şükela:  tümü | bugün
  • arkadaş - anne evde hayvan besleyelim mi?
    annesi - seni besliyoruz, yetmez mi?

    *
  • evde bi hayvanı zaten besliyorlarsa, haklı ve ilerigörüşlü ebeveynlerdir..
  • saglik bakaninin aciklamasina gore* dogubeyazitta evde beslenen tavuklardan virus kaparak olen cocugun sahip olmadigi ebeveynler.
    (bkz: evde kus gribi beslemek)
  • başlarına gelecekleri bilen anne babadır. her türlü karşı çıkmaya rağmen planlı bir çalışma ile fikirleri değiştirilebilir.
    bahar aylarında dünyaya gelmiş minicik bir kedi yavrusu kucağa alınıp, kapının önüne kadar getirilir, isteğe göre kendiliğinden gelmesi de sağlanabilir fakat o zaman kapının önüne bıraktığınızda miniğin alacağı şaşkın surat ifadesinin yerini hınzır mod alacağından ve şaşkın surat her zaman daha etkileyici olduğu için kucakta getirilmesi daha makbuldur. daha sonra eve girilir ve "anne, bak ne şirin di mi, peşime takıldı bir türlü peşimi bırakmadı, yazık karnı aç galiba, annesini kaybetmiş olmalı" türünde bir cümleyle dudaklar sarkıtılır. eğer anne bu numarayı yemediyse, annesini kaybetmiş olmalı cümlesinin üzerine gidilmelidir, "ya ben de seni kaybetseydim, sokaklarda yapayalnız kalsaydım, böhü" tadında duygu sömürüleri ile "annecim bak karnı çok acıkmış, azcık süt verelim nooooluuur" şeklinde yalvarılır. sütü verdikten olay bitmiştir zaten, ufaklık kapının en sadık müşterisi olacak, oradan hemen hemen hiç ayrılmayacaktır. bu süreç önemlidir, lakin anne hala temizlik ve titizlik sendromundan kurtulamadı ise, sadece dışarda kendi harçlıklarınızla onu beslemeyi teklif etmek en zararsız yöntemlerdendir. pisicik, önce kapının önünde beslenecek, sonra 1 saat, 2 saat gibi artan aralıklarla eve girip çıkmaya başlayacaktır. bir gece de evde, odanızda kaldı mı artık evin bir ferdi olmuş, hatta benim evde ne işiniz var, hadi bakiim mama getirin bana moduna girmiştir bile.
    tüm bu süreçten sonra, baba bu velede mama taşımaya başlamış, anne de "ben başıma gelecekleri biliodum işte, dinleyen olmadı ki, şu hayvanın mamasını verin bari, gidin kum alın çabuk" , " gel bakiim musticim, bunlardan sana hayır yok oğlum, gel bak maman burda" kıvamına girmiştir.
  • bunlar eğer birazcık yumuşak kişiliklerdeyse genelde çocukları tarafından "evde hayvan beslemeden yapamayan anne baba"lara dönüştürülebilirler.
    hijyen manyağı olan, yere dokunsam elimi yıkattıran, her hafta bit,tırnak,kulak içi temizlik kontrolümü bile yapan bizimkilerin transformasyonu yaklaşık 15 yılda eve bir köpek almaya ikna ederek tamamlatmaktan gurur duyarım.

    şahsen daha küçük yaşlardayken ben ve kardeşimin hayvan sevgisi kendini göstermeye başlamıştı. sokaktan bulduğumuz her türlü hayvanı eve getirdik. fakat denizden topladığımız 1 kova plaktondan, ayağından iple sehpaya bağladığımız kurbağaya, leğende yüzdürmeye bayıldığımız kirpiden, kendilerine legolarla ev yaptığımız sümüklü böcek ailesine kadar her türlü hayvanımız hijyen+düzen manyağı anne ve babamız tarafından evden uzaklaştırıldı.

    en sonunda kendileri küçük evcil hayvanlar alarak evi ormana çeviren içimizdeki hayvan merakını bir nebze olsun söndürebilceklerini düşündüler ve ilk kuşumuzla transformasyonun ilk aşamasını gerçekleştirdik.

    pamuk adlı bir yılandan, tamagotchi'ye kadar her türlü minik çaptaki ev hayvanını beslemiş çocuklar olsak da hayvan sevgimizi ne akvaryumdaki balıkları mıncıklamak ne ördeğimizle banyo yapmak, ne ipek böceğinin koza yapmasını izlemek hiç bi zaman tam anlamıyla kesemedi.

    en sonunda yatak odamızdaki gardrobumuzda beslemeye kalktığmız yavru kedinin gece miyavlamaya başlayarak basılmamıza sebebiyet vermesiyle birlikte daha büyük çapta bir hayvan almadan sakinleşmeyeceğimiz farkedildi. fakat evde kedi ve köpek gibi bir hayvana yer kesinlikle yoktu ve bu açık bir dille bize anlatıldı.

