şükela:  tümü | bugün
  • montaignein dostu, sırdaşı, özel sekreteri herşeysi olan insan. o derece ki fransızcaya yerleşmiş deyim bile var etre comme montaigne et la boetie diye.
  • bundan yüzyıllar öncesinden iktidarın korkunç tahakkümüne biat etmiş insanları tıpkı şimdi resmediyormuş gibi bir enfes anlatıma sahip, tek kitabı bulunan fransız düşünür. tek eseri gönüllü kulluk üzerine söylev, çapı küçük içeriği devasa bir eserdir. derhal okunula. kitapta ‘siz iktidara rıza göstermezseniz, o kendiliğinden yıkılır’ der ki, bu herşeyin özetidir. ama dinleyeni mi var!
  • mehmet ali ağaoğulları tarafından çevrilen eseri* herkes tarafından okunmalıdır..

    ya kısa kardeşim sadece tuvalette okusan bile 3 günde bitirirsin..

    edit: s akil adam'ın katkılarıyla yıllar sonra büyük bir hatanın düzeltilmesi.
  • yazdıgı bir makaleyle, (bkz: gonullu kulluk uzerine soylev) muhafazakar bir kraliyet memurundan, dunyanın kalburüstü yazarlarını etkileyecek önemde anarşist bir yazara dönüşen düşünür. montaigne'in yazılarında sıkça soz ettigi dostu ayrıca.
  • "bir kişinin binlercesi karşısındaki cesaretine şaşırıyoruz da, binlercesinin bir kişi karşısındaki korkaklıgına neden şaşırmıyoruz ? üstelik savaşmaya bile gerek yokken, bu zorbanın elinden bir şey almaya çalışmak yerine, ona başta bir şey vermemek bu kadar kolayken? "gibi gayet basit bir soruyu 16. yuzyılda 22 yaşında bir hukuk ogrencisiyken sormuş olan düşünür.
    ölümünden sonra yayınlanan makalesi, fransız devriminde ve 19. yuzyıl anarşist hareketlerinde kullanıldıgı gibi, tolstoy, landauer gibi yazarları da etkiledi.
  • "... öyle bir yaşam sürüyorsunuz ki, hiçbir şeyin size ait olduğunu söyleyebilecek durumda değilsiniz. şimdi mallarınıza, ailelerinize ve yaşamlarınıza yarım yamalak bile sahip olmak, size büyük bir mutluluk gibi görünüyor. tüm bu zarar, bu kötülük bu yıkım size düşmanlardan gelmiyor. hiç kuşkusuz düşmandan, yani öylesine yücelttiğimiz, uğruna cesaretle savaşa gidip, kendimizi ölüme atmaktan çekinmediğimiz kişiden geliyor. size böylesine hakim olan kişinin iki eli, iki gözü ve bir bedeni var. sizden tek farkı sizin ona sağladığınız üstünlük.
    eğer siz vermediyseniz, sizi gözetlediği bu kadar gözü nereden buldu? sizden almadıysa nasıl oluyor da, sizi dövebildigi bu kadar eli olabiliyor? kentlerinizi çiğnediği ayaklar, sizlerin değilse bunları nereden almıştır?
    sizin tarafınızdan verilmiş olmasa, üzerinizde nasıl iktidar olabilir?.........."
    diyen kişidir. sivil itaatsizliğin anayasasını yazmıştır.
  • hukuk eğitimi almış (1530-63) 33 yaşında genç yaşta ölmüş bir rönesans insanıdır.
    kısa yaşamına rağmen ksenophon, plutarkhos, aristoteles'ten yaptığı çeviriler ve yazdığı şiirler ölümünden sonra montaigne tarafından yayınlanmıştır.
    gönüllü kulluk üzerine söylev adlı yapıtını 1548 yılında kaleme almış, bir yıl sonra fransa'nın güneyinde meydana gelen köylü ayaklanmaları sonrasında gözden geçirip yeniden düzenlemiştir.
    montaigne denemeler adlı kitabında dostluk üzerina adlı bölümü, etienne de la botie anısına kaleme almıştır.
