şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: home alone)
  • hem müzik dinleyip hem bira içerken sıkışınca müzik setinin yerinin değiştirilmesinin gerekmediği yaşam durumu.
    (bkz: let the music play)
  • düğün rüzgarlarına kapılıp başka bir şehre giden anne babadan, arkadaşlarına kapılıp raftinge giden bir kardeşten arta kalan evde yalnız başıma uyandım bu sabah. dün gece içtiğim kırmızı tuborg'ların boş kutuları etrafımda nöbet tutuyordu, etraf biraz dağınıktı. sehpanın üzeri kumanda doluydu, bu kadar kumandaya hükmedecek tek bir kumandanın eksikliğini hissedip yatağımdan kalktım. çok uzun zamandır evde tek başıma kalamıyor ve içemiyordum. gelenimiz gidenimiz çoktu, mutlak sessizlik bir türlü sağlanamıyordu. bizimkiler gidince ya ev biraz büyümüştü ya da ben küçülmüştüm, bir ölçeksizlik söz konusuydu. anlamsız bir sabahtı, ne yapacağım pek belli değildi. kumandalardan işime yarayanları alıp televizyonu açtım, kafam kesinlikle başka yerdeydi fakat neresi olduğunu bilmiyordum.

    yeni doğmuş bir bebek gibiydim, dünya epey yabancı geliyordu. kumandanın üzerindeki ikonlara baktım, dört tane düğmeli basit bir kumanda her şeyi çözebilecekken teknoloji şirketleri çığırından çıkmıştı. digiturk kart doğrulama işlemine başladı, o sırada balıklara dün yem vermediğimi hatırladım. babamın giderken sıkı sıkı tembihlediği iki konudan biriydi balıkların yaşaması. ölmemelerini sağlamak zorundaydım, eğer birisi ölürse yerine yeni bir turuncu balık alacak param yoktu. beş liraysa alırdım gerçi, fakat on liraya üç kırmızı tuborg alabilecekken bunu balığa yatıramazdım. akvaryuma gidip mikrop kadar yemleri, iki balığa üçer tane düşecek şekilde pay ettim. başkası beni, ben balıkları besliyordum. besin zinciri dedikleri bu olsa gerek, komşumuz sağ olsun dün akşam bir tepsi yemek göndermişti. düz pizza yerine makarna, börülce ve kaşık salatasını katık etmiştim. balıkları bana emanet eden babam, beni komşulara emanet eden annem. salondaki bitkileri de sulamak gerekiyordu fakat gücüm yerinde değildi. sayısal lotoyu kazanmaya dair kariyer planım sekteye uğramıştı, ilk üç kolonda ikişer rakam bilerek para getirmeyen bir başarı kazanmıştım. sonra da gecenin içine üç kırmızının tahmin edilemez, tahmin edilse bile yeterince ifade edilemez büyüsüyle ilerlemiştim.

    mutfağa girdim, bir anlık dalgınlıkla bulaşıkları yıkadım. komşuya tabakları boş göndermek savaş başlangıcı olabilirdi fakat evde de pek bir şey yoktu. ev bomboş gözüküyordu, tuhaf şekilde duvarlar uzamıştı ya da ben kısalmıştım. bizimkilerin gitmeden önce hazırladığı ve harfiyyen uyulması gereken listeye baktım, bu maddeleri hükümet uygulasa bir sene içinde avrupa birliğine girerdik ama ben tüm bu dalgınlığım ve ne yapacağımı bilemememle hepsini gerçekleştiremezdim. fırını çalıştırdım, beş dakika sonra da pizzaları koydum içine. gün boyu dışarı çıkmadan pizza yiyecek ve belki de evde tek başına kalmak üzerine yazı yazıp odaklanmaya çalışacaktım. akşam üstü beşte de man u-chelsea maçı vardı, güzel olacaktı. futbolsuz geçen günlerin taa amına koyayım deyip buzdolabını açtım. karpuz vardı ve daha uzun süre orada kalacak gibiydi. sevgilimle karpuz almıştık birkaç gün önce, güzel bir koyda denize girdikten sonra da eve gelip karpuz yemiştik. dondurma da vardı kurabiyeli. daha 24 saat geçmeden onu özlemiştim yine, gittiğinden beri öylesine almıştım nefesleri. askerdeyken, özleme limitlerini sonuna kadar doldurduğumdan artık birkaç gün görmesem gözümde tütüyor. aylarca nasıl beklediğimize şaşırıyorum.

    on dakika sonra pizzalar oldu, tepsiyi iyice yağladığımdan bu sefer yapışmadılar. kötü ve lezzetsiz bir pizzaydı, dün gece bunları yemediğim için mutlu oldum fakat gülümsemedim. ceylana saldıran aslanları izleyerek pizzayı bitirdim. aslanlar taze ete bedava ulaşırken, biz kötü bir pizzaya bile para veriyoruz. ama onlar da çiğ et yiyor. tüm canlıların handikapları var ama para kazanmak zorunda olmak dışında insan olmak fena değil. en azından güzel maçlar oluyor ve bira içebiliyoruz. klimayı ve plaj havlusunu da biz bulduk.

