şükela:  tümü | bugün soru sor
  • edit: gelen onlarca mesaja, olumlu-olumsuz eleştirilere, buraya yazılanlara teşekkür ederim. hepsini tek tek okuyamadım henüz, okudukça cevaplayacak, yolladığınız linklerden faydalanacağım.

    çok daha fazla detay vermem gerekiyormuş onu da anladım. çünkü benim için önemli olan oyuncağın gitmesi/geri gelmemesi değil, böyle bir olay karşısında bundan böyle nasıl bir tavır takınmam(ız) gerektiğiydi.

    peşinen söyleyeyim, çok defa yazılmış, zaten ödünç verdiğimizi belirttim. annesi, babası bir şey demeyince, çocuğu da kırmak istemediğim için, o zaman şimdi al götür, biraz oyna, bir daha geldiğinizde geri getirirsin dedim. muhtemelen geri gelecektir zaten; yani arif olan anlar. şu anda konu oyuncak değil.

    büyüdükçe benzer olayları daha çok yaşayacağımız için, fikir edinmek istemiştim, almam gerekeni aldım. sağolun.

    edit2: kişisel bir anıdan ziyade herkesin yarasına parmak basan bir konuya da sözlükte yer vermiş olduk.
    “hırpalanmış yerlerinden öperim çocuk.”

    ————

    böyle bir kuzenim vardı. maddi durumları bize göre oldukça iyi, oyuncakları benimkilerden katbekat fazlaydı. ben sindylerle idare ederken onun barbie koleksiyonu vardı. onun kocaman bir barbie evine karşılık, sahip olduğum tek barbie teyzemin karne hediyesi olarak aldığı çamaşır asan, ütü yapan barbieydi. oyunda bile o, parti elbiseleriyle ken tavlama peşindeyken, ben kül kedisi gibi pembe ütü masasında ömür çürütüyordum.
    neyse...
    bu çok sevdiğim kuzenim bize her gelişinde eline kaptığı bir oyuncağı evine götürmek suretiyle adını kalbime daha da kalın harflere yazdırıyordu.
    mavi saçlı kız kitabını kitaplıkta her gördüğümde çocukken en sevdiğim bebeklerimden olan mavi saçlı kız ve onun benden izinsiz kuzenime verilmesi geliyor mesela.
    çünkü o ağlamasındı, çünkü o huysuzluk yapmasındı, çünkü geri getirirdi.
    hiçbirini geri getirmedi.
    bu yüzden hala en sevdiğim kuzenimdir. canım ciğerim.

    yıllar sonra bunları hatırlamama sebep olansa, hafta sonu misafirliğe gelen oğlumun kuzeniydi. tam gitmeye hazırlanırken, gözüne kestirdiği iki oyuncağı kaptığı gibi başladı amcasına sevimli bakışlar atmaya. bizim oğlanın en sevdiği iki kocaman araba ve ikisi de hediye üstelik. kötü yenge olmamak için önce sessiz kaldım, aynı annemin ben küçükken yaptığı gibi. sonra tabi kötü yenge olmayı düşüncesiz anne olmaya tercih edip; bize geldikçe oynayabileceğini, eğer alıp giderse arkasından kuzeninin çok ağlayabileceğini(2 yaş büyük bizimkinden) falan anlatmakta çalıştım ama anne babası çocuğa bir şey demeyince eşim de kalbi kırılmasın diye al oğlum, neyi istersen al götür dedi.
    çok bozuldum a dostlar. oğlum boynu bükük olanları seyrederken, 2.5 yaşında, daha anlamlandıramadığı bu zorunlu paylaşmacılık içine itilmesine üzüldüm.

    isterse aynı oyuncakları ona da alabiliriz, daha iyilerini de alabiliriz ama sırf o mutlu olsun diye, iyi amca olacak diye oğlunun en sevdiği oyuncakları verdiği için durumu izah ettim eşime misafirlerimiz oyuncaklarıyla beraber gittikten sonra.
    şimdi belki anlamıyor ama büyümekte olan bir çocuğa sahip olduğumuzu ve kendini kuzenlerinden daha değersiz hissettirecek şeyler yapmamamız gerektiğini falan anlattım.

    sonra acaba çok mu abartıyorum diye bu konuyla ilgili uzman görüşleri, akademik yazı vs. aramaya başladım derken instela’da bu şekilde bir başlık açıldığını ama burada olmadığını gördüm ve uzun uzun içimi döktüm.

