aynı isimdeki diğer başlıklar:
şükela:  tümü | bugün
  • ev dünyaya adım atışımız ile birlikte ilk evrenimizdir. ev tam anlamıyla bir kozmostur.
    (bkz: gaston bachelard) ev hakkında (bkz: mekanın poetikası) adlı başyapıtında şunları söyler:

    "ev olmasa insan dağılmış bir varlık olurdu. ev insanı gökten inen fırtınalara karşı olduğu gibi, yaşamda karşılaştığı fırtınalara karşı da ayakta tutar. ev hem beden hem ruhtur."
  • özlem içeren kelime. evimi özledimmm.
  • halam ve eniştemin evi, diğer hiçbir akrabamızın evine benzemiyor. çok eski bir evde oturuyorlar, dolayısıyla sık sık tesisatta problem oluyor, ama ne halam ne eniştem başka bir eve taşınmak istemediler şimdiye kadar. "hatırası var" diyordu eniştem başlarda, halamsa "güzel burası, çarşıya yakın"; şimdilerde ikisi de "hatırası var" diyor her fırsatta taşınmalarını öğütleyen işgüzarlara.

    kendimi bildim bileli çok az şey değişti evlerinde, belki birkaç gündelik eşya, ya da bozulduğu için mecburen değişen makineler vesaire. çevremizdeki çoğu aile üç dört yılda bir evde mobilya değişikliği yapmazsa rahat edemediklerinden, bu anormal bir şey gibi geliyor insanlara bazen, ama "hatırası var" ya işte. hatırası var.

    çocukken, halamlara her gidişimizde çok mutlu olurduk kardeşimle ben. bu yalnızca halam ve eniştemin çocukları çok sevmesinden, bizimle ilgilenmelerinden kaynaklı bir mutluluk değildi, belki bizim evimizden daha dağınık, daha eski olsa da o evin bizim evlerimizden farklı olduğunu hissederdik, ama bu farkın ne olduğunu bilemezdik. çocuk dimağı hep daha açık oluyor, olanı biteni daha içten kavrıyor sahiden. hele halam sobada patates, kestane közleyip masayı kurdu mu, değmeyin keyfimize. yemek masası değil söz ettiğim, genelde japon filmlerinden aşina olduğumuz katlanıp genişleyen tipte dikdörtgen bir masaydı, halam yere açar, altına bir sofra bezi serer, tüm aile etrafında diz çökerdik. geçenlerde halam yemeğe davet etti bizi. yine o masanın etrafında diz çöküp yedik allah ne verdiyse. o an aklımdan tanpınar'ın her şey yerli yerinde'si geçti ve kaçınılmaz olarak şu dizelere takıldım: "rüyası ömrümüzün çünkü eşyaya siner."

    evi ev yapan, hadi yuva yapan diyelim, eşyaya sinmiş rüyalardır belki de.
  • insanoğlu varolduğu günden bu yana başını sokabileceği, sevdikleriyle bir dört duvar planladı.
    ev, içinde yarattıklarınıza, yüklediğiniz anlamla, kokusuyla, sizi bekleyenle veya beklediğinizle ev oluyor.
    onun dışında sadece 'kaldığınız yer'
    evim değil 'kaldığım yer'.
  • yeni izledim 2010 yapımı. bu film nasıl ses getirmemiş zamanında anlamak güç. böyle sayko yapımlar görmek istiyoruz. hele final sahnesi ve başrol oyuncusu filmi güzel kılan detaylardan. film o kadar gerilim ki , finalinde çalan hayko ile ne oluyoruz diyosun. güzel film , fazla da baymıyor bir buçuk saat,boşlukta izlenir.
  • eve çok önem verenlerdenim... insanın kalbi gibi... güvenilir bir noktada, doğa ile iç içe inşa edilmiş bir evin, kalbimizle birlikte beraberinde huzuru da yakalama imkanı vereceğini ve insanı tüm olumsuzluklardan koruyacağını düşünüyorum...

    hemen evrene sipariş verelim...:)) gerçi sürekli veriyorum ama tekrar paylaşayım...:)) şöyle muhteşemlikte olsun... buradan
  • (bkz: #63169824)

    3 sene evvel demisim ki "ama sevgiliyle yarattigimiz buyulu baloncugu birakip gidecegim bir yandan. dilini bilmedigim bir ulkede, anadilini konusamadigim bir insanla kurdugumuz evi hayatim boyunca ev kavramina en cok yakinsadigim anda, ardimda buruk bir sevgili ve hasta bir kedicik birakarak, yeni bir ev kurmaya yol alacagim."

    o yeni evi kurdum, bozdum, baska bir sehirde bir ev daha kurdum.
    onu da bozdum sonra.
    o ardimda biraktigim buruk sevgilinin yanina dondum, yakin zamanda evlendik.
    o dunya guzeli hasta kedicigimizi kaybettik. acisi hala icimi yaksa da aylar sonra baska bir kedicige yuva olmaya karar verdik, baska bir tuylu bebegin ev arkadaslariyiz bir suredir.
    o bilmedigim dili ogrenmeye basladim, epey ilerledim.

    bugun itibariyle ev kavrami cisimlesti. sevgilimle kok salacagimiz bir yerimiz var artik.

    ama ev tanimim hala ayni.
    agiz dolusu gulebildigim ve sebepsizce aglayabildigim her yer.
  • kış mevsimlerinde bir soğuk odası bir de sıcak odası bulunur. bu kesin bilgi; hatta çocukluğum da çevre etkeniyle öğrendiğim ve öğrendiğimin farkında olduğum ilk bilgi bu olabilir.

    edit:imla
  • "ev nedir? bu soruyu şöyle yanıtlayabilirim: ev, kafamıza göre hayallere dalabildiğimiz bir sığınaktır. ev, hayâl kuranı korur. ev, başkaları tarafından rahatsız edilmeden, huzur içinde hayâller kurmamıza imkan verir."

    gaston bachelard, mekanın poetikası.
  • "a year had passed, since those same spires and roofs had faded from their eyes. it seemed to them, a dozen years. some trifling changes, here and there, they called to mind; and wondered that they were so few and slight. in health and fortune, prospect and resource, they came back poorer men than they had gone away. but it was home. and though home is a name, a word, it is a strong one; stronger than magician ever spoke, or spirit answered to, in strongest conjuration." * *

    evin kesinlikle basit bir açıklaması yok. ev yatağınız, 2. raftaki fincanınız, her gün baktığınız sokak, koltukta içeri göçerttiğiniz yer, karanlıkta hiçbir yere çarpmadan ve el yordamı olmadan tuvaletin yolunu bulma kabiliyetinizin verdiği güvenden ibaret değil. ev bir uzuv gibi, aura gibi, kapıyı çekip çıktığınızda siz evin içinden çıksanız da ev sizin içinizden çıkmıyor. evimden 1200 km uzakta, 58 gündür bana elinden geldiğince ev taklidi yapan bir otel odasında gözlerimin beyazı bile ateşten yanarken ve ne yesem takriben 3 dakika içinde kusarak yatarken evi düşündüm. keşke evimde kusuyor olsaydım. ev insana hasta olmamayı değil, içinde hasta olmayı dileten bir habitat.