şükela:  tümü | bugün
  • platon'un söyleşimi. sokrates'in adliye koridorlarında karşılaştığı rahip euthyphro'yla tanrıya bağlılık konusundaki ayaküstü sohbeti. sokrates birazdan ifade verecektir...
  • kendisi mantistir. buna rağmen sofistlerden oldukça etkilenmiştir. popüler olmak adına iyice düşünmeden kendi babasına dava açar ve bunu yapmasının mantıklı nedenleri olduğunu sokrates'e açıklayabileceğinden emindir.

    --- spoiler ---
    diyaloğun sonunda bir sonuca varılmaz ve tartışmaya başladıklara yere geri dönerler.
    --- spoiler ---
  • platon'un dindarlık üzerine kaleme aldığı diyalogudur. konuşmacılar sokrates ve euthyphron'dur. eserde platon konuşmacılara dine uygunluğun ne olduğunu, nelerin dine uygun nelerin uygun olmadığını, dine uygun olan şeylerin mi tanrılar tarafından sevildiğini yoksa zaten tanrılar tarafından sevilen şeylerin mi dine uygun olup olmadıklarını buldurmaya çalışır. diyalog herhangi bir sonuca varamadan sonlanır.
  • sokrates ve euthyphronun kral kapisinda karsilasip din uzerine konusmalarini iceren platon diyalogu.

    --- spoiler ---
    euthyhron babasinin cinayet isledigi icin bir koleyi cezalandirirken oldurmesi uzerine onu sikayet etmek ister , sokrates ise meletos adindaki bir demos uyesinin "yeni tanrilar uretmek" suclamalarindan dolayi orada bulunmaktadir .sokrates sorar euthyhronda yaptiginin hangi kosullar altinda dine uygun olup olmadigini anlatmaya calisir , dindarlik uzerine koyu bir muhabbet dondururler .sokrates bu dava sonucu olume mahkum edilir ,
    (bkz: sokratesin savunmasi)
    --- spoiler ---
  • sözkonusu diyalogda, sokrates'in, dönemin atina halkına dönük olumsuz bir saptaması vardır ki zaten bundan dolayı kendisi de okka altına gitmek üzeredir:
    "...atinalılar şu ya da bu kişinin bilgili ve marifetli olmasına hiç aldırmazlar, yeter ki o kişi, bildiği şeyleri başkalarına öğretmeye kalkışmasın. ola ki, o kişinin başkalarını da bilgili ve marifetli kılmak istediğinden kuşkulandılar mı, ya belki de dediğin gibi kıskançlıktan ya da başka bir sebepten kızıverirler." (3d)
  • günümüzde de tartışılmaya devam eden ikilemini yaratmış eserdir: "dine uygun olan dine uygun olduğu için mi tanrılar tarafından sevilir, yoksa tanrılar tarafından sevildiği için mi dine uygundur?"

    platon, diğer sokratik diyaloglarda olduğu gibi erdem'in alt türlerinden biri olan dindarlığın, her dine uygun sayılan eylemlerde bulunan, özünü aramaya çalışmaktadır; arayış, ötifron'un: "başka zaman sokrates. acelem var, gitmeliyim artık" demesiyle, yine sonuçsuz kalır. ne kadar sokrates arkasından "ne yapıyorsun dostum! çekip gidiyorsun ve büyük bir hayal kırıklığıyla başbaşa bırakıyorsun beni" dese de, nafile.
  • platon, euthyphro diyaloğunda, kutsalın tanrılar tarafından istenen şey olduğunu savunan hayali bir karakter olan euthyphro’ya, sokrates’in ağzından şu soruyu sormaktadır: “bir şey bizatihi kutsal olduğu için mi tanrılar tarafından sevilir, yoksa tanrılar tarafından sevilen bir şey olduğu için mi kutsal sayılır?”

    bu sorudan hareketle bazı ateistler, teizm için benzeri bir ikilem yaratmayı amaçlayan şu soruyu sorarlar: “ahlaki davranışlar tanrı tarafından emredildiği için mi ahlakidir, yoksa ahlaki olduğu için mi tanrı tarafından emredilmiştir?”