  • gönüllü kulluk üzerine söylev adlı eseri kimi tarihçiler tarafından yakın dostu montaigne tarafından kaleme alınmış olarak kabul edilmiştir.
    iyi bir yabancı dile sahip değilseniz hakkında fazla araştırma yapamayacağınız,kaynak sıkıntısı çekeceğiniz güzel bir abimiz
  • iktidarı 'heykel ve kaide' bütünlüğüne benzeten ve asıl anlaşılması gerekenin heykel i ayakta tutan kaide olduğunu belirten yazar. bu bağlamda iktidar ı mümkün kılan, herkesin birbiri üstüne kurduğu iktidar ilişkileridir. dolayısıyla kendisi iktidar biçimleri arasında da pek bir fark görmez.
  • yoksul, perişan ve akılsız halklar, uluslar, kendi yararınıza olanı görmemekte direnen sizlersiniz! kendi gözlerinizin önünde gelirinizin en önemli kısmından mahrum bırakılıyorsunuz, tarlalarınız yağmalanıyor, evleriniz soyuluyor, ailenizden yadigar kalanlar alınıp götürülüyor. öyle bir hayat sürüyorsunuz ki, kendinizin olduğunu iddia edebileceğiniz tek bir şeyiniz yok; görünen o ki, malınız mülkünüz, aileniz ve bizzat hayatınız size ödünç verildiği için şanslı olduğunuzu düşünüyorsunuz. bütün bu zarar ziyanı, bu bedbahtlığı, bu yıkımı üzerinize salan yabancı düşmanlar değil, bir tek düşman, sizin sayenizde o kadar güçlü olan, onun için kahramanca savaşmaya gittiğiniz, onun azameti için kendi canınızı ölüme atmayı reddetmediğiniz. üzerinizde bu yolla tahakküm kuran bu düşman iki göze, sadece iki ele, sadece bir vücuda sahip, şehirlerinizde yaşayan sayısız insan içinden en önemsizinin sahip olduğundan daha çoğuna değil, sizi yıkması için ona bağışladığınız güçten daha fazlasına sahip değil gerçekten de. eğer siz kendiniz vermiyorsanız, sizi gözetlemeye yetecek kadar gözü nerden buldu? eğer sizden ödünç almıyorsa onları, size vurabilmek için nasıl o kadar kolu olabilir? nereden buluyor şehirlerinizi ezip geçen ayakları, onlar sizin kendi ayaklarınız değilse eğer? sizin üzerinizde nasıl bir güce sahip olur, sizin vasıtanızla gelen güç haricinde? size saldırmaya nasıl cüret edecekti, siz ona hiç destek vermeseydiniz eğer? ne yapabilirdi size, sizi yağmalayan bu hırsıza siz kendiniz göz yummuş olmasaydınız, sizi öldüren katilin suç ortakları olmasaydınız, siz kendiniz olmasaydınız kendine ihanet edenler? o yağmalayabilsin diye kendi ekininizi ekiyorsunuz, ona talan edeceği mallar verebilmek için evinizi kurup döşüyorsunuz; kızlarınızı onun şehvetini tatmin etsin diye yetiştiriyorsunuz; bildiği en büyük ayrıcalığı belki onlara bağışlar diye büyütüyorsunuz çocuklarınızı - onun savaşlarına sürülmeleri, mezbahaya götürülmeleri, onun hırsının kölesi, onun intikamının arayıcıları olmaları için; o keyfine baksın ve iğrenç zevkleri içinde kendini sefahate versin diye bedenlerinizi ağır işlere teslim ediyorsunuz; onu sizi frenleyecek kadar güçlü ve zorlu kılmak için kendinizi zayıf düşürüyorsunuz. meydandaki en kaba sabanın bile bütün bu hakaretlerden kurtarabilirsiniz kendinizi, denerseniz eğer, eyleme geçerek değil, sadece özgür olmayı isteyerek. artık hizmet etmemeye karar verdiğinizde hemen özgür olacaksınız. ellerinizi tiranın üstüne koyup onu devirmeniz değil sizden istediğim, onu artık desteklememeniz sadece. o vakit, onu seyreden siz olacaksınız, tabanı kopmuş, kendi ağırlığından düşüp parçalara ayrılmış azametli bir heykel gibi!