    derken bir gün sokağa atılmış yavru bir poddle'la karşılaştım. evdekilere durumu anlattım.
    babamın hiç unutmam "bu eve köpek getirirsen ne köpeği ne de seni içeri alırım!!" şeklinde böğürdüğünün ertesi günü eve köpekle geldim. kendisi muço, 8 senedir bizimle yaşıyor, hatta ben 5 senedir istanbuldayım yani son 5 senedir annemler bakıyor kendisine. geceleri babamla annemin arasında uyuyor, oğlum diye hitap ediliyor evde, babam her içki masasında kafası iyi olunca mutlaka bana bi küfür eder eve getirdiğim için muçoyu, bi kadeh daha aldıktan sonra da trilyon verseler köpeğimi vermem demeye başlar. ha nooldu annem ve babam hala hijyen delisi, evdeki sıvı sabunların içine dezenfekte edici maddeler koyuyoruz son 8 senedir. babam muçoyu sevdikten sonra ellerini yıkar hala bize de yıkatır. 3 ayda bir yapılan kist aşısını biz paranoyaklığımız yüzünden 2 ayda bir yakar mucocuğun poposunu. ama sonuçta hayvan öyle bişey ki alıştırtırır kendine ve her anne baba hayatını ona göre düzenlemeyi öğrenir.

    benim hayvan sevgim mi?? hayır hala tatmin olmadı tabi ki... at istiyorum asıl ben bir tane. fakat sokaktan bulup getirmek mümkün değil kendisini şükür ki.
  • bunlardan anne olanının kucağına tüm vıdı vıdılardan sonra yavru kedi konulduğunda, bir daha yüzünüze bakmayıp bütün gün kediyle oynama ve kediye iltifatlar yağdırma potansiyeline sahip olanları da vardır.
  • beslemek istemeyip de beslemek zorunda kalan anne babalar vardır ki işte benimkiler bu kategoriye sokulabilinir. beni iki sene ankarada başı boş bırakıp gittikten sonra dönüşte evde onları benden önce 5 kilo ağırlığında bir kedi-kaplan karşılamıştır. tabii sorumsuz bir serserinin* elinde büyüdüğü için bu kedimsi kaplan ne bir adaptan ne de nezaketten haberi vardır, istediği gibi tırnaklarını salon koltuklarında bileylemekte veya mutfak masasında benimle yemek yiyebilmektedir, tezgahta dolaşmaması benim tarafımdan anormal karşılanmaktadır.
    anne kişisinin eve gelişiyle karşı konulamıyacak eğitim süreci başlar, ve fakat kedi eğitilmek istememekte, o eğitilmek istemedikçe anne kişisi onu istememekte ve 2 senedir canım ciğerim olan kedim istenmeyince ben delirmekteyimdir. bir bakıma kedinin kavgası haklı bir kavgadır zira lavabodan su içmek her kedinin en büyük zevklerinden biridir, başka bir bakıma anne kişisi haklıdır zira siyah giymek her kadının en büyük zevklerinden biridir ve fakat bu kaplan beyazdır, tüy dökmektedir, sevecendir, sürtünmektedir, kucak manyağıdır.
    işin komiği ise hayvan manyağı olan baba kişisi hem hayvan manyağı olduğu için hem de bana biraz olsun acıdığı için bu tabloyu sükunetle karşılamakta , ortamda bir denge kurmaya çalışmaktadır. bir yandan sevimli kaplanımızın koltuklara saldırmasına, kardeşimi ısırmasına kızarken, diğer yandan ama zavallı hayvan onun da doğasında var naapsak ki acaba gibi diyerek, kendisi ağır kedici olmasına rağmen, arabulucu bir yaklaşım tutturmaktadır, mütamadiyen kofti*leşmaktadır.
    fakat görülen odur ki son birkaç aydır yapılan müzakereler sonucu ibre benim tarafıma dönmüştür, kaplanımız evde kalacak koltukları tırmalayamasa da* istediği gibi aile bireylerine sürtünebilecek, ıssırabilecektir.bunlar bu süreç boyunca bizim kırmızı çizgilerimiz olmuştur. ve bu anlattıklarım da hayvan karşıtı her ebeveyne uygulanmalıdır, ev bi ay boş bulunduysa mesela hemen istenilen cinste, miktarda mahlukat eve doldurulmalı, sonra anne babanın yufka yürekliliğine güvenilmeli ve ikimizi de verecek yer bulursanız gidelim yoksa anne bana yemek hazırla denmelidir bütün yüzsüzlükle..
  • çocuk hayvan besleme talebiyle karsılarına geldiğince "seni besliyoruz ya lan,daha ne" şeklinde düşünen,e pek haksız da olmayan ailelerdir bunlar.
  • nedenlerinden biri icin

    (bkz: cereyanda kalan kusun sanzimani dagitmasi)
  • - yok sana yemek!
    - ama anne karnim cok acikti?!
    - onu halinin ortasina sicmadan dusunecektin.