şükela:  tümü | bugün soru sor
  • yalnızken ağlayan insan vicdan sahibi, samimi ve duygusal kişidir. gözyaşlarını sömürüye dönüştürmeden kendi kendini rahatlatır. güçlü insanlara özgü davranış biçimidir.

    selam olsun onlara, yalnız geldik zaten dünyaya. mutluluğu paylaş, acıları kendin yaşa.
  • az önce yaptığım şey. bu başlığa denk gelmem ilginç oldu. gerçi evde yalnız değildim, eşim salondaydı, kızım da uyuyordu. mutfakta yalnızdım diyelim. cezmi kalorifer grubunda bi post'a gülmüştüm. gözümde canlandı koskoca mazi diye bi yazı vardı resimde. neşe karaböcek takıldı dilime haliyle. ya da gülden miydi bilemedim. neyse mutfağa geçtim, bi taşım kaynattığım süt gerçekten de bi taşmıştı. dedim olmuş bu, mayalayayım. o arada şarkıyı mırıldanıyorum. tencereden mayalacağım cam kaba boşaltıyorum sütü. bu arada tercih cam ya da porselen kaptır iyi bir yoğurt için. kapağı da süzgeç gibi hava alan bi şey olursa daha iyi. neyse sütü boşaltıyordum, şarkıyı mırıldanıp. annem geldi aklıma. neşeliyken iş yaptığı sıra güzel türkü ya da şarkılar söylerdi. trt repertuarını komple bilen nesildendi. tipik anadolu kadınıydı sanatla dinlemek izlemek dışında ilgisi yoktu. -dili geçmiş zaman kullandığıma bakmayın. hayatta hala. 8 yıldır yatalak. beyin kanaması geçirdi, üzerine hastane enfeksiyonu. üç ay sonra derin bir sessizliğe gömüldü. her şeyi yaptık, olmadı vücut fonksiyonlarını -yeme içme gözleriyle takip edip bazı tepkiler verme, gülümseme vs dışında- geri getiremedik. kadere sığındık. biyolojik baba defoldu gitti. çocukları karısı ve bir yıl önce doğan tek torunu çok umrunda değil muhtemelen. üç sene başka bi karıyla yaşadı, karı buna tekmeyi bastı. napalım dedim, allaha havale ettim.

    neyse, yoğurt diyordum. annem de böyle yemek falan yaparken şarkı türkü söylerdi. bu aklıma geldiği an boşalttım çeşmeyi. hala gırtlağımda bi yumruk. yüzüm de alerji oldu, gözyaşlarım aktıkça kabardı suratım. annemin sesini duymuyorum sekiz yıldır. bizi görünce gülüyor, torununa gülüyor kucağına alıp mıncıklayamasa da. ama işte annem o annem değil. telefonu kayıtlı hala rehberimde. adamın biri almış hattı. kontör yüklerdim arada, mesaj atmayı öğret derdi, anne boşver sen çaldır biz ararız derdik. bir kez bile trafiğe çıkmadı ama 50 yaşında ehliyet aldı. benim hala yok misal..

    yoğurt diyordum, mayaladım. tutar inşallah.
  • annemin biyopsi için gidip göğsünün alındığı gün yaşadım ben bu olayı...
    5 yaşındaki kardeşime, annem hastanedeyken annemin yokluğunu hissettirmeme görevi bana verilmişti. iyi anlaşırız kardeşimle... işte oyun oynadık biraz, çizgi film izledik derken uyuyakaldı bizim küçük... ben de oturdum başında izliyorum onu uykusunda. kulağım telefonda hastaneden gelecek haberi bekliyorum. ki ben sadece biyopsi için gidildi sanıyordum. neyse telefon geldi yarım saat sonra... babam birşeyi yok işte uyutuyorlar falan dedi. sesinden anladım bir terslik olduğunu... teyzemin kızı vardı annemin başında onu aradım, ondan aldım acı haberi...
    içime dert oldu öylece evde oturmak... derken bizim küçüğe baktım, annemi sayıklıyordu. uykusunda artık hissetti mi bilmiyorum ama ben kalakaldım öylece...
    20 yaşındaydım o zaman. hiç hissettirmemem gerekirdi kardeşime olayları ki asli görevim de buydu zaten...
    yavaş yavaş gözlerim dolmaya başlıyordu. dayanamayacaktım artık biliyordum hemen arka odaya attım kendimi. bir iki derin nefes aldım, sonra yerde buldum kendimi... durduramıyordum gözümdeki yaşları... yerden kalkamıyordum. 1 saat kadar kaldım yerde... hıçkıra hıçkıra ağladım küçük bir çocuk gibi. kardeşim ağlayarak uyandı sonra, ona yansıtmamak için yüzümü gözümü sildim, gittim yanına...
    erkekler ağlamaz derler ya... en büyük yalanın bu olduğunu o gün anladım ben.
  • evde bi yalnız kalabilsem, ilk yapacağım şey
  • kardeşini hele de 27 yaşında kaybettiyse insan..
  • evde yalnız olduğum zamanlarda en kallavisinden acılı türk filmi izlemek suretiyle uyguladığım rehabilitasyon yöntemi.
  • durduk yere ağlanıyorsa "hayırlı olsun nur topu gibi bir depresyona giriyorsunuz" işaretidir.
  • kedimin yanımdan bir an olsun ayrılmadığı an.
  • ne kadar yalnız olduğunu en iyi idrak ettiğin andır.

