şükela:  tümü | bugün soru sor
  • (bkz: etiketlemek) (bkz: fişlenmek)
  • bir diploma al etiketin olsun diyenlere göre; mezun olmak, diploma almak.
  • bir fiyata sahip olmaya giden yol.
  • o gün geldi ve hepimiz birden bire etiketlere dönüştük. mütemadiyen amerikan sapığı’nın kartvizit ile fiyaka atma sahnesindekine benzer ortamlarla bizzat sınansak da bu ortamlar pek gerilim yaratmıyor artık benim üzerimde. gerçi henüz altın işlemeli kartvizitini louis vuitton marka kartvizitliğinden etrafa süzdürerek çıkaran olmadı ama kendi çaplarında bi ritüel yaşıyorlar mütemadiyen. fakat o gün gelse, o dayaklık eşek sıpasını karşımda görsem de üzerine gitmem insan içinde. gururu vardır dallamanın. tabii sonra içimde biriken kızgınlığı bir şekilde dışarı atmam lâzım… toprakta çıplak ayakla yürümeye meyledecek kadar hara krishna insanı da olmadığım için anında etiketler kurtulurum deyyusu. nasıl etiketlerim peki buradan bakınca? “altın işlemeli kartvizitini louis vuitton marka kartvizitliğinden süzdürerek çıkaran deyyus? yok, tatmin etmedi. “dayaklık eşek sıpası?”, tam tanımlamıyor. “cibilliyetsiz kartvizit insanı” demek beni rahatlatır mesela. yine de, hiç tanımadığım bir insanı etiketlemem yanlış geliyor vicdanıma. hay aksi vicdan.

    oysa ne yazık ki insanları olur olmaz şekillerde etiketlemekten başka çaremiz yok. müdür, kurumsal satış temsilcisi, müşteri yiyişkileri uzmanı gibi unvanlar sonraki mesele, taa baştan başlayan anne, baba, dost gibi kişinin bilincimizdeki içeriğini ve hem onun hem ona karşı davranış normlarınızı belirleyici isimlendirmelerden tut bizzat kendi isimlerimiz bile bir etiket şu arketipini stereotipini zikrettiğimin dünyasında. mamafih etiketleriyle birlikte idrak edebiliyoruz kişilerin ne ve kim, ne kadar ve neye yarar, kimci ya da neci, ne derece veya nereye kadar veyahut kısaca neskim olduklarını. yapacak bir şey yok, sistem böyle çalışıyor. fakat şimdilerde, tek bilinçli canlı organizma olduğumuz savına koşut bir biçimde uzun süredir devam ettirdiğimiz bu genotip alışkanlıkların; insanları anlamaya ve yorumlamaya yarayan etiketleme geleneğinin makineler tarafından devralındığı bir dönemin içinden geçiyoruz. bizi artık, dandik denilen ve sürümden kazandıran çin malları gibi seri halde etiketlemekte makineler; üstelik ilgilerimizi de bu etiketleme sürecinin bir parçası olarak pek şahane kullanıyorlar. fenası lanet etiketler hayli boktan; r2d2 dese, c3po dese yine bir yere kadar, hepimiz içerik üreten ve üretilmiş içerikleri yayarak bir süreklilik illüzyonunun devamını sağlayan "zamanın pilleri"yiz artık. kimimizin voltajı düşük ve yavaş çalıştırıyor makineyi, ha bire geride kalandan bahsederek ve nostalji kültünün atıllaştıran varsıllığını yeniden türeterek; kimimizse gündemle bir yaşamaya çalışıyor aklının tüm suyunu sıkarak; hele bir de olasılığı bile ötekiler için cehennem sayılabilecek gelecekleri mütemadiyen kurgulamaya çabalayan, kendi ahlak anlayışının üstün olduğu ön-kabulüyle hep kendi inancına minval bir sonrayı düşleyen ve yaratmaya çalışan insanlar var ki, hiç sorma, onlar pil değil dinamo mübarek; karabasanlara gelesiceler.

