şükela:  tümü | bugün
  • genellikle ev sahiplerinin başına gelen hoş olmayan rezil bir durum.eğer ödeyemediğiniz senetleriniz var ise önce protestoyu yersiniz ve ardından kısa süren bir mahkeme süreci ve önce evinizde bir mal tespiti yapılır ardından haciz memuru ,yanında emniyet güçleri ve avukatla kapıya dayanır.evdeki eşyaları alıp götürürler.kiracıların pek böyle bir derdi olmaz,çünkü daha protesto aşamasında evi değiştirip kayıplara karışır onlar.ondan sonra bul bulabilirsen,yap hacizi.çok zordur çook.
  • özellikle ilkokul/ortaokul çağlarındaki çocukları derinden etkileyen hadise..."baba niye bizim televizyonu götürüyorlar" gibi sorulara cevap vermek neredeyse imkansızdır...

    her ne kadar "bütün genellemeler yanlıştır" desek de, çocukken evine haciz gelmiş kişilerin büyüdüklerinde "paraya tapmak" gibi saplantılarının olmadığı söylenebilir...

    ayrıca (bkz: haciz)...
  • nazmiye teyze'lerin radyosunu ve pikabını iki geceliğine misafir etmekdir. ama ne radyoyu açmana ne de pikapta masal plağı dinlemene izin verilir. üzerlerine beyaz bir örtü örtülür, evin en görünmez yerinde bekletilirler.
  • acıklı bir hadisedir. ev ki insanların dünyanın tüm dertlerinden sıyrıldıkları, zor bir günün akşamında sığınabildikleri yegane özel alanlarıdır. eve gelen haciz ise artık özel alanın kalmadığı ve kişisel eşyalarının dahi elden gidebileceğinin görüntüsü olarak nice yıkımlara gebedir.
  • zordur, burunda ince bir sızı bırakır hem de insanın yası kac olursa olsun. ilk geldiklerinde daha kucuksundur esyaları yazdıklarını gorunce garip bir sekilde anlarsın ve hemen oyuncaklarını saklarsın. aradan yıllar geçer ve elbette yenı esyalar alınır sonra yine baban işlerini buyutme hevesiyle bir suru borc almıstır. sen ortaokula gidiyorsundur. esyalar giderken, insanlar bakar ve o zaman hissedersin ilk kez "öteki" olmayı. baban isleri buyutememiştir ama sen o an buyumussundur, annenin omzunu tutarken;
    -uzulme
    diyebilirsin sadece ha bir de
    -ben sana daha iyisini alırım... dersin
  • bir insanın yaşayabileceği en boktan duygulardan biridir. hele yaş; bazı şeyleri tümüyle kavrayabilecek kadar geç, o şeylere sadece seyirci kalmayı gerektirecek kadar erken bir yaşsa. insanın hayattaki duruşunu bile derinden sarsar. enkaza çevirir adamı. umut etmeyi öğretir insana. o küçük yaşlarda geçim sıkıntısı, borç, para vesaire ile henüz birebir tanışmadığınız için, bu kavramların varlığı da yokluğu da birdir. ta ki evinizde bir yabancının eşya saymaya başlamasını görene dek. adamın biri televizyonunuzu, bilgisayarınızı vs. fişliyor. o eşyaların yolu yol değil, bunu hemen anlarsınız. akabinde umut kıvılcımları parlamaya başlar. "belki kurtuluruz. belki eşyalarımız gitmez. bizim evimize gelmez ki haciz. belki borçları öderiz... "