    burada sunulan ikilemden birinci seçeneği seçersek, ahlaki ilkeler tanrı’nın keyfi seçimlerine dönüşmüş olacaklardır. öyle ki tanrı fikrini değiştirip aniden cinayeti ahlaklı görürse cinayet ahlaki olarak kabul edilebilir olacaktır. diğer taraftan ikinci seçeneği seçersek, bu sefer ahlaki önermeler tanrı’dan bağımsız olacaktır. eğer ahlaki önermeler tanrı’dan bağımsızsa, o zaman tanrı olmasaydı bile onlar hâlâ var olabilecekti.

    teistlere göre tanrı fizik yasalarını da yaratmıştır, bundan hareketle fizik yasalarının keyfi, nesnel olmayan önermeler olduklarını söyleyebilir miyiz? söyleyemeyiz, aynı şey ahlak için de geçerlidir.

    euthyphro ikilemi gerçek bir ikilem değildir, üçüncü bir seçenek daha vardır ve bence doğru olan seçenek de budur. bu seçeneğe göre ki augustine, anselm, aquinas gibi teistik felsefecilerin birçoğu bu görüşü savunmuştur; merhamet, adalet gibi temel ahlaki özellikler tanrı’nın doğası’nın bir parçasıdır. tanrı ne dışarıdaki bir ahlak standardına uyar, ne de böyle bir standardı yokluktan yaratır. bu ahlaki değerlerin standardı tanrı’nın doğası’nın kendisidir. nitekim bu görüş teizmle ilk seçenekten daha uyumlu durmaktadır, zira teistik görüşte tanrı her zaman merhametlidir, her zaman adildir, her zaman iyidir. bu sıfatlar onun temel ve zorunlu sıfatlarındandır.

    bu noktada ateist üçüncü seçeneğe şöyle bir soruyla itiraz getirmeye çalışabilir: “tanrı’nın doğası, tanrı nasılsa öyle olduğu için mi iyidir; yoksa dışsal bir ölçütle örtüştüğü için mi iyidir?” birinci seçeneği seçersek, o zaman ateist, “tanrı’nın doğası başka türlü olsaydı ahlak da başka türlü olurdu, demek ki ahlak mutlak anlamda nesnel değildir” diyebilir. ikinci seçeneği seçersek ise, yukarıdaki ikinci seçenek gibi, iyiliğin tanrı’dan bağımsız bir kavram yapıldığını iddia edebilir. dolayısı ile ateist euthyphro ikileminin yeniden belirdiğini söyleyebilir.

    bu aslında anlamsız bir sorudur. özellikler zorunlu ya da bağımlı olabilir. bir özelliğin, bir varlığın temel ya da zorunlu özelliği ya da sıfatı olduğunu söylemek, o varlığın bütün mümkün evrenlerde o özellik veya sıfata sahip olduğunu iddia etmek demektir. mesela a isimli bir üçgenimiz olsun. a üçgeninin üç kenarı vardır ve bu onun zorunlu özelliğidir. zira üçgeninin üçten az ya da fazla kenarı olması mümkün değildir. diğer taraftan üçgenlerin iç açıları toplamı, öklid geometrisinde 180 derece, rieman geometrisinde 180 dereceden fazla, lobacevski geometrisinde ise 180 dereceden azdır. dolayısı ile a üçgeni, öklid uzayındaysa iç açılar toplamı 180 derece olacaktır. diğer taraftan a üçgeni eğer rieman uzayındaysa iç açılar toplamı 180 dereceden fazla olacaktır. dolayısı ile üçgenin iç açılar toplamının 180 derece olması bir bağımlı özelliğidir. bu bilgi ışığında bir üçgenin iç açılar toplamının neden 180 derece olduğu ya da olmadığı sorgulanabilir. ancak şöyle bir soru anlamsız olacaktır: “a’nın üçgen olduğu için mi üç kenarı vardır, yoksa üç kenarlı olduğu için mi üçgendir?”. zira üç kenarlı olmak üçgenin temel özelliğidir, üçgenin üç kenarlı olmaması mümkün değildir.

