şükela:  tümü | bugün soru sor
  • kaçınılmaz bir durum. her ne sebeple olursa olsun eve gelen usta, ustalığıyla korele bir şekilde ayak kokusuna sahiptir.
  • bazı örneklerinde evi üç gün boyunca havalandırmak zorunda kalmanıza yol açabilecek durumdur. tek çaresi ustaya galoş vermektir.
  • bir inanisa gore ayagi en cok kokan usta isini en iyi yapandir.
  • daha korkuncu için (bkz: eve gelen sevgilinin ayaklarinin kokmasi)
  • yurdumun çoğu yerlerinde bir öğretmenden ya da doktordan fazla kazanan, hatta çocuklarını okutan, hastalarını iyileştiren bu öğretmen ve doktorlara, bozulan buzdolaplarının gerçek tamir masrafının iki katını alarak kazık atan yurdum ustalarının, attığı kazığın onda birinden daha azını ayırarak bir ayak pudrası almamasının göstergesidir.
    (bkz: buyur buradan yak)
  • içimi her seferinde cız ettiren bir anı, hayatta kırıp da kırdığımı fark ettiğim zannederim ilk pottur. 1988 yılında, öyle çok küçük de değil, dokuz yaşında olduğum ve oturduğumuz ikinci eve taşındığımız sonbahardı. oturma odasına halı döşemek üzere eve iki usta gelmişti ve ben annemle beraber hayatımda ilk defa bir halının nasıl döşendiğini gözlüyor, adamların hareketlerini ilgi içinde izliyordum.
    aptallık, cehalet, belki korunaklı hayat denebilir, ama o yaşımda değil nasıl olduğunu, neye benzediğini bilmek, ayak kokusu diye bir kavramın varlığından, ayakların kokabileceği gerçeğinden dahi haberdar değildim. işte bu yüzden ki, ustaları seyretmeye başlamamdan bilmiyorum kaç dakika sonra etrafı pek yabancı ve tahammülü pek güç bir koku sardığında içten bir merak içinde anneme dönüp “ya anne, burası ne koktu?” diye sormaktan hiç çekinmedim. annemin o anda bir cevap verip vermediğini, kaş göz edip etmediğini, benim orayı terk edip kokunun olmadığı bir yerlere kaçıp kaçmadığımı hatırlamıyorum. ortamdaki yeni kokuyu ortamdaki yeni insanlara bağlamak gibi basit bir zihinsel işlemi gerçekleştirememiş olduğumu görmek apayrı bir utanç kaynağı bugün bana, ama annemin adamlar gittikten sonra beni çekip, içten içe saflığıma gülse de üzgün bir şekilde “kızım ne yaptın öyle, adamların ayağı kokuyordu tabii ki, başımdan aşağı kaynar sular döküldü” demesini takip eden utanç kadar değil.
    beni çok etkilemiş, çocukluğuma damgasını vurmuş bir anı olduğunu iddia edemem bunun, abartı olur. ama uzun ve düzensiz aralıklarla da olsa, kimi zaman sebepli, kimi zaman sebepsizce aklıma düşmüş ve her defasında içime hicapla hüzün karışımı hisler salmıştır. şimdi hiçbir şeylerini hatırlamadığım, halı döşedikleri o evden on seneden çok oluyor ki ayrıldığımız bu adamlar sözlerimi duymuşlar mıydı o gün işleri güçleri içinde, duydularsa bir şey hissetmişler, canları acımış mıydı, evden çıktıktan sonra bunu aralarında konuşmuşlar mıydı, yoksa hakkında bir söz edilemeyecek kadar ağır mı gelmişti onlara, ve eğer ki hala yaşıyorlarsa, benim gibi onlar da arada bir geri dönüyorlar mıdır zihinlerinde bu buruk hatıraya? bilemiyorum.
    asla duyamayacak olsalar ve o özür hiçbir şeyi değiştirmeyecek de olsa o salak, densiz kız çocuğu adına defalarca özür dilemek istiyorum. bana insanları hiç bilmeden, hiç istemeden, üstelik de geri dönüşü olmayan bir şekilde kırmanın ne kadar mümkün, mümkünden de öte, kolay olduğunu belletmiş bir çocukluk lekesidir.
  • eve gelen ustanın etrafı bok edip gitmesinden daha kötü olmayan durumdur. zira ayak kokusundan kurtulmak için olay mahali koşarak terkedilebilir. fakat ustanın arkasında bıraktığı enkazı, dağınıklığı temizlemek için daha fazlası yapılmalıdır.
  • en basit çözümü ustayı ayakkabılarını çıkarmadan buyur etmektir.. kendisi gittikten sonra temizlemeyi tercih etmekteyim..
  • ustanın ustalık alanıyla çok yakından ilintili olan hadise.