    heyhat. olmaz dediğiniz olur. bir sabah çalan kapıya baktığınızda düşer umutlarınız uçurumdan. hele bir de evde tek başınaysanız. polis, avukat, çilingir, hammal dörtlüsü kapıda öyle bir belirir ki; artık farkına varırsınız öteki olmaya başladığınızın. o an hayat piyesinde tek başınıza kalırverirsiniz. yersiz ama gerekli gördüğünüz itirazlarınızın, babaya telefon edişlerin, babanın bir şey yapamamasının acısı oturur içinize. dünyadaki tek sığınağınıza, yıkılmaz gözüyle baktığınız kalenize yasal olarak el koyanlar vardır artık. eşyalar gidecektir. giderler. o eşyalar kamyona yüklenirken değil de, boş eve döndüğünüzde hayatın acımasızlığı öyle okkalı bir tokat çarpar ki suratınıza, acısı bir ömür silinmez suratınızdan. sızısını her an yaşarsınız. dünyada güvenebileceğiniz tek varlık olan babanızın bu çaresizliğini de gördükten sonra farkına varırsınız, artık hayat piyesinde tek başına sahnedesinizdir. işte o an hiç bir şeye güvenilmemesi gerektiğini, hiç bir şeyin yenilmez olmadığını, herkesin, her sistemin her an yerle bir olabileceğini bir çırpıda öğretir hayat. o an anlarsınız umut beslemek ne boktan şeymiş. o an ayıkırsınız işte, hayat aslında umut ile hayal kırıklığı üzerine kurulu koca bir denge oyunu. fakat onca hayal kırıklığına inat, yaşamak için umûd etmeniz şarttır. tekrar umut beslemeye başlarsınız. "düzelecek hepsi. her şey çok güzel olacak".

    giden eşyaların yenileri alınır, daha güzelleri de alınabilir. hiç dert değil. eşyaya üzülmek boşuna. her enkaz bir gün yeniden inşa edilir. enkazdan canlı çıkmak muhtemeldir. fakat bir takım düzenler yıkılırken enkaz altında kalan öyle duygular vardır ki, bir daha bir ömür boyu edinilemeyebilirler. o duygular enkaz altında kalır. kurtulamazlar. geçmişler olsun.

    toparlayacak olursak; haciz-icra meseleleri bence kaçınılmaz değildir. haciz köprüsünden önce daima son bir sapak vardır. insan kendisi sürüklenir bu batağa. siz siz olun ne kendiniz yaşayın, ne de başkasını böylesi hazin durumlarda bırakın! hayat bir oyundur dediysek, çocuk oyuncağı değil !
  • babamin bizimle yasadigi bes yilin cokca zamanini camasir makinamiz, televizyonumuz ve buzdolabimiz olmadan gecirmemize sebep oldu. baba borc yapar, senetler icraya gider, eve haciz gelir, anne once sinir krizi gecirir, bir hafta sonra aglaya aglaya gidip parayi oder, esyalarimiz geri gelirdi. kapi caldiginda kendimi banyoya kitledigim zamanlari bilirim, yine geldiler korkusuyla. gecenlerde artik evdeki bir dengesizin borclari yuzunden, tum ailenin kullandigi mallara dokunulamayacagiyla ilgili konusuluyordu. hukuki yonu nasildir bilmem de, o evlerde yasayanlar icin bunun ne kadar onemli bir karar oldugunu, tanimadigi insanlarin, annenin yalvarmalarina aldirmadan esyalari alip goturmesini bilenler iyi anlar.

