şükela:  tümü | bugün
  • ev ahalisinin evin dışında olması ve o evin sakini olarak tek başınıza evde vakit geçirme durumu. gerçekten de evin en sakin anlarını yaşamak ve huzurlu bir gün geçirmek için birebirdir.

    he tabii zaten yalnız yaşıyorsanız, aynı özgürlük duygusunu vermeyebilir sizin için; ama gerçekten iyi hissettirir yalnız kalabilme özgürlüğü.
  • hayır yalnızda yaşamıyorum aslında. ailemle yaşıyorum şu aralar ama her sabah uyanıyorum evde insan yok ak gecede yok. bu nasıl aile evi lan? yıllardır evde hep birinin olmasından şikayet ederdik sonunda çarpıldık ak insan yok.
  • aileyle yaşanan bir evdeyseniz, sırf yalnızlığın tadını çıkartabilmeniz için evden dışarı çıkmamak için sebep yaratırsınız. arkadaş randevularını bile erteletebilir. o derece.
  • az sonra gerçekleşecek çılgın fantezim. boğazımın yanması, kafamın zonklaması, yanaklarımın kızarıklığı, tıkanan kulaklarım mutluluğuma vesile oldular. offf öyle bir çok televizyon izliycem ki o kadar olucak! mutfağa gitmemek için termosa çay koyup yanıma alıcam. çiş meselesi var bir tek, oğlanın lazımlığını mı..oha yok artık, neyse tuvalete giderim bir şey olmaz. allahhh izdivaç programı da vardır şimdi, çok çılgın saatlere gebe bu akşam *
  • saat sayiyorum resmen bunun icin. boyle ayaklari uzatip, guzel muzigi acip mis..

    tanim: surekli olmadikca harika olan seydir.
  • 6 yildir yalniz yasayarak tecrube ettigim hede.
    alisilinca tehlikeli bir bagimlilik yapma durumu var, zira sevgilinizle bile paylasasiniz gelmeyebilir o evi. güzeldir ama kararinda, evin tek hakimi olmak iyi de iceri giren kimse olmazsa kafayi kirarsiniz.
    bunu tecrube etme sansi olmayan, aileyle yasayanlar icin evde yalniz olunacak bir kaç saat dahi nimettir mesela.
  • bazen çölde susuz kalmışcasına güzel gelir insana. mesela ben bu ara o kadar curcuna o kadar gürültü içinde hiç kendime bakamadım. ama bu haftasonu hem şehirde hem evde yalnızım. ohhh misss gibi sessizzzz sakinnnn. bi tek yağmurlu hava planımı bozdu bozacak. eğer yarın yağmur yağmazsa eymire gidicem. her pazar eymirde bisiklet sürme hayali kuruyorum. yarın tek başıma gidicem eymire. livadan kuru pasta alırım, uykusuz ve leman alırım, şemsiyemide alırım. spor salonundan kondisyonluyum artık. gölün etrafını bisikletle dönebilirim.

    evde kimse olmayınca tek sıkıntı kanepede uyuyorum yada uyuyamıyorum ama olsun bu haftasonu tatile gelmiş gibiyim.
  • bu şehirde artık kışı pek görmüyoruz. bu şehre adanmış, içinde, "şekerli kar kokusu" gibi sözler geçen şarkılar var, ancak kışı pek görmüyoruz, ama yaz var. sıcaklık arttıkça sivrisinekler de artacak diyor national'daki herif. neden bu kadar çok seviliyor o program bilmiyorum, aynısını ben de derdim, dedim de ve pek umursanmadım.

    üstümde bir boxer ile günün yarısını geçiriyorum. açık pencerelerden içeri dalan meraklı komşu gözleri korkuyla geri çekilirken çalıştırmaya üşendiğim fana bakıyorum. artık birbirimizi kandırmıyoruz. bunca yılın ardından artık birbirimize bakışmanın daha kafi olduğuna kanaat getirdik. o bir fan, evet ama soğutmadığı gibi daha da sıcaklaştırıyor. dramatikçe dalgalanan perdeleri istemiyoruz.

    son 1 saattir best coast - california nights loop'ta.. ses sonuna dek körüklenmiş. bomboş apartmanda duvara vurup kıs şunu diyecek bir insan evladı yok. yerlerdeki kitaplar tozlanıyor. neil gaiman tozdan hapşuruyor, playstation 4 tozun altından ps4 değilmiş de ps1 miş de bir köşede çürümeye bırakılmışçasına tozlanıyor. ağzımız yüzümüz toz içinde.

    kalorifer peteği gibi ağırlaşmış demir gibi bir sıcağın altında inanmaya pek oralı olmuyorum ama sene 2017 olmuş. misafirler ne ara gitmiş bilmiyorum. eskiden düş sokağı sakinleri vardı, kahveler ve enigma'dan i love you i'll kill yoular anlamlıydı. böyle bir yazda ne yapılır emin değilim. post rock? intikam? düş? hırsı? garip kelimeler bunlar.

    bu bomboş evde ve hiçbir tadı kalmamış anılar arasında ruhumun bir kısmı 1999 yılında hala. 2017 yılında işte o kısma şaşkınca bakıyoruz. o kısım daha hala pink floyd'dan sorrow dinlemek, kendini lava lambalarına, gece 3lere atmak istiyor. ağzımız açık bakıyoruz.

    intikam alacak kim kaldı ki şimdi?
    bağıracak kim kaldı?

