şükela:  tümü | bugün
  • yosun kokusuna hazır olmak demektir
  • yeterli ilgi ve ozen gosterilirse baliklari oldurmenin yasatmaktan daha zor oldugunu farkedebileceginiz hobi.

    haftalik duzenli su degisimleri ve temizlikleri ile yosun kokusu onlenebilir, yemleme olayi ise insanlarin dusundugunun aksine son derece kolaydir, zira baliklar doymak nedir bilmeyen, sonunda da catlayarak olen hayvanlar degildir.

    hem ayrica illa evdeki hayvani elinize alip sevmek zorunda da degilsiniz. hem ne guzel demis unlu turk dusunuru mansur ark: "seni uzaktan sevmek, asklarin en guzeli"

    hicbir ev hayvani ile kiyaslamak istemedigim baliklar, dekoratif kaygidan cok su dunyasina asik olmanin bir gostergesidir, evet.
  • küf ortamı demektir. kedicede bile..
  • çok heveslenilen bir türlü becerilemeyen eylem.özellikle finding nemo izledikten sonra balıklara bakış açınız değişir.çöpçü balığına bakıp kimbilir kimin yavrusuydu dersiniz.arabeskleşerek akvaryumları izlersiniz.geçmişte beceriksizlikten öldürdüğünüz balıklara üzülür bu işe bir daha bulaşmamaya karar verirsiniz.
  • muhabbet kuşu bile beslemeye izin vermeyecek titiz bir babaya sahipseniz besleyebileceğiniz tek hayvan olma özelliğini taşımaktadır balık.alınan ısıtıcısı boşa gitmesin bare büyütelim işi,akvaryum mu alsak,temizleyici de lazım falan diye diye büyür iş.istenmeden gelen bu durumun bütün sorumluluğu da baba tarafından üstünüze yıkılır..
    ilk balığınız öldüğünde (e küçüklük hali...)hüngür foşurt ağlamışken sonraları boş kalmasın diye doldurulan fanusta sabah ters dönmüş bulunan balık bişey hissetmeden çöpe atılacak kadar duygusuzluğa iter insanı...
    sonra uzun zaman geçtiğinde, çok yalnız hissedildiğinde, balık mı alsam acaba da koysam odama denir,kaplumbağa ile karşılaştırılır,en son iki saksı menekşe alınır da konur masa üstüne...
    insanoğlu nankördür,acımasız ve çıkarcıdır işte böyle..
  • balıklardan biri öldüğünde evde inanılmaz bir matem havası esmesine sebep olan olay. ah bu yanı olmasa pek güzel.

    az önce japon balığım lugano'nun su üstünde yan çevrilmiş halini görünce 1.5 aydır yaşadıklarımız geçti gözümün önünden. beraber izlediğimiz maçlar, içtiğim biraları fanusuyla tokuşturmam, akşamları işten geldiğimde bana doğru yüzüşü.. edu'ya verdiğim yemlere saldırışı ve ondan kafa yiyişi..

    biraz sonra kendisine lying-in-state bir cenaze töreni düzenlemeyi düşünüyorum. güzel bir playlist hazırladım tören için;

    acdc - highway to hell
    dream theater - the spirit carries on
    reel big fish - another day in paradise (phil collins cover)
    pink floyd - wish you were here
    ccr - as long as i can see the light
    steel dragon - we all die young
    meat loaf - heaven can wait
    rammstein - seemann
    lynyrd skynyrd - free bird

    özleyeceğim seni lugano. sensiz evde hep bir eksiklik, hep bir boşluk olacak. mal edu ile beni yalnız kodun, gittin bu diyardan. bana bu kazık atılır mıydı?

    edit: sadece beni değil, aynı fanusta yaşadığı edu'yu da üzmüş meğer ölümü. yemini dahi yemedi.
  • evde fanus için en uygun yer neresidir düşünürsünüz. gözünüzün önünde olsun istersiniz ki amaçsız dakikalarda seyre dalıp suda süzülüşünü izlemek istersiniz. bazen kulağınızı iyice cama dayayıp "bu hayvandan cins sesler çıkar mı acaba?" diye merak edersiniz. hayvansever dostların internet sitelerine yazdıklarını okuyup suyuna katmak için ıspanak haşlarsınız, sarımsaklı yoğurt yaparken bir diş de onun için ayırısınız. böylece bağışıklık sistemi güçlenir.
  • ev arkadaşınıza aitse ve aylarca turp gibi yaşayan hayvancık şahane bir zamanlamayla arkadaşınızın 1 günlüğüne şehir dışına gittiği gün ölürse vicdan azabının kralını yaşarsınız. hikaye şöyle gelişir. ev arkadaşı şehir dışına gitmeden birkaç gün önce balık hastalanır, kabında hareketsiz bir şekilde durmaya, kıpırdamamaya başlar, hatta zaman zaman yan yatıp allah bu sefer gitti paniklerine sebep olur. alınan yere sorulur, suyunu temizlemek için ilaç alınır, atılır filan. sonrasında her sabah evde ilk uyanan balığı kontrol etmeye, canlı olup olmadığını anlamaya ve hatta canlansın, kendine gelsin diye elleriyle balığa enerji vermeye bile kalkışır. sahibinin şehir dışına gidişiyle azcık kendine geldi gibi görünen balıkla başbaşa kalırız. daha sahibinin gittiği sabah ilk iş bulunduğu salona doğru dualarla depar atan ben turuncu japon balığını mortu çekmiş, sırt üstü yayılmış vaziyette bulurum. o an itibariyle de çokça balık beslediğim çocukluğumdan kalma en büyük korkumla tekrar yüzleşirim. çıkarıp atmayı bırak ölü balığa göz ucuyla bile bakamamaktayımdır. bir yandan ulan bir gün yalnız bıraktı balığını öldürdük resmen kızın iyi mi şeklindeki vicdan azabı, bir yandan ulan kaç yaşındayım korktuğum şeye bak deyip arkadaşın telefonda dediği gibi balığı kabından çıkarıp atmaya çalışır, her seferinde ufak çığlıklar eşliğinde geri koyarım olduğu yere. sonunda kadersiz ev arkadaşını arayıp ben bunu atamıyorum, içim bir fena oluyor, odana olduğu gibi bıraktım kabıyla, sen yarın gelince halledersin deyip ev arkadaşının odasının kapısı sıkı sıkıya kapatılıp olay hiç yaşanmamış farz edilmeye çalışılır.

    balık ölüsünden korkan tek ben miyim bilemiyorum ama balık beslemenin bana göre en kötü tarafı ölüsüyle yüzleşmektir.
  • çok sıkıcı bir şeydir bu. bakınca dinlenir insan hikayesi bir yana; insan evcil hayvanını tutup mıncıklamak, severken hırpalamak ister. allahın soğuk kanlı, kaygan kaygan hayvanını nasıl tutup seversin ki. oysa bir kedi bir köpek öyle mi. zaten hayvanla daha duygusal bağ bile kuramadan hemen ölürler.