    digiturk baglatmistim uzun zaman once. bir gun yayin yoktu. pencereyi actigimda, sallanan kabloyu gormustum. hirsizlar canagi alip, kacmislar. bana da kablosu kalmis. gittim digiturk bayisine, anlattim. yeni canak, arti monte, arti kurulum, ogrenci haliyle o an veremeyecegim bir para gerekiyordu. aylik on lira on lira odemek sorun olmuyordu da, toplu odeme biraz asiyordu boyumu. sonra kullanmadigim icin midir, ne olduysa o arada ben epey unuttum bunun aylik ucretini odemeyi. epey dedigim de, iki yili biraz asan bir sure. gunun birinde cat diye bir mesaj, digiturk beni avukata vermis, onu bildiriyorlar. bilmem hangi tarihe kadar odemezsem, haciz gelecek. hep diyorum hep; cocukluk onemli. beni aldi bir korku. telasla aradim avukati. hayatta odeyemeyecegim bir avukat parasi arti dosya masrafi bir dunya borc...
    telefonda avukata oyle bir yazdim ki ''babami bicaklayip oldurduler, anam kacti, ben de orospu oldum...'' minvalinde dramatik bir hikaye... adam inandi. sadece digiturk parasini odeyip yirttim isin icinden. faiz bile odemedim, o kadar yani... belki de eve haciz gelmeseydi, bu kadar gozumu karartmayacak, bos yere dunya kadar para odeyecektim. bu da bardagin dolu tarafi...
  • üvey babamın yüzünden saat 14:00 gibi yaşayacağım allah kimseye yaşatmasın istediğim hadise. az önce bankanın icra avukatı arayıp kredi kartı borcu yüzünden eve bugün icra göndereceğini söyledi. sanıyorum ki 5 bin lira kadar borcu var. bekliyoruz bakalım. yemin ediyorum baba kelimesinden nefret ettim ya. hayatımızı mahvetti orospu çocuğu. hayır evde kaldırılacak eşya olsa gam yemeyeceğim bir buzdolabı tv bir de çamaşır var gerisi koltuk. eder mi o kadar bilemem.
  • okuldan yeni gelmiştim, kapıyı açtım. her zaman yaptığım gibi antredeki vestiyere çantamı koyacaktım ki baktım yerinde değil. aynası kırılmıştı geçen aylarda herhalde tamire verdiler dedim, salona geçtim. içeri girmemle beraber dondum kaldım. süresiz bir sessizliğin içine girmiş gibi kaldım öylece. hiçbir eşya yerinde değil! televizyon, halılar, koltuklar.. hepsi gitmiş. sadece mavi bir leğen duruyordu kenarda. içerisinde koltukların içinden çıkan birkaç ıvır zıvır. önce hırsız girmiştir diye düşündüm, ama nasıl her şeyi götürebildi? yok yok taşınıyoruz ve sürpriz yapıyorlar.. ya da ne olabilir?
    derken annemin hıçkırıklarını duydum mutfaktan. oğlum sen misin diyecekti belki sen mi geldin ama oğlum-da tıkandı. kaldı. mutfağa doğru ilerlerken annemin nasıl göründüğünü gözümde canlandırdım. kendimi her resme hazırlamak için beynim bana oyunlar oynuyor gibiydi. girdim.
    babamın çoktan işte olması gereken bi saatteyiz. ama babam masada. önünde cam bir sürahi, bardak ve sigarası. annem fayanslara dayanmış ayakta. ikisi de ağlıyor.
    halen anlam verememiş olsam da soramıyorum. sormaktan korkuyorum. ben daha bir şey söylemeden annem gel der gibi elini uzattı, beni görünce babam dışarı çıktı. çoğu kadın gibi yine annem taşın altına elini koymuştu. o açıklayacaktı uzun zamandır borçlu olduğumuzu, işlerin kötü gittiğini ve evimize haciz geldiğini. çoğu erkek gibi yine babam kaçmıştı. itiraf edememişti beceremediğini, batırdığını ve yanlış kararlar verdiğini.
    henüz orta okulda olan o çocuk işte o gün büyüdü denebilir. ve yine o gün zaman benim için resmen durdu ve hatırı sayılır izler bıraktı hayatımda. halen banka, kredi veya haciz lafını ne zaman duysam ürperirim. hatta az evvel sol frame'de bu başlığı görünce de öyle oldu.

    velhasıl bunların hepsi geçti gitti. aradan seneler geçti ve bunları en ince detayına kadar konuştuk, tartıştık. hatta dalgasını bile geçtik.
    bizi daha da birbirimize bağladı bu yaşananlar. özellikle babamın ve bizim aramızdaki görünmeyen hiyerarşi kalktı resmen. onun dediklerinin de yanlış olabileceği ayan beyan ortadaydı ve biz bunu hep beraber tecrübe etmiştik. ve bana çok hayati şeyler öğretti bu süreç.
    şayet bir gün çocuğum olursa, ondan hiç birşeyi saklamamayı çok iyi öğrendim. gelecekteki yavrum, var olursan kısmen şanslı olabilirsin..
    sevgilerimle,
    baban.