    gözümün önünde benden koparılan mavi saçlı bebeğimi düşündüm ve oğlumun çekici kamyonunu; benzer durumlarda ne yapmam gerektiğine dair yardım ihtiyacı duydum.
  • sen olmaz dedikten sonra eşin olur diyemez. çocuktan bebekten önce bu konuyu halledin.

    sen olmaz dedin, eşin olur olur alsın götürsün dedi. senin sözünün hiç bir kıymeti kalmadı. değerin sıfıra düştü. kötü kişi oldun.

    tek derdin oğlunun kendini değersiz hissetmemesi olmamalı bence. sen kendini değersiz hissetmediysen merak etme o da hissetmez.

    tanım: benim çocuğumun oyuncağıysa söz konusu olan biraz zor götürür.
  • arkadaş kusura bakmasın ama en güzel duyguların katilidir. benim çocukluğumda şimdiki gibi oyuncağa erişim yoktu ve alınan şeyler eh işte kıvamında şeylerdi. bense pilot lisansı olan birisi olarak çocuk halimle bile mekanik bir şeylerle oynama isteğiyle yanıp tutuşurdum.

    küçük şeylerle mutlu olmaz ve adeta bir servet düşmanı gibi illa nerede alengirli bir oyuncak var onu aldırtırdım aileme. oyuncak vinçler, lego setler vs. evde benden mutlusu olmazdı ama bu misafir çocuğu arkadaş gelip kendini yırta yırta ağlayarak benim günlerce belki haftalarca kendimi parçalayıp aldırdığım oyuncağa çöker sonra da güle oynaya evine giderdi.

    e bizde efendiyiz ev sahibiyiz falan el mecbur susuyoruz ama ne hikmetse giden gelmezdi. her neyse, hain misafir çocuğu okuyorsan hakkım helal değil bilmiş ol.
  • hikayeyi okudum. o misafir çocuğunun ağzına sıçayım, üzülüp sigara yaktırdı 33 yaşında adama.
    hayir efendim götüremez, götürmemeli, götürmesine izin verilemez, izin verilmesi teklif dahi edilemez. kişisel alan gibi kişisel eşyasıdır o oyuncak çocuğun. sıçarım paylaşmasına!. ben işyerindeki arkadaşımın saatini çok beğendim paylaşalım diyebiliyor muyum?
  • suç kendisinde değil anne-babasında olan çocuktur. çocuk çünkü, ister. her şeyi ister. bırak oyuncağı, arabanın anahtarını bile ister.. alamayacağını, almaması gerektiğini anne-babasının öğretmesi gerekir..
  • kıyamadığım çocuktur kendisi
    bazen oğlumun arkadaşları geliyor hepsi küçük tabi 2-3 yaşlarındalar
    çok pahalı bir oyuncağı değil ise götürmesine izin veriyorum
    zaten bir sonraki gelişlerinde annesi geri getiriyor

    aynı şekilde benim oğlumda arkadaşlarında bir oyuncağı tutturduğu zaman almasına izin veriyorlar
    2-3 gün sonra uğradığım zaman bırakıyorum

    neden el kadar çocukları üzelim ki
    bizde zamanında çocuk olduk
  • sanırım en iyisi misafir çocuklarıyla oynamalık ayrı bir oyuncak seti olması evdeki ufaklığın. böylece istediğini götürebilir gelen çocuk, bizimkinin de kalbi kırılmaz.
  • çok sık olan falat pek dillendirilmeyen bir konu. bir aile nasıl bu kadar görgüsüz olabilir dedirtir, küçük çocuklar görüp isterler fakat anne babası ise onu ikna edebilmeli ve oyuncağın sahibi çocuğun ailesi izin verse bile böyle bir durumda oyuncağı almayı kabul etmemelidir.
  • buna göz yuman aile, ileride o çocukta ortaya çıkabilecek bir çok davranış bozukluğuna da göz yummalı.

    ben şahsen vermem. ya da başka bir oyuncak önerebilirim. ama o çok istediği oyuncağa kendi çocuğum da kolay sahip olmadı. bekledi, başka oyuncak taleplerinden vazgeçti falan.

    çocuktur deyip geçmeyin. hayatla bazen ne kadar erken yüzleşirsen o kadar daha kolay ilerlersin.
  • altı üstü oyuncak, bunun için tartışmaya bile değmez, götürsün ne olacak yani?

    ha ama benim model araba koleksiyonuma göz diken zıpırları kulaklarından duvara çivilediğim şehir efsanesi değil doğrudur. orası ayrı konu!