    yukarıda da değindiğim gibi “iyilik” tanrı’nın doğası’nın temel özelliğidir (sıfatıdır), bütün muhtemel evrenlerde tanrı sonsuz iyidir, farklı olması zaten mümkün değildir. dolayısı ile ateistin sorusu, yukarıdaki üçgenin neden üç kenarı olduğu sorusu gibidir, anlamsızdır. zira birinci seçenek ateistin iddia ettiği sonucu gerektirmez. “tanrı’nın doğası başka türlü olsaydı ahlak da başka türlü olurdu, dolayısı ile bu bakışta ahlak nesnel değildir”iddiasının, tanrı’nın ahlaki sıfatlarının zorunlu olduğu (doğası’ndan kaynaklandığı) bilgisinin ışığında yanlış olduğu açıktır. tanrı’nın doğası zaten başka türlü olamazdı ki, ahlak da başka türlü olabilsin. tıpkı üçgenin üç kenar dışında başka bir sayıda kenarı olamayacağı gibi.
  • platon'un kendi sisteminde dinin konumunu belirlemeye çalıştığı diyalogudur. neredeyse çoğu araştırmacı bu diyalogun lysis vs. diyaloglar gibi sonuçlanmadan bittiğini söyler. fakat şahs-ı acizaneme göre bu diyalogun neticesi içindedir. sokrates'in çabası ve anlamaya çalışıyorum dediği şey, karşısındaki adamın dini merkeze alan anlayışının tam tersini savunduğunu gösterir. kaldı ki, gorgias'tan ve sofist'in bir bölümünden anladığımız kadarıyla, dini önermeler çok çok çok nadir durumlarda ve insanların iyiliğini temin konusunda yardım edebilecek konumdayken meşru ve geçerli olabilirler.
  • diyaloğun konusu, ‘dine uygun olan şeyin veya dindarlığın ne olduğu’dur. euthyphron, ilk olarak bu soruya, “tanrıların sevdikleri şey dine uygundur, sevmedikleri şey dine aykırıdır” şeklinde cevâp verir. ama sokrates’in bu cevâbı sorgulamasından evvel, euthyphron, babasına karşı açacağı cinayet davasını meşrulaştırmak için “zeus ve kronos” ile “kronos ile uranos” arasındaki mücâdeleden örnek verir. sokrates, bundan sonra şöyle bir sorgulamaya girişir:

    1- kavgalar ve düşmanlıklar, daha çok öznel şeylerden -etik veya estetik ile ilgili meselelerden- çıkar. çünkü nesnel konular, ölçerek, tartılarak vs. şeylerle kavgaya dönüşmeden çözülür. oysa ki neyin iyi neyin kötü, neyin doğru neyin yanlış, neyin güzel neyin çirkin olduğu hakkında net bir şey söyleyemeyeceğimiz için bu konulardan düşmanlık ve kavga çıkar.

    2- eğer tanrılar arasında gerçekten düşmanlıklar ve kavgalar oluyorsa, bunlar iyilik-kötülük, doğruluk-yanlışlık, güzellik-çirkinlik gibi meselelerden kaynaklanır.

    3- iyilik sevilirken, kötülük sevilmez; doğruluk sevilirken, yanlışlık sevilmez; güzellik sevilirken, çirkinlik sevilmez. tanrılar bu konular hakkında birbirlerine düşmanlıklar besliyorsa, o hâlde bir şeyin iyiliği veya kötülüğü, doğruluğu veya yanlışlığı, güzelliği veya çirkinliği konusunda uzlaşamadıkları için, o şeyi bâzı tanrılar severken, bâzı tanrılar sevmemektedir. bu durumda, o şeyin dine uygun olup olmadığı hakkında bir şey diyemeyiz. o hâlde, tanrıların sevdikleri şeyler dine uygundur şeklindeki tanım ayırt edici olmayacak ve hattâ bâzı hâllerde açıkça yanlış olacaktır.

    daha sonra euthyphron, dine uygun şeyi “bütün tanrıların sevdiği şey olarak” tanımlar. bu durumda sokrates şöyle sorgulama yapar:

    1- tanrılar, dine uygun şeyi dine uyan şey olduğu için mi sever; yoksa tanrılar sevdiği için mi o şey dine uygun olur? (‘hareket eden’ şey, hareket eden olduğu için değil, ‘hareket ettiği’ için ‘hareket edendir’.)

    2- ‘sevilen’ şey, ‘sevilen şey olduğu’ için değil, ‘sevildiği’ için ‘sevilen’dir. yani, bir sey yapılan veya edilen bir şeyse, yapan veya eden bir fail bulunmak zorundadır.