    arkadaş gruplarından, yüzeysel bomboş dertleşmelerden, klişe tesellilerden bıktığınız bir yaşa geldiyseniz belki de tek seçeneğinizdir. ne kadar çok ağladığınızı sabah açamadığınız gözlerinizden ve komşuların bakışlarından anlarsınız.

    bir insanın bir şehirde yanında utanmadan sıkılmadan ağlayabileceği en az bir yakını olmalı diye düşünürken sizi yalnız bırakanın, ağlatanın o tek insan olduğunu hatırlar iyice kahrolursunuz. sırf sarılma hissini yaşatsın diye duvarın köşesine oturduğumu bilirim. uyurken kendi elimi tuttuğum da çok olmuştur. ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi gülümsemeye de alışkınım ama tek bir hayatımız varsa bunu böyle yaşamak adil mi onu bilmiyorum işte.

    bugün bir cümle gözüme çarptı. sanırım johnny depp demiş. "insanlar güçsüz oldukları için değil, çok uzun süre güçlü durdukları için ağlarlar." koskoca jack sparrow yanılıyor olamaz herhalde. o yüzden utanmayın boşverin, geliyorsa içinizden ağlayın. vardır bir hikmeti.

    o dedikleri anlamda geçmesini istemediğiniz bir derdiniz varsa geçer denmesi korkunç gelir biliyorum. geçer diye teselli etmeyeceğim o yüzden. sadece ağladığınız şeyin istediğiniz şeye dönüşmesini diliyorum.

    bunu okuyanlar arasında güzel insanlar olduğuna inanıyorum. canı yanmamış adamın bu başlıkta işi ne zaten, o yüzden tanımasam da sizi seviyorum.
  • 3-4 ay öncesine dek haftanın neredeyse her günü başıma gelen şeydi. anlatılacak bir tarafı yok. ailen kilometrelerce uzaktaysa daha da tarifsiz bir şey oluyor. duvarlar insanı iyice boğuyor. dört duvarı kırasın geliyor. arkadaki boş odaların kapısına gidip bakıyorsun bazen öylece. o zaman daha da fazla hıçkırıklara boğuluyorsun. sonra uyku. ertesi akşam tek başına yemek yerken, tek başına kahve içerken, tek başına çamaşır yıkarken, uyumaya çalışırken üstelik bazı geceler korkarak, sabahları evde çıt sesi olmadan uyanıp kahvaltını sessizce yaparken falan... üniversiteyi birlikte okuduğun yıllarda abinle aynı evi paylaştığın ve onun bazen sabahları üşenmeden yakındaki fırına gidip sana aldığı çok sevdiğin tuzlu kurabiyelerin tadını kendin gidip alınca bulamıyorsun mesela. neyse ki son 3-4 aydır olmuyor bu. şimdi düşününce yine içlendim ama ne kadar fazla eşin dostun olsa da bazı şeylerin yokluğu apayrı. gözünüzün yaşını silen birileri varsa geçiyor bir süre sonra. umarım bir daha hiç geri gelmez o akşamlar, sabahlar bir gün...