    acısı sızısı hiç geçmeyen gitar riffleri soloları ve davul patlamaları var bir tek ve onlar da yolu aydınlatmıyor artık.

    balkondaki çiçekler 1 haftalık susuzlukla çürümeye başlamış. posta kutusuna atılan ilanları ve faturaları evde biri yaşıyor sansınlar da hırsız girmesin diye düzenle topluyorum. ve bıçakların, tavaların üzerindeki yağ hiç geçmiyor. doğrama tahtasının üstündeki domates lekesi bir hannibal lecter ayininden artanlarmışçasına çıkmıyor.

    arada bir ailemin yaşadığı salona giriyorum. solucan deliğinden geçerek yapılan bir galaksiler arası yolculuğa benziyor. bir adım atıyorum ve kendimi elimi dahi nereye koyacağımı bilmediğim, farklı fiziksel gerçekliklerle yaşatılan bir odada buluyorum. kan kırmızısına boyansa daha bir anlamlı olabilecek kuğu bibloları bakıyor yüzüme. ben de onlara bakıyorum. iki taraf da gördüğü şeyin ne olduğunu kestiremiyor. bir an sonra solucan deliğinden geçerek davul patlamalarından geberen california nights'lı odama dönüyorum.

    her yere yazı kırıntıları bulaşmış. o sevdiğim dünyaya ne oldu bilmiyorum. sanki, şimdi, limited sunshine filmindeki intiharından mahrum edilmiş o yaşlı prof gibiyim. 2000'lerin ortalarında bir yerde ölmeliydim. henüz kediler varken. henüz yağmur dinmemişken. henüz ağlayabiliyorken. henüz alışmamışken. o günlerde arkamı dönüp siktirip gidebilir ve pişman olursam delik deşik de olsa dönebilirdim. ama bugünlerde 30 bin liralık borçla arkanızı dönüp gidemiyorsunuz. "ya geri dönersem" diye bir sıkıntı doğuyor böyle bir durumda.

    koridorları kafama sürtüyorum koridorlardaki duvarları sıkıntılarıma. duvarlardan birinde rönesans döneminden kalma şu tanrıya elini uzatan adem resmi var. alırken pek bi sevmiştim. sonraki 10 yılda neden sevdiğimi hatırlayamadım. şimdi anlıyorum ki, rönesans, hermescilik oynayan sıkıntılı adamların sahasıydı. orda ne işim vardı bilmiyorum. kendilerine bir mazi, bir sır, bir hakikat oluşturabilmek adına geçmişten günümüze bütün simgeleri kendilerine mal etmiş tapınakçıların içinde ne dolanıyordum bilmiyorum.

    sanırım nerde yaşadığıma dikkatla bakmamaktandı. yılın artık 2017 olduğunu fark etmemiştim. ben ezoterik bir şekilde içlenirken yıllar geçip gitmişti. komiktim. bunları yazarken masanın üstüne saçılmış köri kokusundan hapşuruyordum üstelik ingiliz bile değildim.

    dedikleri doğruydu ama. çocukluktan yaşlılığa önce saniyelerin, sonra dakikaların, sonra ayların, sonra yılların, sonra on yılların içinde yaşarsın. ben, yıllar dakika gibi geçiyor kısmındayım şu anda. korkudan ağzıma sıçılıyor. bir sonraki aşamada yaşlanmış olacağım ve ama kendime verdiğim bi söz var, kırkımda hala aynı günde olursam bitireceğim bu işi.

    ev yalnızlığı... sosyallik panik atakları geçiren bir yılda kendi kendine konuşmaktan farksız. ama yine de denilecek bir şey varsa, birileri geride kalmalı. yanan fenerin ardında durmalı biri. sırf, gökyüzü ufkun birleştiği noktada yanıyordu ve ben hepsini gördüm diyebilmek için birisi kalmalı geride. kaldım da. ama bazen diyorum ki, bir köpek olsa iyi olurdu. kediler elimi ısırdı. seni seviyorum dediğimde yüzüme tısladı.

    mutfak tezgahını silmek ömrünüzden, çok kıymetli izin gününüzden birkaç saati alıp götürebiliyor. onu diyeyim. müthiş kitapları yazanlar da ben ne yapıyorum diye sordu mu acaba? ya da müthiş sololar atanlar ne ara bunu öğrenmeyi başarabildi? bugün bir kere daha bunu merak ediyorum. ben evden işe gidip, işten de eve dönüp yemek yapana kadar gün biterken insanlar nasıl diğer insanları, şehirleri, müziği ve kitapları ele geçirmeyi başarabildi?

    onlarda gün kaç saatti?

    şimdi demeliyim ki, bu evde gün, yaklaşık 1 saatte güneş etrafında dönüşünü tamamlıyor.

    tek hoşuma gidense, sesi sonuna dek açtığımda, kanarttığımda, sesler bateriler sololar hala koridorların duvarlarından katran katran yapış yapış akıyor ve ben beynim dönerek samanyolu'nun 3. kavşağının başında bir yıldızın üzerine kusuyorum.

    hepsi bu evde. alice'in elinde bir bıçak. kitap raflarında ise neil gaiman herkesi düzeninden eden naked filminden çıkmış bir karaktermişçesine bir torbacı. bense "çıkar bizi buradan" sesleri duyuyorum.

    orada ev kendi kendine şarkıyı söylemeye başlıyor:

    "there must be someway out of here" said joker to the thief