    3- o hâlde, dine uygun olan şey dine uygun olduğu için değil, tanrılar sevdiği için dine uygun olmuş olur. oysa bu, dine uygun olan şeyin tanımını vermez, sadece tanrılar tarafından sevilme özelliğini belirtir.

    eh, euthyphron buradan sonra afallamaya başlar. sonra der ki, “dine uygunluk veya dindarlık, tanrılara hizmet sunma sanatıdır”. sokrates daha kolay bir şekilde bu tezi çürütür:

    1- ata bakmayı herkes bilmez, uzman olan biniciler bilir. binicilerin sunduğu hizmet, atı daha iyi konuma getirmektir. zirâ hizmet sunma veya özen göstermenin amacı, hizmet sunulan veya özen gösterilen şeyi daha iyi konuma getirmektir.

    2- dindarlık da tanrılara hizmet sunma sanatı ise, o hâlde dindarlık tanrıları daha iyi konuma getirme sanatı olur ki bu saçmalıktan başka bir şey değildir.

    euthyphron iyice aptallaşır, der ki, “dindarlık tanrılara hediye verme(kurban kesme) ve onlardan bir şey isteme (duâ etme) sanatıdır”. sokrates sorgulamaya başlar:

    1- tanrılardan bir şey istemenin en doğru yolu, bizde olmayan şeyleri istemektir. zirâ bizde olmayan şeylere kavuşursak, bu bizim için en iyisi olur. dolayısıyla tanrılar bize iyilik verir. biz de bunun için onlara armağanlar veririz, böylece bir nevi ‘ticaret ilişkisi’ ortaya çıkar.

    2- bu ticaret ilişkisinde, tanrılar bize iyilik -bize yararlı- şeyler verirken, biz onlara yararlı bir şey veremeyiz -çünkü bizim armağanlarımıza tanrıların ihtiyacı yoktur, aksi saçmalık olurdu-. bu hâlde, onlar bize bu ticarî ilişkide iyilik verirken, biz onlara hiçbir şey vermediğimiz için, tanrılardan üstün hâle gelmiş oluruz ki bu da saçmalıktır.

    bundan sonra da tartışma tekrar başa döner, sonra da tartışma çözüme bağlanmadan sona erer.

    şimdi buradan çıkartılması gereken sonuçlar şunlar:

    1- platon -euthyphron diyaloğunu gençliğinde yazmıştır, dolayısıyla bu diyaloglarda sokrates’in düşüncelerini aynen aktarmaya çalışmıştır, bu yüzden sokrates de diyebiliriz-, burada politeizm eleştirisi yapar. zirâ, tanrı özü gereği mükemmel olmak zorundadır. çünkü o yaratıcıdır ve neyin en doğru, neyin en yanlış; neyin en iyi, neyin en kötü; neyin en güzel neyin en çirkin olduğunu en iyi şekilde o bilir. bu sebeple, tanrı mükemmel olmak zorundadır. mükemmel bir şeyin anti-tezi olamaz, dolayısıyla tek olmak zorundadır. bu sebeple, örneğin bilgelik tanrıçasından (athena) bahsediyorsak, bilgelik alanında mükemmel olan tek varlık athena olmak zorundadır. bu durumda bir başka tanrı, örneğin zeus, athena kadar mükemmel olamayacaktır. öyleyse, athena, bilgelik konusunda zeus’un anti-tezi olmuş olacak ve zeus mükemmel olamayacaktır. bu durumda, örneğin bilgelik gerektiren bir konuda, zeus yerine athena’ya başvurmak zorunda kalacağız, oysa bu tanrılık vasfının özüne aykırı olacaktır. o hâlde, tanrı tek olmak zorundadır.

    2- platon -veya sokrates- antropomorfik(insân kökeni) tanrı anlayışını reddetmektedir. zirâ, insânların tanrı yararına bir şey veremeyeceğini ve onu daha iyi bir konuma getiremeyeceğini dile getirir. semavî dinlerdeki tanrı anlayışını benimser gibi görünür böylece. kur’an’da da “kesilen kurbanların eti ve kanı bana ulaşmaz” dediğini bu konuda örnek verebiliriz.

    3- meletos tam bir ibne.