aynı isimdeki diğer başlıklar:
şükela:  tümü | bugün
  • "evin başlıca faydalarını saymam gerekirse: ev hayalleri barındırır, ev hayalciyi korur, ev huzur içinde hayal kurmaya izin verir." mekanın poetikası, gaston bachelard

    veya dışarıda sosyalleşme tekliflerini savuşturmak için her zaman dediğim gibi: "ev güzel, ev rahat, ev güvenli."
  • adeta wifi çekmesin diye tasarlanmış. mesela bizim evde bir koridor var nereden baksan on metre. böyle deyince sarayda oturuyorum sanmayın. 120 metrekare normal bir yer burası.

    türkiye'de evler nedense uzunlamasına yapılıyor hep. tdk'da detayları ile açıklanmamış ama mimarlığın amacı yaşam alanlarından maksimum verim almak olmalı. işte kaç pencere koyarsak ısı kaybı olmadan güneş ışığını alırız, kaç kolon koyarsak evin düzenini bozmadan depreme dayanıklı olur gibi konulara kafa yoruyorlar. bence insanlar için elzem bir konu olan wifi'ı da bu konulara dahil etsinler ve ev tasarımlarını kare yapsınlar. benim wifi mesela kapının önünde daha iyi çekiyor çünkü modeme yakınım. oturduğum odada çekmiyor çünkü yarış pisti gibi koridor yapmışlar. kare tasarım olursa ve ben modemi bu karenin merkezine koyarsam bütün odalarda eşit sinyal gücü alırım. böylece ya orada çekmedi, ya burada çekmedi gibi dertlerimiz olmaz. sen de modemi kullandığın odaya çek diyebilirsiniz ama bu sefer de salonda çekmiyor bu meret.

    türkiye'de imar izni almak müteahhite dert anlatmak falan kolay işler değil. ama bir şekilde bu ihtiyaç konuşulmaya başlarsa beş on seneye belki de evler bu şekilde düzeltilir.

    not: derdini skym butonu aramadan önce iş bu entry wifi'ın evdeki elektrik tesisatı kadar önemli olduğunu bu nedenle tasarım yapılırken dikkate alınması gerektiğini belirtmek üzere yazılmıştır.
  • cuma akşamı girip pazartesi sabahı çıkmak istediğim yer.

    olmuyor tabii ki. illa sokaklarda birilerinin keyfini yapmak için deli dumrul gibi gezmemiz lazım.
  • değerli olduğun yerdir.
  • camille- home

    köklerini, izlerini bırakıp terk ediyorsun bir vakit. dört duvar, bir oda, bir sokak, şehir ya da ülke değil senin için. nereye gidersen git yarını oraya emanet ediyor, gömüyorsun. kendini nerden biliyorsan oralısın. dilin, dinin, kökenin yok. bir yarın var diğerinden çok uzak. bir yarın yarın(ın)dan çok uzak. kendinden öte tutuyor, afranı, tafranı, öfkeni ona kusuyorsun. döneceksin, adın gibi biliyorsun. işlediğin cinayetin mecburusun ya olay mahalline dönüp yakayı ele vereceksin. çocukluğun, gençliğin, deli çağların , anıların, ahların, vahların, nefasetli, netameli zamanların kol kola girmiş seni izliyor, bekliyor orada. anan, baban, kardeşlerin yas elbisesini giymiş geçip giden yılların. seni bekliyorlar. soyunup, dökünüp soğuk yatağına uzanıyorsun anımsamanın. üzerini örten ipek ağırlığı omuzluyorsun. ten yok, çatı yok, kapı, duvar , pencere yok.
  • "ev, yüreğinin olduğu yerdir. artık bir yüreğim yoktu, yüreğim kırılmıştı ya da kırılmamıştı, yalnızca artık yoktu işte. rafadan pişmiş bir yumurtanın sarısı gibi dikkatle çıkartılıp alınmıştı, bedenimden geri kalanını kansız, pıhtılaşmış ve oyulmuş bırakarak. yüreksizim diye düşünmüştüm. demek ki evsizim."
    (margaret atwood, "kör suikastçı")
  • eve dön! şarkıya dön! kalbine dön!
    şarkıya dön! kalbine dön! eve dön!
    kalbine dön! eve dön! şarkıya dön!

    mutlak dönüş olarak kendi ruhsal vatanımızdır ev. koskoca odeyssey in dönüşü bile evi içindir. aslında bir çemberin diğer ucuna varmaktır. eski geleneklerde ölülerin küllerinin konulduğu kablar genelde ev şeklinde olur. beden-ruh meselesi ile alakalıdır. bu durumda ev birden bedenin somut bir imgesine dönüşüverir. bütün çabamızda aslında o evi korumaktır. çünkü o ev bizim için maddi varlığından öte ruhumuzun içinde taşıdığı bir figüre dönüşür.

    ev maddi anlamının ötesindedir artık. bizim bir parçamızdır. ev savaşı ruhun beka savaşıdır. eğer evlerimizin mahiyeti hakkında bir düşünceye, bir fikre sahip olamazsak ne uğruna savaşabileceğimiz bir kendi öz alanımız olur ne de dünyada bir yer edinebiliriz.
  • zaman zaman hangi evimin evim oldugunu, bazen cok seyahat ederken, valiz degistirmeye ugradigim bir yer oldugunu dusunurum. 2004'te baslayan maceramdan beri her ankara-izmir-ankara seyahatimde evime geldigim icin mutlu olurum. ızmirdeki evime geldigim icin, ankaradaki evime dondugum icin.
    amma ve lakin ne zaman aile evime gelsem hastalaniyorum, bu hic sasmiyor. yaz kis. sanirim sana bakacak bir anne ve baba olmasi "sonunda durabilirim sonunda hasta olabilirim dunyanin sonu degil." demek gibi hissediliyor vucudum tarafindan. ankarada hastalandigimda gunde tek ogunu zorla yemem, tum gun yatmam, aglamam vs gibi seyler olurken burda annem ustumu ortuyor, babam meyve veriyor. bir nevi emniyet subabi burasi. mis gibi. ılk iki gun full hastayim evde, sonra alisiyorum. geciyor. nasil cilgin bir sistem ya. ama minnettarim. cok uzun sursun, omrum boyu bunu yasayayim istiyorum. ben cocugum ya, bana bakacaklar tabiki. bu luks icin hayatini verebilecek insanlar taniyorum ve cok sansliyim. canim evlerim. canim hayatim.
  • insanın kabuğu...

    çarşıda yürürken hiç adetim olmadığı üzre boncuklu, tüylü, pullu kolye aldım. tweetyli pijamamı giydim eve gelince. üstüne de kolyemi taktım. şarabımı yudumlayıp oylmz'ye laf yetiştirirken kimse ayıplamıyor beni. çünkü neden? kabuğumdayım. evim benim dizi çıkmış pijamam. yüzde yüz pamuklu cinsten hem de *