    cadde ve sokakların etiketlenmesinden hanelerin etiketlenmesi, önce toplu sonra tekil olarak ürünlerin etiketlenmesi, önce hayvan türlerinin sonra “çip takıyoruz” diyerek tek tek hayvanların etiketlenmesi, evvela ırkların sonra bireylerin etiketlenmesi süreçlerinin içinden geçtikten sonra şimdi darwin’in evrimin ileride uğrayacağı bir evre olarak asla tahmin etmeyeceği bir noktadayız. sadece iş yerimizdeki unvanlar, ailelerin taktığı sıfatlar, facebook’taki arkadaşlarımızın kare içine aldığı suratlarımız, devletin doldurttuğu formlara yazdığımız ve ismimizle eşleştirilmiş numaralar değil kastım, bunların başımıza geleceğini orwell baba 1984’te zaten söylemişti. işin beteri artık makineler tarafından etiketlenmemiz. kartvizitten çok daha önemli artık makineler uzayındaki kodlanmışlığımız. üstelik kime ne kadar benzediğimizi belirtmekten, neyle ilgilenmemizin cazip olduğuna kadar bize sürekli önerilerde bulunan makinelerin sürekli birbirleriyle bizim hakkımızda veriler paylaşıp bizi etiketlediği bir dünyada dataların oradan oraya transferi sürecinde üzerlerine ek olarak ismimizin ve kimliğimizin de basıldığı bir hiperrealizmi deneyimliyoruz. burası öyle bir yer ki artık her yerde, insanın da, sadece taşıdığı etiketler kadar varolduğunu idrak ettiğini görebiliriz. doxa’nın tabiatı uyarınca ancak göründüğünde var sayılabilen ve freud’un “her insan görünmek ister” sözüyle birincil arzusunu tanımladığı insan bu aşamada gün boyu makinelerle birlikte bir makine gibi kendini etiketleyip duruyor. amaç ister geriye baktığında kendisini görebilmek ister başkaları tarafından görülebilmek olsun sonuç değişmiyor. bir birey, bir canlı, yaşayan bir organizma olmaktan çok bir qr koduna sığdırılabilecek hipertekstleriz. öyle ki kolluk kuvvetleri bile artık suçluları metinler arasında, internet sayfalarında keyword’lerle arıyor ve hatta buluyor.

    gün boyu etrafımızda gördüğümüz, duyduğumuz, içinden geçtiğimiz, yaşadığımız şeyleri de datalara ve etiketlere dönüştürerek sürekli makinelere hizmet ediyoruz. gerçekliğin kendisinden çok dijital varyantlarından zevk alıyor, onları paylaşıyor, hepimiz farkında olmadan gerçeği dijitale çevirerek süratle distopik bir dünya yaratıyor ve dijital dünyanın, reel dünyadan daha az tehdit edici olduğuna inandığımız ekran içi sınırlılığında güven içinde kendimizi ruhsuz, hissiz ve yalnız bırakıyoruz. filvaki bir süre sonra öyle bir hale geliyoruz ve gelmekteyiz ki metnin veya etiketin karşısındaki kişi ya da makine bunu üretenin insan mı makine mi olduğunu ayırt edemiyor. bir önemi de yok zaten. zira mevzu etiketlerin bilgiyi arayanı bir profile ulaştırması. güzel tarafı artık makinelerin de profilleri var, internet kimliğine sahip botlar bize mesaj atıyor, teklifler yağdırıyor, arkadaşlık öneriyorlar. şimdi asıl önemli olan ne, kim ve nasıl biri olduğumuzdan çok profilimizin nasıl göründüğü. (kısa süre sanırım bu profilin makine profilinden ayırtedilebilmesi için ayrıca zaman harcamamız gerekecek ya da umarım kendi profillerimize baka baka nasıl bir makineye dönüştüğümüzü anlayacağız. )

