şükela:  tümü | bugün
  • yarim gun deilde sole 3 de 4 de biten okullarin bi de ustune 6ya kadar suren bir programi.. ne mi yapilir? odevler ve bolbol eglence.. bizim ilkokulda bi a subesi vardi manyakdi tum sinif etude kalirdi (bkz: etude kalmak) hoca etudde ders islerdi.. sonra bunu hirs yapan diger sinif hocalari ogrencilerin basinin etini yerdi.. "bakin 4-a 3 konu onde.. siz ise dersi dersde bile annamiyorsunuz.." vs vs
  • fransizcada calisma
  • yurt aleminde cali$ma mekanina da etut denir.
    (bkz: yurtkur)
    (bkz: yurt etutleri)
  • yatılı okullarda ders çalışılan, ödev yapılan zaman dilimine de etüt denir. sözlükteki yatılıların etüt abisi anıları için, (bkz: etüt abisi ceza teknikleri)
  • yatılı okullarda etüt abisinin haykırma ile başlayıp silgi ve-ya tebeşir atma ile gelişen cezalarından kurtulma amacıyla her türlü zararli neşriyatın harita-metod defteriiçerisine saklanarak okunduğu mekan.

    bu ceza alma durumunun istisnası zararlı neşriyatın etüt abisiyle birlikte okunması veya incelenmesi, gerektiğinde de emaneten abinin kullanımına sunulmasıdır.
  • fransızca étude'den türkçe'ye etüt olarak geçmiş kelimenin "d" hali, eski metinlerde karşılaşılan ancak tdk'ya göre yanlış olan versiyonu.
  • satrançta beyaz* oynar kazanır ve ya beyaz* oynar berabere yapar gibi 2 çeşit sonucu olan durum.
  • aynı zamanda konservatuvarlarda öğrencilere çaldıkları enstrümanda teknik açıdan gelişmeleri için çalıştırılan çeşitli zorlukta kısa parçalardır. genellikle teknik güçlükleri aşmak için yazıldıklarından müzikal değerleri olmaz. ancak chopin ve liszt gibi besteciler sanatsal değer taşıyan etütler bestelemişlerdir. piyano da czerny, keman da ise kreutzer etütler en çok bilinen parçalardır. ayrıca paganini'nin yazdığı ünlü 24 kapris'de etüt kapsamında yer alırlar.
  • üniversitede ilk yılım, ve tabi ilk vizelerimdi. daha eve yerleşeli üç ay ya olmuş ya olmamıştı, odamdaki her şey senelerdir burada duran mobilyalardan ibaretti ama hepsi bana çok yabancı geliyodu!
    bi süre önümdeki notlara ve sevgili erdoğan alkin'in o güzelim turuncu iktisat kitabına boş boş baktıktan sonra kafamı ellerimin arasına aldım.
    "itiraf et işte, kendi kendine çalışamıyosun!!!"
    saatime baktım, sonra aklıma geldi; annem on gündür tatildeydi, kimin gelmesini bekliyodum ki?
    "hadi ama! muhabbet edeceğin kimse yok işte evde. hem burda olsa dikkatimi dağıtıyo diye sızlanmaz mıydın bu sefer de?"
    biraz durup sorunun ne olabileceğine odaklandım. sağıma baktım; siyah örtüleriyle her zamanki sıkıcı yatağım... peki ya sol taraf? dolap, kitaplıklar ve balkon kapısıyla birlikte odamın geri kalanıydı işte.
    o sırada beynimde şimşekler çaktı. doğru ya, burada hiç insan yoktu!
    ------------------------------------------------------------sprite'den acımasız gerçekler--------------------------------------------------
    yatılıdayken etüt saatlerine gıcık olursun. her akşam 2 saat ve her sabah 45 dakika çekilir gibi değildir. üstelik çoğu zaman çalışmaya gönlün yoktur ve ya kafanı masaya dayar uyursun ya da kitabının en heyecanlı kısmından devam edersin. ama o 165 dakika boyunca her ne olursa olsun seni bir şeylerle uğraşmaya itecek insanlar vardır etüt salonunda. sağımdakiler çalışıyo, solumdakiler ödev yapıyo, karşımdakinin yarına sınavı var, nasıl da test çözüyo. suçluluk duygusu da olsa seni bi işle uğraşmaya iter etütteki diğer insanlar.
    -----------------------------------------------------------şimdi de acıtmayan gerçekler----------------------------------------------------
    bi an kafamdan vizeleri attım. içimi bi huzur kaplamıştı. sahi sekiz yıl okuduğum daçka'da her allahın günü ne yapmıştım 165 dakika boyunca? başımı tekrar soluma, tam karşımdaki duvara çevirdim. kitaplıkta birbirine sırtını yaslamış kimi gıcır gıcır kimi eskilikten dökülen bir yığın kitabı farkettim. öyle ya, her defasında kitap okumuştum. özgür irademle ve kendi başıma ders çalışmayı olmasa bile bunu aşılamıştı hiç değilse...
  • türk dil kurumuna göre türkçede olmayan kelimedir.