden, hem ağlarım hem gülerim edalı şarkı.

    kimi zamanda içe bir kanca atıp çeken ha çeken. kanlı kanlı
  • sözlük "-se bile" kalıbıyla açıklasa da, türkçede en yakın yine de deyişinin derece yükseltenbien ile biraz daha güçlendirilmişine denk düşen söz öbeği.
  • et quand bien même
    tu m'aimerais encore
    j'me passerai aussi bien de ton désaccord

    c'est l' mêm' dilemme
    entre l'âme et le corps
    comme un arrièr' goût de never more

    lautréamont les chants d' maldoror
    tu n'aimes pas moi j'adore

    et quand bien même
    tu m' pass' rais sur le corps
    je ne me sens plus de faire aucun effort
    c'est l' théorème
    de tous les anticorps
    un problèm' de rejet ou d'accord

    lautréamont les chants d' maldoror
    tu n'aimes pas moi j'adore

    et quand bien même
    je me lève aux aurores
    et je fais les cents pas dans le corridor
    les chrysanthèmes
    sont des fleurs pour les corps
    refroidis ça t' va bien quand tu dors

    lautréamont les chants d' maldoror
    tu n'aimes pas moi j'adore

    et quand bien même
    tout se voile dehors
    je me guiderai sur l'étoile du nord
    rompre les chaînes
    sans souci de son sort
    s'éloigner des regrets et remords

    lautréamont les chants d' maldoror
    tu n'aimes pas moi j'adore

    et quand bien même
    tu m'aimerais encore

    j'me passerai aussi bien de ton désaccord
    c'est l' mêm' dilemme
    entre l'âme et le corps
    comme un arrièr' goût de never more

    lautréamont les chants d' maldoror
    tu n'aimes pas moi j'adore
  • jane birkin'in arabesque'deki canlı performansıyla insanın içini, (kişi ne kadar korunmaya çalışırsa çalışsın) apansız gamla dölleyen ezgi...
    bilinci paris sokaklarından beyrut'a taşıyan o yolculuk boyunca neler düşürmüyorki insanın aklına.
    bir keresinde sabaha karşıydı sanırım, içmekten bitap düşeyazarken apansız aklıma düştü o ses.
    beynimde şarkı, tonlamalarından, kemandaki içyıkan nağmelerine değin tüm ayrıntılarıyla zaten akıyordu. ama dinlemem gerekiyordu.
    gözlerimi kapayıp şarkıyla aynı yatakta aktığım an, tepeden tırnağa titrediğimi ve müziğin tanrısal kudretine içli ağıtlar yaktığımı anımsıyorum sadece.
  • jane birkin'in sesinden duyarken, sanki dünya üzerindeki en güzel dört sözcük.
  • ne kadar etkileyici yazmaya çalışsam da kötü bir klişeye dönüşmekten kurtulmuyor aslında böyle şeyler. ama yine de anlatmayı deneyeceğim, çünkü benim için çok mühim: o zamanlar onbirinci paris'in göbeğindeki ve chat noir'in üstündeki, paris'in son kırk yılın en soğuk kışında hiçbir ısınma sistemi olmayan evimize, yani aslında sadece iki tane minicik odadan oluşan otuz iki metrekarelik alana beş kişi kadar sığınmıştık, üç hüzünlü kızkardeş ve ev arkadaşı ve ortanca kızkardeşin eşi olaraktan. o ev o kadar soğuktu ki, o kadar küçüktü ki ve o kadar parasızdık ki. sonra diğer iki kişi gitti biz kaldık üç kişi, ev arkadaşı, bayan c. ve ben. bir kış boyunca bayan c. ile aynı şeyleri sabahlara kadar bininci kez konuşup, aynı odada uyuyup uyanıp yemek yiyip çalışıp delirirken sürekli arabesque'i dinlerdik. bu şarkı o albümün en nadide parçasıydı bizim için kendimizden geçerdik keman ve darbukalı kısmında hafiften oynardık. lautréamont diyor bak deyip birbirimize bu keşfimizle salak salak mutlu olurduk. o zamanlar tüm bu rezilliklerden çok parlak hikayeler çıkacağına inanıyordum ben. şimdi benzer bir kendini altüst etmenin içinden geçerken bu olacak parlak şeyler konusunda daha mütereddidim açıkçası. kötü bir tekrar gibi oluyor her şey ya da feleğin çemberinden geçmiş bir pavyon şarkıcısının ağırlığı oluyor bazen üstümde, üstümüzde. bu şarkı yine de, yine benzer bir içimi dışıma çıkarma ve hasta gibi aynı şeyleri didikleme döneminden geçerken işte bugünlerde, yine de bana taze hissettiriyor kendimi. taze ve parlak olasılıklara açık. o yüzden mühim benim için. ne kadar kaçarsan kaç klişeden kurtulamamak fena ama, ne yapacaksın, hayatın cilvesi.