    şu halde öyle bir yerdeyiz ki hakikatin içindeyken mümkün değil karşılaşayamayacağımız kadar kişi, olay, yer ve içerikle yüzleşiyoruz gün boyu. tabii ki tüm bu veriyle baş etmemiz mümkün değil, bu yüzden olabildiğince hızlı bir biçimde karşılaştığımız her şeyi etiketliyoruz. bazılarını sadece bir tek anahtar kelimeyle, bazılarını daha fazlasıyla, bazılarını sadece beğenerek karşılaştığımız her şeyi bir veriye, bir etikete dönüştürüyor, farkında olmadan ya da umursamadan makineler için bir veri havuzu yaratıyoruz. ve daha sonra makineler bu etiketleri birleştirip yerleri, kişileri, olayları veya zamanı diğer makinelerin anlayabileceği etiketlere dönüştürüyor. nihayetinde menzilde karşılaştığımız içeriğin nasıl bir varlık tarafından üretildiğini anlayamadığımız hatta pek de umursamadığımız bir noktada buluyoruz (kaybediyoruz) kendimizi. bir tekst bir görüntüyü beğeniyor, bir tekst bir ses kaydını paylaşıyor, bir etiket diğer etiketi etiketliyor.

    yine de çeşitli anında etiketleme girişimlerinin, etiketleyenin bir insan olabileceğini düşündürdüğü durumlar yok değil. “yumurtayı rafadan yiyen ateist”, “cemaat baskısıyla cami değiştiren imam”, “sürekli çakmak yürüten orospu çocuğu”, “abdurrahman dilipak” ya da “lökosit biriktiren bakteri” gibi etiketler bu etiketi tanımlayanın belirgin bir his taşıdığını apaçık ettiğinden sibernetik transferanstan azade birilerinin de oralarda bir yerlerde saklandıklarını düşündürüp umut veriyorlar. kısası, benim halen umudum var.

    aslında nasıl yapacaktım bilmiyorum ama “ekmeğin fethi”ne geçecektim bi noktada. lakin akşamki real madid – galatasaray maçı için bir yere gitmem gerekiyor. artık onun da kendisini okumak boynunuzun borcudur.

    birilerinin bizi etiketlemesinin önüne geçmek mümkün değil, en basit haliyle nasıl evli insanlar tanıdıklarını evlendirmeye çalışıyor, çocuk sahibi olanlar etrafındaki çiftleri de çocuk sahibi olmaya özendirmeye kalkıyorsa bir etikete dönüşmüş olanlar da ötekileri etiketlemenin yanı sıra ve onları bir etikete dönüşmeye doğru itiyorlar. bunun sonucunda sokakta çıkıp şöyle bir dolaştığımızda etten kuklalar arasında yürüdüğümüzü, bazen sevdiğimiz, değer verdiğimiz insanların bile hayat içinde ruhsuzca ilerlediklerini, minimum sayıda insanla sınırlı sayıda konuda diyalog kurarak ancak etiketlemek için keyword’ler toplayan walkerlara evrildiklerini görüyoruz. yine de önümüzde duran kaotik gelecek ihtimali beni skynet’e karşı direnişçilerle birlikte cenk edecekmişim gibi heyecanlandırıyor. ne de olsa karşındakiler artık sadece etiket. tabii o zaman bizim taraftakiler hissetmeyi unutmamış, hislerini sadece makinelerle beslememiş ve metne dönüşmemiş insanlar olacak diye umuyor ve sırf bu yüzden diyaloğun sadeleşerek tekrar özüne döneceği o güne dek şimdilik metin olmakta bir sorun görmüyorum. hülasa makinenin metni ve organik metin arasındaki farkı ayırt edebilen varlıklar gerçekten seksin doğasını kavrayabilirler. küt.
  • doğduğumuz andan itibaren sürekli yaşadığımızdır. kendimiz etiketlemesek kendimizi, başkası yapıyor bunu bizim yerimize.
  • hayatı kolaylaştırdığından mıdır nedir, herkesin birbirine türlü sıfatlar biçtiği dünyada hemen hepimizin başına gelendir. bir annenin çocuğuna sık sık "yaramaz" ya da "tembel" demesi dahi, ne kadar masum görünse de etikettir. bu etiketler sıklıkla söylendiğinde kişi ister istemez kendini o sıfatlara uydurmaya çalışır. kim bilir bizler hangi etiket başlıklarının altını doldurduk...