    televizyonun karşısında pizza yedikten sonra günün geri kalanı için plan yapmaya çalıştım, evde tektim ve bu her zaman başıma gelen bir şey değildi. çılgınca fikirleri hayata geçirebilirdim fakat aklıma hiçbir şey gelmedi. bu sıcakta dışarıya çıkmak epey çılgınlık olurdu, o yüzden evde oturup program kurmaya karar verdim. yüzlerce set up dosyası vardı ve bir yerden başlamak gerekiyordu. belki gaza gelirsem bir uzay istasyonu bile modelleyebilir ve günün geri kalanına star wars izleyerek devam edebilirdim. acilen yapmam gereken şeyler yoktu, kimseye söz vermemiştim, kuzenimin kahır mektubu gibi geçeceğine kesin gözüyle bakılan düğünü benden binlerce kilometre uzaktaydı ve evde tek başımaydım.

    dün geceden downloada bıraktığım bilgisayarımın yanına geldim, bir gece boyunca açık kaldığı halde indirmesi gereken şeyin sadece yüzde 0.5'ini indirmişti sikik. kaldır ve veriyi sil dedim, kaldırdı ve veriyi sildi. dünyanın en güzel programı winampı açtım, nirvana-pennyroyal tea çıktı. mutfağa gidip kendime bir kahve yaptım, rajaz dinlemenin doğru zamanındaydım ve tüm bu yaşadıklarım istanbul'da boğaz kenarında dikilirken yahut diyarbakır'da soğukta nöbet tutarken aklımdan geçenler olabilirdi. moralimi düzeltmek istediğim zaman direk askerliği ve gecenin köründe nöbete giderken gözlerimi açık tutmaya gayret ettiğim anları düşünüyorum. işte o zaman mutlu oluyor ve gülümsüyorum.

    aziz dostum willy'nin on sene giydikten sonra bana hediye ettiği ve bir zamanlar mavi olduğuna dair söylentilerin dolaştığı uyduruk şortumla oturup herhangi bir amacı olmayan bu yazıyı yazarken bile gülümsüyorum. hafiften ayrık dişlerim, günün birinde zengin olacağımı söylüyor.
  • 3 tane de bira alıp, müzikle beraber sakin sakin, sessiz sessiz yudumlamak... hayatın güzel olduğunu hatırlatan nadir anlardandır. hele bi de geceyse ve ay ışığı varsa tadına doyum olmaz.
  • huzur, dinginlik, özgürlük ve kafa dinlemenin bir araya geldiği durum.

    anne ve babanız, okulların kapanması ile birlikte kardeşinizi alıp yazlığa / memlekete giderken siz de işiniz gereği yaşadığınız şehirde kalıyorsanız uzun, huzur dolu bir yaz sizi bekliyor demektir. anneniz, gitmeden önce muhtemelen 8-10 gün yetecek yemek yapmıştır size. normalde mutfakta iyi değilseniz, tek başınıza karnınızı doyuramayacak kadar beceriksiz iseniz durum gerçekten vahim. işten aldığınız maaş, hazır yemeklere gidebilir. (tabii eve gelip size yemek yapacak sevgiliniz yok ise, var ise ne ala)

    neyse ki ben öyle değilim, annenin evde olduğu günlerde mutfağa girip tabak almaya bile üşenirken yalnız olduğunuzda mecburiyetin getirdiği bilinç ve motivasyon ile girersiniz mutfağa, çünkü siz bir adım atmazsanız beslenmek için, kimse size gelip yardım etmeyecektir. yemekleri ısıtırken, salata yaparken televizyondan müzik açarsınız. müzik eşliğinde yemeği hazırlayıp masaya oturursunuz. bir yandan da monologlar yaşayabilirsiniz: ''off bee salataya bak, yine döktürdüm, beni alan yaşadı anasını satıyım''

    yemeğiniz yiyip karnınızı doyurduktan sonra o masayı toplamak, ekmek kırıntılarını silmek ölüm gibi gelir. ben bilirim masayı 3-4 gün silmediğimi ama siz öyle yapmayın, yazık, günah. üşenmeyin 2 dakika sürmüyor elinize bezi aldıktan sonra.

    gündüz iş yerinizdeyken de akşama dair planlar yaparsınız, tabii arkadaşlarınız ile çıkmayacağınız ve evde olacağınız akşamlar için.
    - eve giderken cips alayım da bira & cips & film üçlemesi yaparım.
    - bilgisayarı götüreyim de gecenin körüne kadar football manager oynarım.
    - kitap okumak ve erkenden uyumak da planlara girmek ister bazen ama pek mümkün olmaz.

    yetişkin biriyseniz ve evde tek iseniz, hayat gerçekten çok güzel.
  • bir ömür kalsam şikayet etmeyeceğimden emin olduğum durum. evde yalnız kalmanın verdiği huzur hiçbir şeyde yok.
  • aile ile birlikte yaşayan biri için, fırsatın oluşması ile tadına doyum olunmayan durum. arkadaşlar davet edilir, soğuk bira veya içecekler eşliğinde film izlenir, yenilir içilir, özgürlüğün tadı çıkarılır. kimsenin rahatsız olacağını düşünmediğinizden dilediğinizi yapar hatta fuck buddy ile zevkli zamanlar geçirebilirsiniz....
  • şimdiye kadar bir kere evde tek kaldım,zaman geçmek bilmedi,gece bitmedi.gün ağarana kadar televizyon izledim her yer iyice aydınlanınca televizyonu ve ışığı açık bırakıp uyudum.