şükela:  tümü | bugün
  • üst edit: önemli

    uyarı:bilimsellikten uzak bir fikir beyanı. ayrıca daha çok bir soru niteliğinde.

    (bkz: etimoloji) ile toplumsal karakter arasında bir kolerasyon olduğunu düşünüyorum. google dan öteye gitmeyen araştırmalarım ve bu fikirlerime sağlam bir argüman bulamadığımdan bu fikir komple gözleme dayalıdır. kısacası kaynak g.tüm. dil ve toplum davranışlarının eğilimi arasında anlamlı bir korelasyon çalışması yapılmış bir kaynak varsa paylaşanlara minnettar olurum.

    öncelikle çıkış noktam; günlük yaşantımız belirli kararlar alıp, bu kararları uygulama üzerine kuruludur. algılarımız da karar mekanizmasını etkiler. karar sonrası ise eyleme döküp dökmemeye bağlı olarak (burda bilinç, dış faktörler vs devreye girer.) sonuç belirlenir.

    kendime ait kanı ise konuşulan dilin gramer yapısı kesinlikle toplumların hareket kabiliyetlerini, kültürlerini, toplumsal kararları, gelişmişlik seviyelerini kısacası toplumu toplum yapan her şeyi oluşturur. diller toplumların kalabalık toplumlar halinde yaşamasından da önce var olan bir olgu. kültür mü doğrudan dili etkiler yoksa dil mi kültürü bilemiyorum. ama bana kalırsa dil veya gramer yapısı kültürü doğrudan etkiler. tabii çevresel faktörler dile doğrudan etki eder. ancak gramer yapısı genelde korunur. asıl olay toplumlarda var olan kemikleşmiş davranışların veya tabuların etkisi mi dile daha fazladır, yoksa dilin, bu davranışlara etkisi mi?
    bence insanlarla iletişim kurarken beynimizi farkında olmadan nasıl çalıştırdığımızla alakalı bir durum. bunun için bir kaç gözlem verim var. bu fikirler tek anadili olan toplum yapıları için. günlük hayatta birden fazla dil kullanan ülkelerde durum biraz daha farklı olabilir.
    asıl fikrimin çıkış kaynağı ingilizce gramer yapısı ile türkçe gramer yapısı arasındaki farklar. işte türkçe biraz daha fonetik olarak kaba bir dil. yani sürekli bach, mozart a mı maruz kaldığınızda düşünceleriniz değişir yoksa ismail yk, demet akalın mı. sözlerden bağımsız olarak sadece melodik açıdan. bunu bach dinlersen daha sakin olursun diye demiyorum sürekli ve istemsizce maruz kalmak duygu durumunu doğrudan etkiliyor olabilir ve hiç farkına varmıyor da olabiliriz. sürekli klasik müzik tonuna maruz kalırsan ona göre şekillenirsin sürekli arabesk rap maruz kalırsan ona göre şekillenirsin gibi. bence bizim dilimiz çok arabesk. bu yüzden toplum olarak hep bunalımdayız gibi. buna bağlı olarak da çok duygusalız. her duyguyu top seviyede yaşıyoruz. tabi bunu alman soğukluğu veya ingilizin kendini beğenmişliği de kendi dillerinin fonetiklerinden kaynaklı olabilir.
    bir diğer etken gramer yapısı. türkçe bir şey okurken veya birinin konuşmasını dinlerken istemsizce karşıdakinin ne söylediğini tamamlıyorum. çünkü türkçede eylem sonda. bu da aslında belkide ilk duymama gerekeni, eylemi beklerken araya özne belirtili nesne zarf sıfat bağlaç allah ne verdiyse doldurup bir cümle kuruyoruz. bir örnekle bunu açıklayayım

    ingilizce => i can explain that with one example.
    tr => bunu bir örnekle açıklayayım.

    ingilizce önceden söylüyor açıklayacağım diyerek eylemi haber verdi. yani spoiler ingilizce'de en en başta verilir. hatta uzun bir argüman öne süreceksen mesela böcekler az yaşar çünkü bla bla. ancak türkçe'de işler biraz daha garip. çünkü önce söylememiz gerekeni yani eylemi en sonda söylüyoruz. örnekte olduğu gibi cümle bunu diye başlıyor bir örnekle diye devam ediyor beyim hala bir örnekle seviştirecek mi, örnekle evlendirecek mi diye düşünüyor. aslında muhtmelen beynimiz daha ilk kısımda yüklemi tamamlamış oluyor. işte ilginç olan kısım bu gibi ufak detaylar toplumlar arasında bariz farklılıklara mı sebep oluyor. mesela yüklemin sonda olması gramer de toplumu şekillendirirken, daha mı kavramsal şeylere yatkınlığımız oluyor. ya da yüklem sonda beyin çakallık yaparak kısa yoldan kendi doldurmaya çalışıyor bu da toplum karakterini daha zeki yapıyor olabilir ya da daha çok şark kurnazlığı gibi bi durum ortaya çıkarıyor olabilir. ama bunun yan etkisi eylem cümle sonunda olduğu için bir türlü işi eyleme doğru zamanda dökemiyor olabiliriz. iş ne kadar kritik olursa olsun. çünkü bizim için hikayenin mesajı değil de sanki içindeki kısımlar önemliymiş gibi. ingilizcedeki netlik adamların dünyayı ele geçirmesindeki anahtar sebep olabilir. neticede eylem en başta sözcüklerle çıkıyor. bu da ilgiyi ilk olan yükleme çekiyor.
    mesela almanyada yıllardır yaşayan gurbetçiler gözlemlediğim kadarıyla ikiye ayrılıyor. almancayı çok iyi bilenler ve orta ya da hiç bilmeyenler. almancayı ana dili gibi konuşanların hepsinde biraz asimilasyon ve alman davranışlarına yatkınlık daha fazla iken diğer grup aynı kültürde aynı coğrafyada bile yetişse bir türlü ayak uyduramayışının temellerinden biride bu olabilir.
    bu örnekler daha çok çoğaltılabilir mesela japonlardaki bu cinsel sapkınlık, başarı manyaklığı kesin japoncayla ve dil yapısıyla bağlantısı var.

    bunun yanında daha da detaylı inerek lehçeleri, ağızları, şiveleri ufak topluluklarda daha da belirgin ayrışmalara sebep oluyor.
    kısacası günlük kararlar bir insanın karakterini ve genel kişiliğini, benzer dili konuşanlar benzer kararları alma eğilimindedir. bu da kemikleşmiş karakterleri oluşturur. bunun etkisiyle de örf ve adetler ortaya çıkar. bence türk toplumu zekidir, çalışkandır, dil sayesinde mizaha yatkkındır, misafirperver ve tezcanlıdır. bunun yanında kaypaktır, kısa yolcu ve yalancıdır, bencildir, birey olamamıştır. ben sadece burda cümle kurgu düzeninden bahsettim daha bunun çatısı var simple past present continuous tensi var.
    kısacası işsizim. canım sıkıldı.